banner51

Şiddet

Ertesi güne uyanırken şiddetin dozunun arttığı bir dünyaya açıyoruz gözlerimizi. Sosyal medya haberleri her türlü şiddete tanıklık etmemizi sağlıyor. Bu kadar şiddet var mıydı? Yoksa biz mi insanlıktan giderek uzaklaştık. Geçen yılların bizi daha medeni, daha empati sahibi, daha olgun kılması beklenirken giderek insanlık dışı davranış kalıplarına bürünür mü olduk?

Benim büyüdüğüm Güneydoğu Anadolu'da erken evlilikler sonucu büyük büyük babamı, büyük büyük annemi tanıma şansım oldu. Benim çocuklarım da onların yaşamlarına şahit oldular. Deyim yerindeyse “Nine, ninen geldi” diyebilen şanslı çocuklardı. Az da olsa aile içi, mahalle arası kavgalar yaşanırdı. Birine yapılan yanlış çok hızlı bir şekilde dedikodu halinde yayılırdı. Cep telefonları, internet, sosyal medyanın sunduğu olanaklar olmadığı için şehir dışında gelişen olaylardan gazete, radyo ve haftada üç gün yayın yapan televizyon sayesinde bilgi alınabiliyordu. Bizimle birlikte yaşayan babaannem TV açıldığında “Hayırlı günler “ kapandığında “İyi geceler” dileyen spikere sakız gibi beyaz başörtüsü ile saygı ve sevecenlikle “Sana da iyi günler, hayırlı geceler kızım” diye seslenirdi.

Sanki aile içinde beklentiler dedikodular ve sorunlar şu andaki çekirdek ailelere göre daha fazla gibi görünse de saygı ve sevgi çerçevesinde kadın ve erkek arasındaki iş bölümü sınırları çizilmişti. Ataerkil aile yapısına göre Atatürk’ün kadına verdiği değer şekillenmişti. Büyük büyük babalarımın ve büyük büyük annelerimin kavga ettiğini hatırlamıyorum. Hele ki şiddet olayına hiç tanık olmadım. Ufak ufak tatlı atışmalar sürtüşmeler ve sonuçta gülüşmelerle son bulan barışmalar var belleğimde. Çocukluktan genç kızlığa geçerken yeni nesil evliliklerde kadına şiddetin varlığı az da olsa kendini göstermeye başladı. Giderek artan bu eğilim toplumsal bir yaranın büyüdüğünün hatta kanadığının bir göstergesi. Bu büyük sorunun kaynağına asla inilemedi. İnsanların alım gücü azalırken tüketim çılgınlığı aşılanarak kaygı durum bozukluğu yaşamımıza girdi. Kaygı bulaşıcıdır ve çocukluktan itibaren alt benliğe kadar işlenen kaygı, şiddetin ve empati yoksunluğunun ana kökenini oluşturur. Sonradan kazanılan bu davranışlar nesilden nesile artarak içselleştirilir ve normal olarak algılanır.

İşte son günlerde yaşadığımız kadına uygulanan şiddet, çocukların bile normalmiş gibi davranarak hayvanlara uyguladıkları insanlık dışı davranışlar, bitkilerin canlı olduğunu düşünmeyen ve çıkarı için yakan zihniyet bu nedenlerle farkına varmadan büyüyen toplumsal bir yara.

Sürekli kabuk bağlayıp, kabuğun yeniden kanatıldığı bu yaranın merhem sürülme, iyileştirilme zamanı gelmedi mi sizce? Atatürk Türkiye’si ve bu ülkeyi bize armağan eden ATAMIZIN buna hakkı olduğunu düşünüyorum ve bu görüşle uyanan bilinçlere iyi ki varsınız diyorum.

YORUM EKLE