'AK Parti Devletin Yazılımını Değiştirdi'

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, İzmir programı kapsamında AK Parti İl Başkanlığını da ziyaret etti.

'AK Parti Devletin Yazılımını Değiştirdi'
İzmir programına Turizm sektörü temsilcileriyle yaptığı toplantıyla başlayan Bakan Çelik, daha sonra EXPO 2020 İzmir Yürütme Komitesi ile bir araya geldi.
 
Komite toplantısının ardından AK Parti İzmir İl Başkanlığı’na geçen Bakan Çelik, burada basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
 
FARKLI KİMLİKLER ÜZERİNDEKİ RET, İNKAR VE ASİMİLASYON POLİTİKALARINA AK PARTİ SON VERDİ
 
“Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi içerisinde pek çok kesim devletin bazı uygulamalarından dolayı geçmişte hepinizin bildiği gibi bir sürü mağduriyet yaşamıştır. Bu mağduriyet sadece belli bir etnik gruba ya da belli bir kimliğe dönük bir mağduriyet değildir.
 
Biz, AK Parti ile birlikte başlayan dönemi siyasi tarihimiz açımızdan, Türkiye’nin bu anormal mağduriyet üretme sisteminden kurtulması ve normalleşmesi olarak adlandırıyoruz. Zaten Türkiye’de gerçekleşen sessiz devrimin adlandırılmasının bu şekilde olmasının manası da budur. Bütün farklı kimlikler üzerindeki ret, inkâr ve asimilasyon politikalarına Ak Parti Hükümetleri döneminde, AK Parti’nin milletimize programında vadettiği şekilde son verilmiştir.
 
Netice itibariyle demokratikleşme ucu açık bir süreçtir. Biz siyaseti; toplum içerisinde yürütülen özel bir faaliyet ya da oligarşik bir faaliyet olarak algılamıyoruz. Biz siyaseti; toplumsal taleplerin siyasi temsile dönüştürülmesi faaliyeti olarak algılıyoruz.
 
Dolayısıyla zaman içerisinde toplumsal talepler ortaya çıkıyor, yeni toplumsal dinamikler ortaya çıkıyor ve burada bizim vizyonumuz farklı toplum kesimlerinin bu taleplerini siyasi temsile ne şekilde dönüştürebileceğimizle ilgilidir. Bu bir bakıma AK Partinin varlık sebebidir.”
 
AK PARTİ DEVLETİN YAZILIMINI DEĞİŞTİRDİ
 
“AK Partinin kurulduğu yıllarda hatırlarsanız 11 Eylül olaylarından sonra bütün dünya güvenlik eksenine doğru kayarken, Türkiye kendisini demokrasi eksenine doğru güçlü bir biçimde AK Parti ile birlikte yöneltti. O günden bugüne de bütün bunlar gerçekleşti. Tabii pek çok kesim mağdur oldu. Bugün bu mağduriyetler büyük oranda sona ermiştir, ama en önemlisi şudur: İlke düzeyinde, prensip düzeyinde AK Parti devletin yazılımını değiştirmiştir.
 
Devletin yazılımında farklı kesimlere dönük mağduriyet üreten refleksleri ortadan kaldırmıştır. Yeni bir yazılım ortaya koymuştur AK Parti. Bu yeni yazılım da tek pencereli bir yazılım değil. Bütün kimliklerin kendisini ifade edebildiği, devletin ekranında rahat bir biçimde görebildiği, milletin taleplerine antivirüs programları gibi virüs muamelesi yapılarak milletin taleplerinin dışlanmadığı bir yazılımdır bu.
 
Netice itibariyle bugün geldiğimiz noktada kendisini demokrasiyle tanımlayan bir devlet, cumhuriyetin ancak demokrasiyle anlamlı olduğunu ifade eden bir vizyon iş başındadır. Zaten bu hem bizim siyasi tarihimiz açısından hem de dünya siyasi tarihi açısından istisnai bir durumu ortaya koyuyor.
 
Bu istisnai durum da şudur: İktidar partisi iktidardayken oyları erir, genelde siyasal teoride de, siyasal tarihte de böyledir muhalefet partileri bir alternatif olarak öne çıkarlar. Ama siyasi tarihimiz açısından büyük bir istisnadır; 11 yıllık AK Parti dönemi sürekli olarak iktidar döneminde oylarını artırmıştır.
 
Biz sayısal meşruiyetimiz kadar siyasal meşruiyetimizin içeriğiyle de övünüyoruz. Türkiye’nin her kesiminden, yaş grubundan, meslekten, sosyal grubundan, hemen her kimlikten oy alan bir parti olmamız, bizi belli bir fikir temelinde örgütlenmiş bir kitle partisi olarak istisna kılıyordu. Bu bakımdan AK Parti bir bakıma kendisini Türkiye’yi demokratikleşme iradesiyle tanımlamış bir partidir.
 
O sebeple de demokratikleşme konusundaki iradesi hep ileri doğru gidiyor. Bundan sonrasında da soruluyor: “Şu kesimle ilgili özel bir düzenleme yapılacak mı, bu kesimle ilgili özel bir düzenleme yapılacak mı?”
 
Önüne gelen mağduriyetlerle de ilgili toplumsal bilinç olgunlaştıkça, siyasal ortam olgunlaştıkça AK Parti bu adımları attı. Ortaya çıkan yeni mağduriyetler olursa, ki bu toplumsal hayatın doğal bir neticesidir; bu çerçevede AK Parti bunların da düzeltilmesi, bu mağduriyetlerin daha çok demokrasiyle ikame edilmesi ve karşılanması için üzerine düşeni yapacaktır. Burada temel tutumumuzu belirleyen şey, biz devleti bir negatif özgürlükler alanı olarak tanımlamıyoruz. Devleti, bir pozitif özgürlükler alanı olarak tanımlıyoruz. Yani vatandaşın ne kadar özgür olacağına, vatandaşın hak ve hürriyet düzeninin ne şekilde tanımlanacağına devlet karar vermiyor. Bir negatif özgürlükler alanı değildir bu. Tam tersine vatandaş odaklı, vatandaşın iradesiyle kamu hayatının şekillendiği, devletin yazılımının şekillendiği, vatandaş iradesinin her yerde merkezde olduğu bir pozitif özgürlükler alanı olarak tanımıyoruz.”
 
BUGÜN YENİ ANAYASA DESELER, TÜMÜNÜ TEKLİF EDEBİLECEK DURUMDAYIZ
 
“Bir diğer konu; bu anayasa meselesiyle ilgili tartışmalar. Biliyorsunuz bizim partimizde Uzlaşma Komisyonu üyelerimizin de içinde yer aldığı Anayasa Komisyonumuz vardır. Onun Başkanlığını kurulduğundan bu yana ben yürütüyorum. Biz onlarca toplantı yaptık şimdiye kadar. Uzlaşma Komisyonunun her toplantısı da Uzlaşma komisyonu üyelerimiz  zamanında tekliferini vermişlerdir. AK Parti hiçbir teklifi geciktirmemiştir. Uzlaşma Komisyonu faaliyetleri içerisinde hiçbir zaman erteleme ve ek süre istememiştir. Çünkü AK Parti geçen seçimlerde kendisini bu ülkeye yeni bir anayasa vaadiyle seçim meydanlarına çıktı ve bu irademiz dimdik ayakta duruyor. Fakat maalesef Uzlaşma Komisyonu’nda istenilen noktaya gelinemedi.
 
Biz anayasa, eski adıyla Teşkilat-ı Esasiye, yani devletin teşkilatını, devletin esasını düzenleyen kanunun artık tamamen evrensel normlarla hak ve hürriyetler düzeyinde tanımlanmış bir içeriğe ve forma bürünmesi gerektiğini fevkalade önemsiyoruz. Bu konuda da değişik zamanlarda en yüksek şekilde Başbakanımız tarafından da bu açıklamalar yapıldı. Uzlaşma Komisyonundaysa Türkiye’ye yeni bir anayasa hediye edebilecek, Türkiye’nin ilk sivil anayasasını yapabilecek bir ortak irade çıkmadı. Bu maalesef ek sürelere rağmen istenilen çalışma elde edilemedi. Ak Parti parlamentodaki yüksek oy sayısına rağmen eşit üyeli temsili de kabul etti. Yeter ki ortak iradeyle bir anayasa çıksın diye.
 
Çünkü biz artık devlet iradesi merkezli değil, millet iradesi merkezli bir Anayasa ile Türkiye’nin yönetilmesi gerektiğine inanıyoruz. İnsan haklarına sadece saygı duyan değil, insan haklarına tamamen dayanan bir düzenin anayasa metnine de ruh vermesini, form vermesini düşünüyoruz. Anayasanın yeni Türkiye’nin kimlik belgesi, doğum belgesi, nüfus cüzdanı olarak tescillenmesini istiyoruz. Bu irademiz sürüyor. Biz her türlü senaryoya hazırız. Bugün yeni anayasa deseler tümünü teklif edebilecek durumdayız. Her konudaki tekliflerimiz hazır. Ama maalesef orada ortak bir irade çıkmadı. Bunun üzerine Başbakanımız, “Madem Anayasa Komisyonu bir çalışma yapmıştır, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki partiler önemli bir efor sarfetmiştir; bunu da Türkiye’nin kazancına dönüştürelim. Türkiye’nin yeni anayasa yapma çabalarını bir kazanım haline getirelim ve bunları heba etmeyelim” diyerek; şimdiye kadar uzlaşılan maddelerle ilgili olarak bunu beraberce geçirilmesi, anayasa metni haline getirilmesi konusunda teklifinde bulundu. Buna karşı epeyce bir zaman cevap gelmedi. Şimdi yakın zamanda Cumhuriyet Halk Partisinden bir cevap gelmiştir. Arkadaşlarımız onları ziyaret ettiler. Şu ana kadar olumlu görünüyor ama kesin kararlarını verecekler. Dolayısıyla gelinen noktada madem tam bir anayasa çıkmıyor, o zaman üzerinde uzlaşmaya varılan maddelerin anayasanın bir kazanımı haline dönüştürülmesi iradesine karşı da biz üzerimize düşeni yapalım diye irademiz bu şekilde devam ediyor. İnşallah bu gerçekleşir ve Türkiye’nin Anayasa tarihine yeni bir aşama, pozitif bir aşama kaydettirmiş oluruz.”
 
BÖLGEMİZ MAALESEF BİR ORTA ÇAĞ GÖRÜNTÜSÜ VERİYOR
 
“Bir de son olarak; bölgedeki gelişmelerle ilgili sorulmuştu. Tabii bölgemiz maalesef etrafımızdaki coğrafya etnik ve mezhebi savaşlar bakımından bir Orta Çağ görüntüsü veriyor. Maalesef coğrafyamızın tarihine ve kadim zenginliklerine, kadim birikimine yakışmayan manzaralar ortaya çıkıyor, istikrarsızlık devam ediyor.
 
İşte Suriye’de gelinen noktada Türkiye’nin ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Meselenin sadece kimyasal silahlar meselesine indirgenmemesi gerektiğini, kimyasal silahlar kullanılmadan önce de konvansiyonel silahlarla da yüz binlerce insan orada öldürüldü. Bunların hesabının sorulmasının gerektiğini, buna uluslararası toplumun sessiz kalmaması gerektiğini defalarca ifade etti Türkiye.
 
Bugün gelinen noktada meselenin bir kimyasal silahlar meselesi gibi sunulmasının yanlış olduğu ifade edildi. Nitekim Mısır’daki darbe sürecine uluslararası toplumun sessiz kalmasının bölgeyi istikrarsızlaştıracağı konusunda çok net tutumlar ortaya koyuldu.
 
Ve bugün görüyoruz ki aslında Türkiye’nin zamanında yaptığı uyarıların dikkate alınmaması bölgeyi daha büyük bir istikrarsızlığın içerisine sokmaktadır. Bölgede daha büyük sıkıntıların oluşmasına yol açmaktadır.
 
Maalesef dünyanın belli kesimleri yeni bir “İslamifobia” dalgasına tutulmuş gözükmektedir. Bunun dünyaya faydası olmaz. Bugün yükseltilmesi gereken değer kültürler arası işbirliğidir, medeniyetler arası işbirliğidir, halklar arası işbirliğidir. Bu işbirliklerinin yerine, “İslamifobia”, antisemitizm, aşırı sağ, aşırı sol gibi radikal akımların sokulması ya da bir takım radikal örgütler üzerinden devletlerin geçmişteki soğuk savaş hesaplarını yürütmesi bölgeye de hayır getirmez, küresel barışa da hayır getirmez.
 
Önümüzdeki en büyük tehlikelerden bir tanesi bölgede yürütülmekte olan vekalet savaşlarıdır. Soğuk savaş döneminde olduğu gibi bir takım radikal örgütler ya da bir takım başka unsurlar üzerinden vekalet savaşları yürütülmesi bölge için hayırlı değildir. Türkiye bölge için bir küresel barış çerçevesinde bir bölgesel barış vizyonu ortaya koymaktadır. Bu konudaki politikalarımız da açık ve net bir biçimde görülmektedir.
 
Sevindirici bir gelişme Avrupa Birliği konusunda… Bakanımız Egemen Bağış’ın da büyük katkılarıyla çok olumlu sayılabilecek, geçmişteki raporlara göre olumlu sayılabilecek bir rapor çıktı. Avrupa Birliği yetkililerinden de bundan sonraki işbirliğinin çerçevesini yükseltmek için önemli açıklamalar geldi.
 
Dolayısıyla Türkiye 2023’e doğru inşallah daha büyük bir özgüvenle bakıyor. Önümüzdeki Mart seçimleri bu açıdan çok önemli olacak. İnşallah bu vizyona şimdiye kadar katkı vermiş olan İzmir, bu sefer kendi rekorunu kırarak daha büyük katkılarla bu rekora teşkilatımız sayesinde bu imzayı atmış olacak inşallah hayırlısıyla.”
 
Bakan Çelik, daha sonra Kuşadası’na geçerek Efes Kongre Merkezi’nde ve Kadıkalesi’nde incelemelerde bulundu. 
Güncelleme Tarihi: 27 Ekim 2013, 11:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER