Gülerce Açıklama Yaptı

14 Aralık Soruşturması kapsamında "şüpheli" sıfatıyla ifade veren Zaman Gazetesi’nin eski yazarı Hüseyin Gülerce serbest bırakıldı. Çıkışta gazetecilere yaptığı açıklamada Gülen Cemaati’ni eleştiren Gülerce, “Şimdi ortada suçsuz insanlara bir zulüm varsa, yani yargı bunu araştırmasın mı?" dedi.

Gülerce Açıklama Yaptı
 
Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gelerek yaklaşık 4 saat savcıya ifade veren Hüseyin Gülerce, soruşturma kapsamında adını ilk olarak Fuat Avni’nin attığı twitte gördüğünü belirtti. Gülerce, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklamada listede adım vardı. O zaman işin boyutu değişti. Tabii bu resmi evrak, orada gözaltına alınacaklar listesinde gözaltına alınması gereken bir insansınız. Bekliyoruz, gözaltı için gelen yok. Yerimiz belli. Ve bunun üzerine ben bir tweet attım. ‘Listede ismim var ama bir işlem yapılmıyor. Ben yarın gelip savcıya ifade vereceğim’ dedim ve bugün geldim, hukuk diliyle teslim oldum’ dedi.
 
"SAVCILIĞIN YÜRÜTTÜĞÜ SORUŞTURMA TAHŞİYE DENİLEN GRUPLA İLGİLİ"
 
Savcı İrfan Fidan’a şüpheli olarak ifade verdiğini belirten Gülerce, “Biraz uzun sürdü, çünkü 35-40 soru vardı. Fakat konunun benimle ilgili tarafı şu; 6 Nisan 2009’da sayın Fetullah Gülen’in herkül.org sitesinde açıklamaları vardı. Ben de birkaç gün sonra Zaman Gazetesi’ndeki köşemde ‘Gülen neden uyarıyor?’ diye bir başlıkla yazı yazmıştım. Şimdi savcılığın yürüttüğü soruşturma ‘Tahşiye’ denilen grupla ilgili. Olayın özeti şu: 6 Nisan 2009’da Sayın Gülen Tahşiye’yi gündeme getiren bir konuşma yapıyor. Arkasından 9 Nisan’da Samanyolu televizyonunda ‘Tek Türkiye’ dizisinde bu konu ele alınıyor. Şimdi denk gelmeye bakın; 10 Nisan’da da ben Sayın Gülen’in bu sohbetinden bir paragraf alıyorum. O paragrafta da ‘Tahşiye’ geçiyor. Tabii haklı olarak aynı şey benden önce ifade veren Ahmet Şahin hocamızın da başına gelmiş. Onun da 15 Nisan’da bir yazısı var. Bu konudan bahsediyor. Şimdi ‘Tahşiye’ olayı biraz farklı bir olay. Şimdi Zaman Gazetesi’ndeki arkadaşlar, bilhassa Ekrem Bey meseleyi işte demokrasi, basın özgürlüğü tarafına çektiler ama ortada hukuki bir mesele var. Ben eğer bu işin içerisinde bulunmuşsam, hukuki meselede benim gazeteci kimliğimin önüne çıkartılması doğru değil. Var mıyım, yok muyum bu işin içerisinde? Şimdi olay şu; bu sohbetin arkasında Samanyolu’nda ‘Tek Türkiye’ dizisinde karanlık kuruldaki konuşmalar, arkasından Nuh Gönültaş’ın yazısı. Hüseyin Gülerce’nin, Ahmet Şahin’in yazısı. Bunların hepsi bir araya getirildiğinde, sanki bir tezgah kurulmuş. Birilerinin alnı secde gören insanların üzerine gidilmesi için bir hazırlık yapılmış, bir kumpas kurulmuş gibi bir şey var. Şimdi bunun aydınlatılması lazım. Neden, çünkü bu insanlar, tırnak içinde söylüyorum ’tezgahın arkasından’ evlerine baskın yapılmış, el bombası bulunmuş, bombaların üzerinde polislerin parmak izi çıkmış. Sonra bunlar 17 ay mahkumiyet almışlar ve hapse girmişler. Şimdi ortada suçsuz insanlara bir zulüm varsa, yani yargı bunu araştırmasın mı?" diye konuştu.
 
"ŞİMDİ KENDİLERİ AHMET ŞIK’TAN ÖZÜR DİLEDİ"
 
Tezgahın içerisinde kendisinin bulunmadığını ve yazılarını yazarken hiçbir kimseden talimat, emir, ima almadığını belirten Gülerce, şöyle devam etti:
 
“Zaten ben yazılarımı bir gün öncesinden yazıyorum. 6 Nisan’da Sayın Gülen’in sohbetinden sonra 9 Nisan’da Samanyolu televizyonundaki Tek Türkiye dizisinde gündeme geliyor. Yani benim yazım 10 Nisan’da yayınlanıyor. Ben 9 Nisan’da öğle saat 1-2 gibi yazımı gönderiyorum. O günün akşamında ‘Tek Türkiye’de konu gündeme geliyor. Böyle onu kuvvetlendirici bir şey değil. Ama insan kendisini biliyor. Ben böyle bir şey yapmadım. Zaten ifademde de yapılan bütün suçlamaları reddediyorum, böyle bir tezgah varsa. Şimdi fikrimi söylüyorum; bana anlatılanlarla eldeki delillere göre bir tezgah olma ihtimali var. ‘Tezgahtır’ diyemem, niye diyemem, bu yargılamanın sonunda ortaya çıkacak. Yani yargıya müdahale edemem. Başkaları da yargıya müdahale etmesinler. Yani işin içerisine basın özgürlüğünü katarak, gösteri yaparak veya Türkiye çok ciddi bir dönem içinde geçerken şov yaparak kimse meseleyi başka tarafa çekmesin. Hakikatın ortaya çıkması önemli. Bunu da şunun için ısrarla vurguluyorum: Ben de bu hatayı yaptım maalesef. Ergenekon ve Balyoz davalarında öyle bir havaya girildi. Şimdi bakın, kendileri de o arkadaşlardan, Ahmet Şık’tan özür diliyorlar. Bir havaya girip de, meseleyi başka tarafa çekip de hakikatin ortaya çıkmasını kimse engellememeli. Bırakın yargı işini yapsın. Yani şu anda mesele başka bir kutuplaşmaya götürülüyor Türkiye’de. Benimle ilgili ifadenin aslı buydu."
 
"İRAN İLE İLGİLİ SORU SORULDU"
 
Hüseyin Gülerce, kendisine İran ile ilgili soru sorulduğunu da belirterek, “İran’la ilgili soru sorulunca, bugüne kadar hakikaten ben de cemaatin yaklaşımını eleştirmek istiyordum, fırsat oldu ifademde onu da söyledim. Şimdi bakın, ben cemaatte bir takıntı görüyorum. Fethullah Gülen başta olmak üzere bir İran takıntısı var. Öyle ki, bazı insanları, bazı hükümet görevlilerini, hatta bakanları, Başbakan’ı, Sayın Cumhurbaşkanı’nı zan altında bırakmak için bir ‘muta nikahı’, İran yönlendirmesini gündeme getirdiler. Ben bunu hazmedemiyorum, gücüme gidiyor. Türkiye 5 bin yıllık bir devlete sahip. Türkiye, İran’ın oyuncağı mı? Bakanlarına, milletvekillerine, genel müdürlerine, bürokratlarına bir ‘muta nikahı’ kıydırılarak Türkiye’yi İran mı yönetiyor? Bu kadar olmaz" dedi.
 
"CEMAATİN YAPISIYLA İLGİLİ SORU SORULMADI"
 
Sorguda cemaatin yapısı ile ilgili soru sorulmadığını vurgulayan Gülerce, soruların büyük bir kısmının, yaklaşık 25’inin televizyon dizileriyle ilgili olduğunu dile getirdi.
 
Gülerce, hakkında cemaat tarafından yapılan ‘İtirafçı olacak’ yorumlarının sorulması üzerine, şu yanıtı verdi:
 
“Sayın Ekrem Dumanlı’nın yazılarına bakarsanız, hep fikir ve ifade özgürlüğü üzerine. Ben şimdi onlardan farklı düşünüyorum diye, niye itirafçı olayım? İtirafı kim yapar, suç işleyen insanlar. Suçunu itiraf eden insanlar. Eğer ben itirafçıysam, benim şahsi suçumdan söz edilmiyor ki. Cemaatin suçundan bahsediliyor. O zaman ben cemaatin suçlarını mı itiraf edeceğim? Benim kendi suçum yok. Dolayısıyla bu itirafçı yakıştırmaları, hatta twetterde çok üzerime geliniyor, ‘Ankara’da villa verildi’ diye. Çocuklarımın üzerine yemin ettim, benim veya yakınlarımın üzerine villa yok diye. Beni itirafçı kabul ediyorsanız, demek ki cemaatin suçları var, bunları ancak ben itiraf edebilirim. Ben de böyle bir şeye katılmam. Cemaatin suçu varsa, bunu yargı belirlesin. Ergenekon ve Balyoz davalarında ağzımız yandı bu cemaat meselesinde, yoğurdu üfleyerek yiyelim. Yargının sonucunu bekleyelim. Herkesin hukuka saygılı olması lazım."
Güncelleme Tarihi: 15 Aralık 2014, 18:27
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER