Tarım, gıda ve mutfak enflasyonu

Rahmetlik Süleyman Demirel’in sözüdür: “Tencerenin düşüremeyeceği hükümet yoktur.” der. İnsanlığın en eski üretimi tarımsal üretimdir, gıdadır, beslenmedir. O olmadan varlığın devamını sağlamak, yaşamak mümkün olamaz. Gıda üretiminin çok eskiden beridir bilinen bu gerçeğini 40 yıl önce ABD Dışişleri Bakanlarından H. Kissinger şöyle ifade etmektedir: “Petrolü kontrol ederseniz ülkeleri; gıdayı kontrol ederseniz insanları yönetirsiniz.” Gıda ve yahut sofraya ilişkin konular insanları harekete geçirme konusunda birebirdir. Enflasyon konusunda da en çok konuşulan konunun gıda enflasyonu olması bu yüzden normaldir.

Tanzim Satış mağazaları ile hükümetin konuya el atması da gıda enflasyonunun “mutfağı” hedef alması ile başlamış oldu. Özellikle hükümetin anında müdahalesi sorunun daha da büyümesine mani olmuş görünüyor. Bu yüzden Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın da açıkladığı eylem planı taaa!… en baştan tarımın, hayvancılığın ve çiftçinin yönünü göstermesi açısından önemlidir. Bu kapsamda;

Çiftçiye mesaj

“Enflasyonla Mücadele” başlığı altında, Tarımda Milli Birlik Projesi ve Sera A.Ş. ve yılların sorun yumağı Hal Yasası en dikkat çekici olanları… 2 bin hektar sera kurup “teknolojik sera” oluşturmak ise tam da hayal gibi. Ümit verici.. Umarım iyi uygulama örnekleri olarak çiftçiye yön verir. Hal Yasası ile yaş sebze ve meyvede hem doğru üretim hem, doğru fiyat ve pazarlama gerçekleşmiş olacak.

Küçükbaş hayvancılık

Hayvancılık konusunda Türkiye’nin son yıllarda geldiği bu durum inanılır gibi değil. Bunu ne yılların problemi, ne destekler ne de üretimde verimlilik konusu ile açıklamak mümkün. Vatandaş et tüketmek istiyor, et pahalı… İthal eti yönetmek kolay değil; tür ve cinsler kadar damak lezzeti de sorun. Ama en önemlisi hastalıklar… Hayvanlar arasında hızla yayılan hastalıkların Türkiye’de önlenmesi için çok çalışıldı. Sil baştan her şeyin ithal canlı hayvan ve etler üzerinden gelmesi yeni ve başka bir sıkıntı doğuracak.

“İthal Etmeyelim de Besleyelim mi?” diye sorduğumuz zamanların üzerinden çok geçmedi. Yerli üretimi desteklemediğimiz her süreç cari açık, işsizlik, köyden kente göç olarak karşımıza çıkıyor. Hem kendi üreticimizi küstürdüğümüz gibi hem de çiftçiyi ve küçük üreticiyi kendi başına bırakmış oluyoruz. Haliyle sermayesi yetersiz üreticinin özellikle bankalardan kullandığı kredilerin, icra-haciz işlemleri ile geri dönmesi başka sorunları tetikleyecek gibi görünmektedir. 2018 yılının çiftçi icralarının toplam sayısına 2019’un ilk üç ayında ulaşılmıştır. Canlı hayvanlar icra yoluyla satılmaya başlanmıştır.

Fiyatlar düşsün diye ithalat konusunda, ne kadar iyimser olursak olalım temel mesele ülkeye verdiği zarardır. Hükümet, yeni önlemler ve teşvik politikası ile tarım ve hayvancılık konusunda “cansuyu”nun ötesine geçmek istemektedir. En önemli gerçek, küçükbaş hayvancılıkta Türkiye potansiyelinin çok gerisindedir. Beklentiler ise verilecek destekler sayesinde 47 milyon olan küçükbaş hayvan varlığının “4 yıl içinde 100 milyon”a yükseltilmesi yönündedir.

Tohumdan gübreye,ilaçtan sofraya varan ithal bağımlılığı ise önemini koruyan bir durumdur. Dört mevsimin yaşandığı bir ülkede, hakkaniyetli bir üretim, kazanım olmaması inanılır gibi değildir. Doğru bir değer zinciri ile üretim, yeterli ve kazançlı hale dönüşebilir. Kooperatif konusu güçlü bir kurumsal alt yapı oluşturmasında etkili olacaktır. Bunun en önemli ayağını da “sözleşmeli tarım” oluşturacaktır.

“Sütten ucuz”

Hayvancılık konuşulurken en önemli göstergelerden birisi “1 kg yem, 1 kg süt” dengesidir. Şimdilerde ise “sudan ucuz” ifadesi, “sütten ucuz”a dönüşmüş durumdadır. Süt, gerçek fiyatını bulamamaktadır. Haliyle üreticinin kazanmadığı, verim elde edemediği durumlarda üretimin devamı söz konusu olamaz. Küçük çiftçi, büyük çiftçi ayırımı yapmadan üretim esas olmalıdır. Okullarda, okul sütünü verebilecek firma bulmakta dahi zorluk çekildiği unutulmadan, üretimin önündeki engeller aşılmalı, teşvikler bir an evvel hayata geçirilmelidir.

Üreticilerin yeme para yetirememesi süt ineklerinin kesime gitmesine yol açar ki bu başka bir tehlike demektir. Çiftçinin sütü para etmelidir. Aksi takdirde borcunu nasıl ödesin, geçimini nasıl sağlasın? Tarım deyince Tanzim satışlar ile sorun, kısmen yönetilmeye çalışılsa da özellikle hayvancılıkla geçimini sağlayan üreticinin mizanı şaştı. Bu nedenle çiftçi borcunu ödeyemiyor. Biz patates soğan tamam; ama hayvancılık doğru süt politikası ile gelişecektir. Hayvancılık göz ardı edilemez. Bunun tek şartı “süt fiyat politikasının doğru belirlenmesidir” Belki çiftçi kredilerinin Ziraat Bankasına aktarılması dahi değerlendirilmelidir.

Bakanın “Tarımda Milli Birlik Projesi” diye açıkladığı yeni paketin ise hakikaten ne kadar “birlik” içerdiği görülmelidir. Tarımsal üretici organize değildir. Organize olan bir tarım kesimi hem üretimi hem verimliliği arttıracaktır. Küçük ve az sayıdaki hayvanlarıyla üretim yapmaya çalışan kesimin maliyeti yüksek, verimi düşük, pazara erişimi kısıtlıdır. Ürün kaybını, darayı fireyi sormayın bile: Kırsal sahipsiz… Bu projeler hayata geçtiği takdirde kırsalda tarımsal üretim artar; toprağa bağımlılık artar, bereket artar, topraktan vazgeçip kentlere göç durur.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Müyesser Çil
Müyesser Çil - 4 hafta Önce

İbrahim kardeşimizin yazısı Türkiyenin en önemli ve en acil sorunların başında geliyor. Peki bu durumlara nasıl gelindi. Nerden geldik nereye gidiyoruz. Bu iktidarın en başarısız olduğu bakanlık bir milli eğitim, iki tarım bakanlığı, bana göre. İthal tohumdan, hayvanlara verilen zararlı ilaçlardan tutun da halkın sağlığını, geleceğini hiçe sayan, vahşi kapitalizme teslim edilen heba edilen bir yığın yanlışlar.Bir köy kökenli vatandaş olarak tanık olduklarım. Kendi sütünü yoğurdunu,yumurtasını dahi marketten satın alan bir ege köylüsü düşünün. Sorduğumda çünkü ütetemiyoruz daha pahalıya mal oluyor. Diyor köylümüz. Çok hazin.
Peki bizim ziraat mühendislerimiz ne işe yarıyor. Hiç sahada gören halkı bilinçlendiren ziraat mühendisi gören var mı? Ben görmedim.
Temennim bu alanda acilen milli bir seferberlik başlatılması.