Davul Kimin Sırtında?

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu Anayasa ve Başkanlık Sistemi Panelinde;tokmak da davul da siyasetçinin sırtında olmadığı sürece bu ülkeye demokrasi gelmez."diye konuştu.

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, AK Parti Beşiktaş İlçe Başkanlığı'nın düzenlediği Başkanlık Sistemi ve Yeni Anayasa paneline katıldı.Panelde konuşma yapan TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, dinleyicilere anayasa çalışmaları ve başkanlık sistemi hakkında bilgi verdi. Kuzu, "Yeni Anayasa"da özlükler ile ilgili maddeler bittikten sonra yönetim şekli ile ilgili olanlara geçileceğini aktararak şunları söyledi: "İkinci bölüme gelindiğinde, diyelim ki bir ay sonra ya da 1 buçuk 2 ay sonra gündeme gelecek olan bam teli burası. Kavga burada. Şimdi niye burada? Çünkü özgürlük konusu. Değerli arkadaşlar, parlamenter rejim de deseniz yani bugünki sistem, yarı başkanlık modeli de deseniz Fransız modeli, başkanlık modeli deseniz Amerikan modeli... Hepsinin özgürlükle ilgili bölümü hemen hemen aynı. Çünkü insandır sonuç olarak, vereceğin haklar bellidir, ifade özgürlüğü, yaşama hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, sendikalaşma hakkı, siyasi parti kurma hakkı, seçime gitme hakkı, vatandaşlık hakkı falan. Bunlar normal özgürlükler zaten. Ama hükümet modeli ne olacak? Yani davul kimin sırtında? Tokmak kimin elinde? Bakın tokmak da davul da siyasetçinin sırtında olmadığı sürece bu ülkeye demokrasi gelmez."

 AMERİKA'DA TABLO NET

Seçilmemiş organların karar merciinde olduğu zaman, o ülkede demokrasi olmayacağına dikkat çeken Kuzu, "Burda bir seçim oldu komşuda. 6-7 tane parti koalisyona gidecek 4 mü olur? 5 mi olur? Bilmem..." dedi. Fransa'da ki seçimlerde daha birinci günden kimin kazandığının belli olduğunu belirten Kuzu sözlerine şöyle devam etti: "Yarı başkanlık modeli, yüzde 51 alan geldi oraya oturdu. Öteki de çekti gitti. Daha seçimin açıldığı gün bu memleketi kim yönetecek 4 sene ya da 5 sene biliyorsun. Peki bizler... Yani parlamenter modelinde bunu bilmiyorsun? Seçimden çıktın. Bakın yüzde 10'luk baraj. Sene 1995... 6 tane parti yüzde 10'luk baraja rağmen meclise gitti. Efendim, iki partili bir modele götürüyor. Yani partinin çok olmasını bir avantaj falan görmeyin. Yani bir memlekette ne kadar çok parti girmişse parlementoya, o kadar demokrasimiz var. Böyle bir şey yok. Bu yanlış bir yaklaşım. Şimdi bakın parlamento bu. Peki ne oluyor biliyor musun? Bu parlamento... Şimdi gelelim başkana. Başkan direk halk tarafından iki turlu seçimle yüzde 51'le seçiliyor. Başkan seçildi. O gün belli oldu. Kim ise memleketin başkanı. Seçtik, ekibini de kurdu. Daha o gün bitti. O gün hükümette 4 sene, düşme diye bir dert yok. Bu parlamento, bu başkanı düşüremez, 4 sene çalışacak. Hesap verme meselelerini falan, millete verecek hesabını. Parlamento burada çok güçlü. Çünkü kanun yapma yetkisine hükümet karışamıyor. Bakın parlamentonun tam tersi. Bütün kanunu biz yapıyoruz burada ve burada bütçe tamamen bizde. Yani bizim iznimiz olmadan başkan bir kuruş harcayamaz. Mutlaka buradan geçerek gidecek. Dolayısıyla da başkan parlamentoyla iyi geçinirse mesele yok, çalışır. Ama kötü geçinirse katiyen icraat yapamaz. Yani sistemde kongre çok güçlü, parlamento çok çok güçlü. Peki biz niçin o zaman hükümeti zayıf olmasına rağmen savunuyoruz? Süreklilik var da ondan. Koalisyon yok, bir ekibin icraatı var. Başkan geliyor 4+4, 8 sene, 5+5, 10 sene kalıyor. İcraatları yapıp çekip gidiyor. Amerika'da gördüğünüz gibi. Tablo bu... Net yani, sistem belli, sorumlu belli, yetkili belli, kimin yönettiği belli. Koalisyonda böyle olmuyor ki. Tam seçime gidiyor harcamaları kendi bölgesine yapıyor. Paraları, bakanlık sayıları artıyor. Biz mesela 23 tane bakanlığa indirdik. 36 bakanlık vardı hocam geldiğimizde. 36 bakanlık... Niçin 36 bakanlık? 4'lü koalisyon, bakanlık yetmedi, 1 bakanlığı 4'e 5'e bölüyorlar."

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2012, 09:06
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER