Yaralar...

Duvarı nem insanı gam öldürür demiş eskiler… Ya bu dünyada gamsızlar var mıdır? Sanırım kimisi evet kimisi hayır diyecektir. Çünkü herkes kendi derdinin büyüklüğüne inanmış durumda. Herkes kendi sıkıntısının ve travmalarının peşinde. Oysa travma toplumu iseniz sizinki, diğerinin ki diye bir şey yoktur. Zihniyet meselesi hepimizi bir şekilde vurur zaten. Nedir bu zihniyet meselesi? İnsana insan olma hakkı tanımayan her türlü düşüncedir. Biz kim oluyoruz ki bir diğerinin yaşam şeklini, düşüncesini, hayatını yargılıyoruz. Biz kim oluyoruz ki bir diğerinin duygularını, düşüncelerini, yapmak istediklerini yargılıyoruz. İşte bütün mesele de bu… Biz kim oluyoruz? Henüz kendi hayatının meselelerini halletmemiş ne kadar insan varsa konuşuyor. Hani öyle böylede değil… Asıp kesiyor, yargılıyor, kınıyor…

Niye yapıyor insanlar bunu peki? Hep dedim yine diyeceğim… Bu ömür, bu yaşanmışlık bana tek şey öğretti… Kimde ne yoksa onu konuşuyor… Kendi yaralarını saramayanlar, başkalarınınkini sararken kendilerini iyileştirdiklerini düşünüyorlar… Bu elbette topluma yararlı bir dönüş şekli… Örneğin biz sağlık alanında çalışanlar… Hepimiz aslında her iyileştirdiğimiz kişide kendimizi iyileştiriyoruz… Bunun farkında olanlar daha naif, daha ulaşılabilir oluyor… İşin elbette olumsuz yansımaları da var. Kendi karanlık yanlarını başkalarına yansıtanlar, kendi olumsuz yanları ile yüzleşemeyip hep başkalarını suçlayan, kendi küçük büyüsel dünyalarında “ Alice’ in harikalar diyarı” ın da yaşayanlar…

Yaralar önemlidir… Bir yaranın farkında değilseniz büyür ve sonunda yaşamınızın sonlanmasına neden olabilir. Fiziksel yaralar da, ruhsal yaralar da, toplumsal yaralarda yaşamlarımızın sonunu getirebilir. Ne zamanki yaralar sevgiyle sarılır, işte o zaman iyileşme olasılığı vardır. O nedenledir ki hiçbir derdi sorunu yokmuş, mükemmel bir yaşantı içindeymiş, her şeyi çok iyi yaparmış ancak hep onu başkaları engellemiş gibi konuşan ne kadar insan varsa bana hep kendine yalan söylüyor gibi gelir. Yarasından utanan, yok sayan insanlardır bunlar ve maalesef genellikle bu insanların yaşamları ya kangren olmuş bir uzvun kesilmesi yada bu yara nedeniyle ölümle sonuçlanır. Elbette bu her türlü yara için geçerlidir. Hem bireysel hem de toplumsal hayatlarımız için de böyledir. Toplumsal yaralar kanamaya devam ettiği sürece bireysel yaralarımızda kanamaya devam edecektir. Bir toplumda kadına, çocuğa, ağaca, hayvana ne kadar yaşama hakkı tanınıyor ve yaşamı destekleniyorsa gelişmişlik seviyesi o denli yüksek oluyor. Yoksa o elinizde tuttuğunu son model telefonlarınız gelişmişlik seviyenizi yansıtmıyor maalesef. Hatta bir adım öteye taşıyalım durum analizini. Bir ülkede erkekler ne kadar kitap okuyorsa o ülke o kadar gelişmiş olabiliyor. Erkekler diyorum çünkü şu meşhur kişisel gelişim aktiviteleri ile ilgilenen, kitap okuyan, danışmanlık, terapi almak isteyenlerin çoğu kadın… Yani kadınlar yaralarının kanadığını görüyor ve çözüm üretmeye çabalıyor… Çünkü kadının dönüştürebilme gücü var… Bu güç bunu bilen ve uygulamaya çalışabilen erkekler için de geçerli elbette… Mesele kadın, erkek olmak da değil zaten… İnsan olabilmek için kendimize ve diğerine ne kadar izin verdiğimiz, çaba sarfettiğimizle alakalı…

Aynaya bakıp ne kadar değerli olduğunuzu kendinize söyleyerek başlayabilirsiniz bu sürece, ardından yakınınızdaki n yakın canlıya bakın “ evet değerlisiniz ama en az onun kadar”…

Kalın sağlıcakla…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ertuğrul Bilen
Ertuğrul Bilen - 10 ay Önce

Kızım her yazını zevkle okuyor.kopyaliyorum.aklinla binyasa

Şükrü baş
Şükrü baş - 10 ay Önce

Kendi nefsini hesaba cekebilse insan insanlık alemi ne guzel olurdu