İşte O Mezar Taşı Yazıları

Osmanlıca’nın okullarda ders olarak okutulup öğretilmesinin gündeme getirilmesi ve "Atalarımızın mezar taşlarını bile okuyamıyoruz" açıklamaların ardından birçok kişi dikkatini eski mezar taşlarına çevirdi.

İşte O Mezar Taşı Yazıları
Gölcük’ün Değirmendere semtinde yaşayan Ahmet Nezih Galitekin’in evi tam anlamıyla kütüphane gibi. Daha önce daktilo ile hazırladığı yazılarını artık bilgisayarlarla yazan ve birçok araştırma kitabı bulunan Ahmet Nezih Galitekin, önce yaşadığı ilçe olan Gölcük Belediyesi için bölgedeki eski mezar taşlarını inceleyip tercüme ederek kitaplaştırmış. Daha sonra İstanbul’dan bazı belediyelerden gelen talepler üzerine de kitaplaştıran Galitekin, Osmanlıcayı kendi kendine çaba harcayarak öğrendiğini anlattı. 
 
RESMİ YAZIŞMALAR SİYATAK YAZISIYLA
 
Gölcük’ün Örcün Köyü’ndeki ’Buba Sultan’ adlı türbe ile ilgili olarak 16- 17 yıl kadar önce araştırma yaparken Osmanlıca yazıları tercüme ettiremediğini belirten Ahmet Nezih Galitekin şunları anlattı:
 
"Osmanlı arşivinde bulunduğum bir belgede Siyakat yazısıyla bir derkenar gördüm. Türbenin tarihinin orada yazılı olduğunu gördüm. O yazıyı okuyup kitabıma koyabilmek için aylarca sabahlara kadar Osmanlı’da genellikle resmi yazışmalarda kullanılan siyakat yazısına çalıştım. Siyakatı da kendi kendime öğrendim. Divaneleri de diğer tüm yazı çeşitlerini, Osmanlı diplomatikasını öğrendim."  
 
ÖĞRENMEK ZOR DEĞİL
 
Osmancılaca’da özellikle bu mezar taşlarındaki yazıları okumanın kendisi için zor olmadığını, ancak zor olanların da bulunduğunu belirten Galitekin, Osmanlıca’nın zor tarafının sesli harfler olmaması olduğunu söyledi. Öğretmenin ise, çaba harcanırsa zor olmadığını kaydeden Ahmet Nezih Galitekin, "Öğrenmek isteyen öğrenir. Hiç de zorlanmaz. 900- 1000 küsur yıldır Türk Milleti Arap harflerini kullanmış, binlerce onbinlerce kitaplar yazılmış. Yurdun her bir tarafında yazmalar kütüphaneler var. Bunlar hep bizim ecdadımızın ürettiği eserler" dedi.
 
MEZAR TAŞI YAZISI O DÖNEM ÇOK MASRAFLIYMIŞ
 
Tartışılan mezar taşı yazılarıyla ilgili bilgi de veren Ahmet Nezih Galitekin, o dönemde mezar taşlarının şekillerinin ölen kişinin sosyal statüsüyle ilgili birçok şey anlattığını, kadınların mezar taşlarının da farklı olduğunu belirtti. Galitekin’e göre, ölen kişinin zenginliğine göre üzerine yazılacak yazı, şairlere onun ozellikleri anlatılıp şiir dizeleri halinde yazdırılıyor. sonra bu bir hattata verilip kağıda dökülüyor, en son olarak da o dönemde çok önemli bir meslek olan mezar taşı ustaları tarafından taşa yazılıyordu. Galitekin’e göre bu şairler ve hattatlarla taş ustaları İstanbul’da bulunuyor ve oraya gidilip sipariş veriliyor, şaire, hattata, taş ustasına yüksek paralar ödeniyordu. 
 
MEZAR TAŞLARINDAKİ O DİZELER
 
Araştırmacı Galitekin’in kitabında yeralan ve bazıları 1700’lü yıllara kadar dayanan mezar taşlarında yazan ve ölen kişinin hangi yaşta nasıl öldüğünü anlatan, bazılarının cinayete kurban gittiği bile hikaye şeklinde anlatılan bazı yazılar şöyle:
 
--
 
Ah ile zar kılarak tazeliğime doymadım
 
Çün ecel peymanesi dolmuş muradım almadım
 
Hasreta fani cihanda tul-i ömr sürmedim
 
Firkata takdir bu imiş ta ezelden bilmedim
 
İskender-oğlu Mehmed Beşe’nin
 
kızı merhume Selime kadın
 
ruhuna bi-hürmeti’l fatiha
 
sene 1190 (1776- 1777)
 
--
 
Ah ile zar kılarak tazeliğime doymadım
 
Çün ecel peymanesi dolmuş muradım almadım
 
Hasreta fani cihanda tul-i ömr sürmedim
 
Fırkata takdir böyle imiş ta ezelden bilmedim
 
İskender -oğlu Mehmed Beşe’nin
 
Kızı merhume Beyaz Tuti
 
Ruhuna rızaen bi-hürmeti’l-fatiha
 
Sene 1192 (1778)
 
---
 
Gençliğe doymayan
 
Muradına irmeyan
 
Validesine hasret giden
 
Hancı-oğlu Ali Kuzunun kızı merhume
 
Zeyneb Monla ruhuna fatiha
 
Sene 1228 (1813)
 
--
 
Ah Mine’l-mevt
 
Gül gibi açmadan soldum hele
 
Zar zar ağlar bana bülbül bile
 
Hasret olub namurad gitdim yol
 
Ruhum şad meskenim cennet ola
 
Çentik Halil’in kerimesi merhume
 
Ümmügülsüm Hanım ruhuna fatiha
 
Sene 1278 (1861-1862)
 
--
 
Hüve’l-Baki
 
Bir nazar kıl mezarımın taşına
 
Gör ne geldi civanlıkda başıma
 
Henüz girmişdim on yedi yaşına
 
Sabr ihsan eyeleye ebeveynim başına
 
Saraylı karyesinden Avcı Kara Osman
 
Oğlu Mustafa kerimesi Makbule Hanım
 
Ruhuna fatiha 1322 (1904-1905)
 
--
 
Hüve’l-Baki
 
Nevcivanım gitdi cennet bağına
 
Fırakı kaldı valideyni canına
 
Süleyman Ağa’nın oğlu merhum
 
Molla Mehmed ruhiçün fatiha
 
Sene 1253 fi 27 Ramazan (25 Aralık 1837)
 
--
 
Bir cinayete kurban gittiği anlaşılan bir kişinin mezar taşında yazılanlar ise şöyle:
 
Yolun bağ tarafından
 
Nagehani Kaza-yı sayd-ı hayf bıçakıyla uruldum
 
nagah Soğuksubaşı’nda
 
ecel yastığına baş koydum
 
yatmadım rahat yatağımda
 
ah ü zar kılarak gençliğime doymadım nihayet otuz yaşımda
 
akıbet kasd itdi bir hırsız şu benim tatlı canıma
 
okuyub fatiha ihsan itsünler emsal ve akranım bu Süleyman kuluna
 
Değirmendere hanedanından Hacı Tevfik-zade Süleyman
 
Efendi’nin ruhiçün rızaen lillah el-fatiha
 
sene 1317 19 Temmuz (30 Temmuz 1904)
Güncelleme Tarihi: 12 Aralık 2014, 11:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER