Bu Hale Nasıl Geldik?

Hamdi Türkmen yazdı: Ne yazık ki artık artan nüfusumuzu beslemek için yeterince gıda maddesi üretemiyoruz. Bir çok tarım ürününü ve etimizi bile dışarıdan almak zorunda kalan bir Türkiye haline geldik. İnanmak zor gelse de artık beslenme için yad ellere muhtaç haldeyiz.

Bu Hale Nasıl Geldik?

HAMDİ TÜRKMEN YAZDI...

Önce "şeker" diyelim ve son günlerde ülke gündeminde en çok tartışılan Şeker Fabrikaları özelleştirilmesi ile ilgili soruna parmak basalım.

Şeker pancarı ve şeker üretimi, “Türkiye'nin, yani bu coğrafyanın yerli üretimidir.”

Üstelik bu fabrikalar Cumhuriyetin en önemli tesisleridir.

Fabrikalar gerekirse özelleştirilebilir. Buna kimsenin itirazı olmaz.

Hatta, özelleştirilecek "Şeker Fabrikaları"; köylünün yetiştirdiği şeker pancarını, yapılacak anlaşmaya göre 40-50 yıl işletecekse; doğal şeker üretecekse sorun zaten yok.

Ancak, fabrikaları alan sermaye, kapısına kilit vuracaksa, tehlike burada.

Çünkü ülkemiz insanı gelecekte tamamen, “doğal şeker” yerine hastalık yapan “Nişasta Bazlı Şekere” mahkum hale dönüşecektir. Bu tehlikenin özellikle altını çizmek istiyorum;

Ve bir diğer önemli nokta; Doğu ve Güneydoğu’da özellikle özelleştirme ve tarım ve hayvancılık sektöründe, artan ihtiyaca uygun ve daha güçlü,  “tarım ve hayvancılık politikaları” üretmeliyiz.

Bu toprakları bugün bizler işletmezsek,  bilin ki gelip “yarın başkaları işletecektir”

Bu toprakaların, “efendileri” olarak kalmanın iradesini ortaya koymak zorundayız.

Daha zengin ve mürevveh bir Türkiye için, başka ‘çıkar yolumuz yok’

Toprağı alın terimizle yıkayacağız!

***

Ve bir anımı anlatmak istiyorum:

Çok yıllar önce, ülkemize gelen üst düzey bir yabancı yönetici ile sohbetimiz olmuştu.

Birçok dünya ülkesini aktif görev amacı ile dolaşmış ve görmüş bu kişi, ülkemizi anlatırken özellikle şu vurguyu yapmıştı; 

“Türkiye, kendisini doyurabilen ve giydirebilen bir ülke olarak şanslı bir konumdadır…”

Bugün geldiğimiz noktaya bakarsak, bu noktanın hayli dışına taştığımızı görebiliriz.

En azından artık kendimizi kendi olanaklarımızla doyurabilmekten uzaklaşmış durumdayız.

Artan insan sayısına koşut olarak yeterince gıda maddesi üretemiyoruz.

Sadece endüstriyel olanlar değil, birçok tarım ürününü ve etimizi bile dışarıdan almak zorunda kalan bir Türkiye'de yaşıyor olduk. İnanmak zor gelse de bu gerçekle yüz yüze geldik ve beslenme için yad ellere muhtaç haldeyiz. 

Bu nedenle de dışalım adına küçümsenmeyecek boyutta yabancı pazarlara ödeme yapıyoruz.

***

Örneğin; halen yüksek seyreden enflasyon için ileri sürülen gerekçelerden bir tanesi meyve ve sebze fiyatlarının yüksek oluşudur. Ama sorun sadece fiyatlarda değildir, yani ülkemiz insanına yetecek kadar da üretemiyoruz.

Baklagiller gibi artık sıradan sayılacak tarım ürünlerini Kanada’dan tutun, Güney Amerika ve Asya ülkelerinden satın alıyoruz.

Kırmızı et açığımız ise tavan yapmış haldedir. Arjantin, Yeni Zelanda derken şimdi de Sırbistan ve Fransa’dan bile et ithal ediyoruz.

Neden bellidir, ülkemizde tarım ve hayvancılık konusunda artık yeterli üretim yapılamıyor.

Tarım üretiminde miktar azlığı yapan etkenlerin başında tarımsal alanda çalışan kırsal bölge insanlarının, emeklerini yeterince değerlendiremedikleri için tarlalarına küserek köylerini terk etmeleri önemli bir nedendir.

Kırsal kesimde nüfus sayısı azalmaktadır. Uzmanların tespitlerine göre; yüzde 70’lerden yüzde 28’e düşmüştür. Köyünü ve toprağını terk eden insanlarımız ise büyük şehirlere akmakta ve varoşlara sığınarak gündelik iş peşinde koşmaktadır.

***

Tarımla uğraşanların sayısının azalması yanında, tarımsal ürünlerin maliyetlerini pahalılaştıran temel girdiler de zamlanmıştır.  

Örneğin; tarımsal alanın en önemli girdisi sayılan gübre fiyatları son yıl içerisinde yüzde 26.4 ila yüzde 37.6 oranında artmıştır.

Yılda yaklaşık 7 milyon ton gübre tüketen tarım kesimi için bu artış çok yüksektir.

Keza tarımsal üretim için gerekli olan mazotun litresi 5.10 TL olmuştur. Elektrik ise yüzde 18’lik KDV baskısı ile pahalıdır.

Tarımsal alanda yılda 250 milyon dolarlık ilaç tüketimi vardır. Yabancı kökenli bu ilaçlar, artan dolar ve avro düzeyi ile uçuşa geçmiştir.

Tarımın en önemli maddelerinden olan tohum temini ise artık yeni düzene ayak uydurmuş ve yabancı kökenli hale dönüşmüştür.

Elde edile ürünlerden sağlanan tohumlar, ekimi yapılmış olanların hibrit kökenli olması nedeni ile yeniden kullanılamıyor.

Bu yüzden tohumu da artmakta olan yabancı para kurları yüzünden yurt dışından pahalı olarak ithal ediyoruz. 

Ve biz hala ne yazık ki; buna karşın tohum yasası üzerinde yeni bir düzenleme yapamıyoruz.

Tarım Bakanlığımız ise maalesef halen zirai ekimin her yeni yıl yeniden desenlenmesini yapmak görevinde başarılı olamamaktadır. Keza tarımsal destekleme kredilerinde de ödemeler ihtiyaçların gerisinden geldiğinden çiftçimizi mağdur etmektedir. 2018 yılı bütçesinin tarımı destekleme fonu yaklaşık 14.5 milyar TL kadardır ve dağıtım kararı alınıncaya kadar borçlanmış çiftçiye yeterince çare olamamaktadır.

***

Kesimlik canlı hayvan ithalatının üretim modelimize katkı sağlamadığını kör sultan bile gördü.

Otlakların verimli kullanılamaması, samanın dahi ithal olması, yem fiyatlarının pahalılığı ve damızlık hayvan dış alımının tercih edilmemesi çözümsüzlüğü kamçılamaktadır.

Oysa; belki de hiç geçmeyeceği bir köprüye vergisi ile ödeme yapmak zorunda kalan yurdum insanının doğru ve ucuz beslenme sorunu mutlaka, ama mutlaka çözümlenmelidir.

Güncelleme Tarihi: 01 Mart 2018, 13:45
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER