banner51

Dünya Ekonomik Forumu'nda Konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, World Economic Forum’un (Dünya Ekonomik Forumu) açılış konuşmasını yaptı.

Dünya Ekonomik Forumu'nda Konuştu
 
Erdoğan, uluslararası sistemde önemli kırılmaların yaşandığı, siyasi, ekonomik ve sosyo kültürel fay hatlarının belirgin olmaktan öte bir sürece girdiği bir dönemden geçildiğini belirterek, şunları söyledi:
 
"Ekonomik krizler, yoksulluk ve gelir dağılımındaki dengesizlikler, bunun yanında, enerji kaynakları üzerindeki baskılar... Ülkeler ve toplumlar üzerinde çeşitli buhranlar oluşturuyor. Bazı ülkeler rejimlerinin halklarına karşı yürüttükleri sindirme ve şiddet politikarları, arkasında ağır enkazlar bırakmaya devam ediyor. Terör daha fazla küreselleşmek, daha geniş coğrafyalara sirayet etmek suretiyle küresel barışı tehdit eder bir seviyeye ulaşıyor. Şu anda Türkiye’de ulusal anlamda terörü yaşıyoruz. Bölgesel bir terörle şu anda karşı karşıyayız. Bir de uluslararası terörle iç içeyiz."
 
Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi’nin yapısını da eleştirerek, şöyle devam etti:
 
"Başta BM olmak üzere, uluslararası siyasi ve ekonomik örgütler, insanlığı tehdit eden sorunlar karşısında tedbir almakta maalesef etkisiz kalıyorlar. Dünya 5’ten büyüktür. Dünyanın kaderini bu 5 ülkenin eline bırakamayız. Artık dünya, 2. Dünya Savaşı’nın şartlarını yaşayan bir dünya değildir. İkili yaptığım görüşmelerin hepsinde, ülkelerin devlet veya hükümet başkanları, ’Çok haklısın, doğru söylüyorsunuz, dünya 5’ten büyük değildir’ diyorlar ama, kürsüye çıkıldığı zaman kimse kürsüde bunu konuşmuyor. Mesele, bunu inanıyorsak, Birleşmiş Milletler’in reforme edilmesi gerektiğine inanıyorsak, o zaman bu alanda ne gibi adımlar atılması lazım, bunun adımlarını atalım. Fakat bu konuda ne yazık ki adım atılmıyor. Herkes bir şeylerden çekiniyor, ’Acaba ben bunu konuşursam, bana A ülke ne der? B ülke ne der, şu ülke ne der’. Kimse şunu düşünmüyor; mesela Sayın Obama konuşmasında şu ifadeyi kullandı, ’Haklının güçlü olduğu bir dünya’. İşte istediğimiz bu zaten. Haklının güçlü olduğu bir dünyayı eğer istiyorsak, o zaman bu 5 ülke dünyanın kaderine hükmetmemelidir. Olması gereken nedir? Bir; dönerli sistemin gelmsi lazım. Yani, her kıtadan temsilcilerin temsil edildiği bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin olması lazım. Daimi üye, geçici üye ayrımının olmaması lazım. 15 üyeden mi oluşacak? 15 üye 2 yılda bir değişebilir veya yılda bir değişebilir. Sürekli değişmek suretiyle şu anda 193 üyesi bulunan Birleşmiş Milletler üyesi tüm ülkelere orada sıra gelmelidir. Benim kaderim sürekli o 5 tane ülkenin iki dudağı arasında olmamalıdır."
 
"ŞU ANDA SURİYE’DE VE IRAK’TA ZULÜM VAR"
 
"Şu anda Suriye’de zulüm var. Irak’ta zulüm var. Karar verirken ne deniyor, ’Brileşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ne der?’ Veya bu 5 üye ne der? Geç onu, bu 5 üyenin içinde herhangi bir üye ne der, ’Hayır’ diyorsa mesele bitmiştir. Kimse onu değiştiremez. Tüm dünya bir üyenin iki dudağı arasına mahkum mu? Bunun değişmesi lazım. Bunu dillendirmek gerekiyor. 200’e yakın ülkenin, 193 ülkenin üye olduğu Birleşmiş Milletler’de, kararların Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi 5 ülkenin dudakları arasında olması izah edilebilir bir durum değildir. Aynı şekilde, uluslararası birçok siyasi ve ekonomik örgütün küresel sorunlar karşısında insani ve vicdani bir duruş yerine, çıkar odaklı duruş sergilediklerini görüyor, bunun da tehditleri teşvik ettiğini hep birlikte görüyoruz. Küresel sorunlar karşısında sergilenen kayıtsızlık, sorunların büyümesindeki en büyük etkendir. Ortadoğu’da demokratik hak hareketlerine ve hak arayışlarına karşı sergilenen vurdumduymaz, çifte standarlı, önyargılı ve adaletsiz tutum ne yazık ki terörün oksijeni olmuştur."
 
’HALKIN İRADESİNE SAYGI DUYULMALI’ DİYORUZ
 
"Şimdi ben soruyorum; şu anda genelleme yaparak, dünyada demokratik rejimlerden yana mı olacağız, yoksa otokratik rejimlerden yana mı olacağız? Otokratik rejimlerin içerisinde öyle ülkeler var ki, halkı rejimden memnundur. Halk memnun olduğuna göre söyleyecek bir şey yoktur. Ama öyle rejimler vardır ki, halk orada korkuyor, herhangi bir şey söyleyemiyor. Demokratik rejimlere geldiğimiz zaman, ’Halkın iradesine saygı duyulmalı’ diyoruz. Halk neyi murad ettiyse, neyi seçtiyse ona saygı duyulmalı diyoruz. Ama maalesef, halkın iradesinin tecelli ettiği bir ülkede, yüzde 52’yle geliyor, kendi bakanı darbesini yapıyor ve o darbeyle beraber meşruiyet kazanıyor. Nerede? Dünyanın değişik ülkelerinde ve demokrasinin beşiği denilen ülke bile o meşruiyetini kabul ediyor. Çok enterasan, Birleşmiş Milletler’de çıkıyor, konuşma da yapabiliyor. Şimdi Birleşmiş Milletler, darbecilerin konuşma yaptığı bir yer midir? Yoksa gerçekten, demokratik yollarla seçilmiş olanların gelip konuşma yaptığı bir yer midir? Veya halkının memnun olduğu otokratik rejimlerden gelenlerin konuşma yaptığı bir yer midri? Yok, herkesin gelip konuşma yaptığı bir yer ise, ayrı mesele. Ama eğer ben Tayyip Erdoğan olarak, demokrasiye inanıyorsam, dolayısıyla anti-demokratik yollarla işbaşına gelenlerle aynı karenin içerisinde fotoğraf vermem, yer almam ve nitekim bu Genel Kurul’da da yer almadım. Onlarla beraber olmam; çünkü o zaman ben kendimi halkıma anlatamam. Çünkü demokrasi mücadelesi öyle sıradan bir mücadele değil.
 
SURİYE’DEN TÜRKİYE’YE GELENLER...
 
"Bakınız; yoksul, çaresiz ve haksızlığa uğradığına inanan halk kesimleri terörün ve terör kesimlerinin istismarına açık hale gelmiştir. Türkiye olarak, çok uzun süredir bu gidişe dikkatleri çekiyor, başta terör ve islamafobi olmak üzere sorunların artık küreselleşmeye başladığını ifade ederek, yaklaşan sorunlar hakkında çağrılarımızı yapıyoruz. Suriye’de Şam rejiminin katlettiği insan sayısı 250 bine ulaştı. Yer değiştirenlerin sayısı ise artık 7 milyon civarında. Sadece Türkiye’de 1,5 milyona yakın Suriyeli göçmen bulunuyordu. Son günlerdeki göçmen akınıyla bu sayı daha da arttı. Bütün bu olanlar, bütün bu gerçekler ortada, fakat kimse ’Ey Türkiye, 1,5 milyon insan senin ülkene geldi, acaba biz size destek olarak, yardım olarak ne yapabiliriz’ diyen yok. Şu ana kadar bize Birleşmiş Milletler Mülteciler Konseyi dahil olmak üzere gelen para 150 milyon. Peki bizim harcadığımız rakam ne? 4,5 milyar dolara ulaştı. Ama kimse bir şey sormuyor. ’Nasıl olsa Türkiye harcıyor’ diyor. Kamplar... Türkiye’nin içinde değişik yerlerde. Ortaya çıkan sosyolojik bazı sıkıntılar yaşıyoruz bu arada. Tüm bunlara katlanıyoruz. Ama bu konuda ’Acaba biz ne yapabiliriz?’ diyen yok."
 
"IŞİD, EL KAİDE’DEN TÜREDİ"
 
"32 yıldır biz terörle mücadele ediyoruz. Şu anda ortaya bir IŞİD terörü çıktı. Yeni değil bu. El Kaide’den türedi. El Kaide’den Irak’ta ayrıldı, Suriye’de palazlandı ve tekrar Irak’a döndü. Irak’ın üçte birini şu anda işgal etmiş durumdalar. Böyle bir durum var. Aynı şekilde başka terör örgütleri de var. Ey dünya, IŞİD gibi bir terör örgütü çıkınca ayaklanıyorsun da, PKK gibi bir terör örgütü ortadayken niye ayaklanmıyorsun? Orada niye sesin çıkmıyor, ona karşı niye bir ortak mücadele verelim demiyorsun? Ben bunu anlamakta da zorlanıyorum. Dünya eğer siyaset, adelet üzerine kurulu olursa, onun bir anlamı vardır. Ama eğer siyaset adaletten kopuksa, orada bir netice almak mümkün değildir. Şu anda bizim yaşadıklarımız ortada. Şam’da artık gayrimeşru hale gelmiş rejime gösterilen müsamaha ve kayıtsızlık ortaya böyle acı bir tablonun çıkmasına zemin hazırlamıştır."
 
"ATEŞ ELBİRLİĞİYLE DERHAL SÖNDÜRÜLMELİ"
 
Erdoğan, başta Ortadoğu olmak üzere kriz bölgelerindeki sorunların sürdürülebilir olmadığını belirterek, "Artık yerel olmaktan, lokal olmaktan çıkmış , küresel boyut kazanmıştır. Ateş daha fazla ülkeye değmeden, daha fazla çatışma üretmeden, elbirliği içinde derhal söndürülmelidir" dedi.
 
Şu anda Irak ve Suriye’deki terör örgütüne yönelik bir koalisyon tarafından yapılan operasyonun önemli olduğuna dikkat çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Ancak bunun yeterli olmadığını, sorunlara kalıcı çözümler üretecek mekanizmaların da devreye girmesi gerektiğini hatırlatmak isterim. Havadan bomba atmak, soruna ancak geçici bir çözüm sağlar, sorunun üzerini örter. Suriye’ye öncelikle insani yardım ulaştırılması konusunda acil adımlar atılmalıdır. Suriye’nin toprak bütünlüğü korunacak şekilde, anayasal ve her kesimin eşit şekilde temsil edilebileceği, parlementer sistemin oluşturulması da ertelenemez bir durum olarak karşımızdadır. Irak’ta her kesimin varlığına saygı gösterecek, her kesimin güvenliğini sağlayacak, bütün tarafların eşit temsilini temin edecek reformlar da gecikmeden hayata geçmelidir. Şu anda yapılacak operasyonlar, oluşturulan koalisyon sadece Irak’a yönelik olmaz. Hem Irak hem Suriye’yi hedef almalıdır. Hem Irak hem Suriye’yi hedef alacak böyle bir operasyon ve böyle bir koalisyon içerisinde biz Türkiye olarak dışarısında kalamayız. Çünkü 1.250 kilometre sınırı olan biziz. Ve hedef ülke yine biziz."
 
"BUNDAN ÖNCEKİ BAŞBAKAN DÖNEMİNDE YAŞANANLARI TEKRAR YAŞAMAYIZ"
 
Erdoğan, yaptığı görüşmelerde üç önemli unsuru vurguladıklarını belirterek, "Bir; uçuşa güvenli bölge noktasında bu adımı atmamız şart. İki; güvenli bölge şart… Üç, eğit-donat noktasında adımın atılması şart. Bunlar öncelikli. Şu olmaz, bu olmaz, şu olur. Hayır... Bunların üçünün de olması lazım. Biz olaya sadece bir terör örgütü açısından bakmıyoruz. Aynı zamanda, Suriye rejimi üzerinden, açısından da bakıyoruz. Temenni ederim ki, Irak’ta yeni oluşan hükümet orada başarılı bir uygulama, performans sergiler. Böylece orada da karaya yönelik atılacak adımlarda, bundan önceki Başbakan döneminde yaşananları tekrar yaşamayız" diye konuştu.
 
"ULUSLARARASI DİPLOMASİYE DE ÖZGÜN BİR KATKI GETİRMİŞTİR"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğna, bölgesel aktörlerin ortak projeler etrafında bir araya gelmeleri ve bölgesel sahiplenmenin gerçekleşmesi için somut adımlar attıklarını vurgulayarak, "Enerjiden ulaşıma, ticaretten turizme her alanda işbirliğinin güçlendirilmesine çalıştık. Türkiye’nin uzun dönemli refahı, ulusal ölçeği aşan bir ekonomik perspektifle mümkündür. Yakın komşularımızla yürttüğümüz ikili yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyi uygulamaları, bu açıdan büyük öneme sahip olduğu gibi, uluslararası diplomasiye de özgün bir katkı getirmiştir" dedi.
 
"ŞİMDİ ONLAR DA SİYASİ KARARLAR VERİYORLAR"
 
Erdoğan, kredi derecelendirme kuruluşlarına de değinerek, "Kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye ile ilgili zaman zaman durağan, bazen eksiye yönelik, saçma sapan açıklamalar yapıyorlar" dedi. Cumhurbaşkanı, "Bunlar ekonomik değil, bunlar bilimsel açıklamalar değil. Bundan önce bunu bir başka kredi derecelendirme kuruluşu da yapıyordu. Bunlara biz bir de bedel ödüyoruz. Dedik ki, ’Buna artık biz bedel ödemekten çıkalım. Biz daha bu konularda dürüst hareket edenlerle çalışalım. Şu anda iki tanesi var. Onlar dürüst çalışır diye düşünüyorduk. Baktık ki, şimdi onlar da siyasi kararlar veriyorlar" ifadesini kullandı.
Güncelleme Tarihi: 28 Eylül 2014, 19:56
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER