Çelik'ten 'kültür-Sanat Mahallesi' Eleştirisi

AK Parti Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkanlığı tarafından düzenlenen "Yerel Yönetimlerde Kültür-Sanat Politikaları" konulu çalıştaya katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, “Kültürel hayat üzerinde maalesef hala ideolojik baskı çok büyük oranda devam ediyor. Türkiye’nin demokratikleşmemiş alanlarının başında kültür-sanat mahallesi gelmektedir” dedi.

 Çelik'ten 'kültür-Sanat Mahallesi' Eleştirisi
Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen çalıştaya, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül, Ak Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bazı ilçe belediye başkanları, yazar, bürokrat, akademisyen ve STK temsilcileri katıldı.
 
KÜLTÜR SALONA DEĞİL SOKAĞA YASLANMALI
 
Ak Parti belediyelerinin uyguladıkları kültür sanat politikaları ve politikaların nasıl geliştirileceği, çalışmaların paydaşlarının kimler olması gerektiği ve inşa edilecek kültür sanat politikalarının tartışılacağı çalıştayın açılış konuşmasını yapan Bakan Çelik, kültürün bir milletin sorun çözme kapasitesinin toplamı olduğunu söyledi.
 
Çelik,  “Bu, devlet hayatınızdan ekonomi hayatınıza, gündelik hayatınızda karşılaştığınız her türlü krize nasıl baktığınızla ilgili bir meseledir. Hayatımızın her alanını kuşatan bir meseledir. Eğer bunu hayatın alanları içerisinde bir noktaya getirir ve sadece bir festival meselesine ya da kültürel faaliyet dediğimiz birtakım etkinliklere indirgersek, burada da kültür konusunda indirgemeci bir yaklaşımın içine girmiş oluruz. Bu yaklaşım kültürün salonlara sıkışmış ve konformizimin neticesinde ortaya çıkmış bir mesele olarak gözükmesine neden oluyor” dedi. Kültürün sokakta keşfedilmesi gerektiğini düşündüğünü belirten Bakan Çelik, “Kültür salona değil sokağa yaslanmalı . Zaman zaman ‘yeni bir medeniyet inşa etmemiz gerekiyor’ diye bir şeyler söyleniyor. Şimdi oturup da ev inşa eder gibi medeniyet inşa edilmez. Eğer entelektüel yoksa, entelektüelin şehirle gerilimi, kavgası, hayatı değiştirmekle ilgili iddiası yoksa, o ülkenin merkezi meselelerinden biri haline gelmiyorsa medeniyet denen bir şeyden bahsedemeyiz.”
 
DEVLET ELİYLE KÜLTÜR POLİTİKASI OLUŞTURMAK OTORİTER BİR YAKLAŞIM
 
Kültür Bakanlığının milli kültür oluşturması gibi bir yaklaşımın doğru olmadığını belirten Bakan Çelik, “Devlet eliyle bir kültür politikası oluşturma çok otoriter bir yaklaşım. Kültür tabiatı itibariyle özgürdür, çoğulcudur ve dinamiktir. Bizim yapabileceğimiz var olan kültür politikalarının özgürlüklerini genişletmek ve kendini geliştirme konusundaki imkansızlıklarını gidermektir. Eğer biz devlet eliyle ‘milli kültür politikamız budur” diye araya girersek, kültürel hayata nefes üflemek yerine felç etmiş oluruz. Kültürel hayat entelektüele aittir ve tamamen sivildir. Devletin buradaki görevi sadece onu selamlamak ve onun özgürleşmesine katkıda bulunmaktır” diye konuştu.
 
KÜLTÜR ALANINDA İDEOLOJİK CEMAATLER VE DUKALIKLAR VAR
 
“Kültürel hayat üzerinde maalesef hala ideolojik baskı çok büyük oranda devam ediyor. Türkiye’nin demokratikleşmemiş alanlarının başında kültür-sanat mahallesi gelmektedir” diyen Bakan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü;
 
”Bu mahallede oligarşik cemaatler var. İdeolojik dukalıklar var ve bu hayatın içine girmek isteyen genç insanlar bu otoriter kültür-sanat mahallesinin muhtarlarından ikametgah ilmuhaberi almadan bu mahalleye giremiyorlar. Biz bakanlık olarak ideolojik ikametgah ilmuhaberini kaldırmakla mükellefiz. Bu genç insanların hiçbir ideolojik dukalığa bağlı olmaksızın, hiçbir ideolojik ikametgah ilmuhaberi için sıraya girmeksizin kendilerini ifade edebilecek imkanları oluşturmakla görevliyiz. Burada bu görevi yerine getirebilecek en büyük kurumlar olarak da belediyeler öne çıkmaktadır.”
 
İNSANİ ŞEHİR TANIMI
 
Kültür hayatının sivil olmasının önemine ve şehirle ilişkisine dikkat çeken Bakan Çelik, “Bugünün dünyasında en önemli meselemiz insanların bir araya geleceği mekanlar oluşturmaktır. Farklı kimliklerdeki insanları, aralarındaki kavganın bitirilmesi için bir araya gelecekleri ortak mekanlar oluşturmalıyız. Yani bir kamusal uzlaşma oluşturmalıyız. ‘İnsani bir şehir nasıl olmalı?’ dediğimizde insanların bir araya geldiği mekanların, temas ettiği mekanların en fazla olduğu şehirlerden bahsetmeliyiz” dedi.
 
BARBAR SALDIRILARDA MÜZELERE, KÜLTÜR MERKEZLERİNE ZARAR VERDİLER
 
“Tarihi eser kaçakçıları bir ülkedeki şehirlerin müzelerine girerek o ülkelerin hafızalarını çalmış oluyorlar” diyen Bakan Çelik, Kobani eylemleri sırasında yaşanan olayları kastederek, “Aynı şekilde biz böyle bir saldırıyla karşı karşıya kaldık. 4-5 gün öncesi bu barbar saldırılarda müzelere, kültür merkezlerine zarar verdiler. İnsanların ayağına hizmet götüren, hafızalarını tazelemelerine imkan veren mekanlara saldırdılar” dedi.
 
ÇOGULCULUK VURGUSU
 
Kültür alanında çoğulculuğun önemine de dikkat çeken Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:
 
 “Siyaset ve siyaset dışında eline gücü geçiren diğer renkleri yok etmeye çalışıyor. Tek renkli bir dünya oluşturmaya çalışıyor. Tek renkli dünyanın nasıl bir dünya olduğunu görüyoruz. Bugün başkalarına yaşam hakkı tanımayanlar, başkalarının camilerini, kiliselerini bombalayanlar, inanç merkezlerine saldıranlar ve bunu radikalizm adına yapanlar hangi görüşten olursa olsun onlar tek bir dünya istiyorlar. Tek bir dünya bizim önümüze vahşet getiriyor. O yüzden dünyaya söyleyebileceğimiz en büyük söz; kendi topraklarımızda ne varsa bunları çoğulcu bir şekilde korumak olmalıdır. Çoğulculuk ve sivillik, bizim ufkumuzu açacak ve şehirlerimizi sadece yollarıyla, köprüleriyle değil, insanların yaşam kalitesiyle anlamlı hale getirebilecek en önemli unsurdur.&rdquo
Güncelleme Tarihi: 16 Ekim 2014, 14:40
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER