banner51

Sadakat...

Hangimiz istemeyiz bize sadık bir dost, eş, arkadaş, sırdaş… İnsanın belki de en çok ihtiyacı olandır sadakat. Biz istiyoruz da ilişkiler nasıl yürüyor acaba? İlişkiler hiç de güzel yürümüyor zannımca. Sanırım ortalık birbirini aldatanlarla dolu. Bir diğerini aldatan acaba kendine ne kadar dürüst diye sorarım hep… Sadık olabilmek bir çeşit olgunluk göstergesi. Yani psikolojide ego gelişimi diye adlandırılan şey. Bir kişiyle her ne türlü ilişki içinde olursak olalım sadık olamamak, sanırım kişinin özünde ne istediğini, ne beklediğini pek de farkında olmaması demek.

İnsanoğlu doğduğu günden ölene dek bir şeyler öğrenir. Hem de fark etmeden, nefes aldığı her saniye. Kendi iç sesimizi dinleyebilmek, düşünce ve duygularımız ile yüzleşebilmek aslında bu öğrendiklerimiz sayesinde oluyor. Bir uyaran yani bir durum yaşadığımızda onu yorumlama biçimimiz, bizi etkileme şekli, tepki verme biçimimiz hepsi bize ait. Önceden öğrendiklerimiz genellikle benzer durumlarda benzer tepkiler vermemize neden oluyor. Biraz dikkat verdiğimizde, bizi nelerin üzdüğünü, neyin heyecanlandırdığını, neyin sevindirip, neyin öfke uyandırdığını anlayabilecek zekaya sahibiz çoğumuz. Sıkıntıda burada gerçekleşiyor. Oysa hayatlarımız zeka düzeyimiz ile paralel gitmiyor. Diğer insanlarda gördüğümüz ve onaylamadığımız davranışları kendimizde çoğunlukla yapıyor ve bunu fark etmeden hatta inkar ederek yaşıyoruz. Sonra hep karşımızdakileri suçluyoruz. Bunları neden mi konuşuyoruz. Çünkü inkar ettiğimiz her duygu, her düşünce bizim kendi kendimize ihanetimizdir aslında. Birçok kişi biriyle karşılaştığında az çok başına gelecekleri bilir. Nasıl mı? Beynimizin bir kısmı bu işe yarıyor bizim için fotoğraf çekiyor ve bütün ilkel algılarımızla hissediyoruz başımıza gelecekleri. Bile bile yaşıyoruz her şeyi. Ne zaman ki beynimizin diğer tarafını kullanıyoruz –ki bazen seneler geçebiliyor üzerinden- o zaman yaşadıklarımızın nedenlerine ilişkin bir fikrimiz olabiliyor. Çünkü çektiğimiz fotoğraftaki nüansları, duygularımızı, ihtiyaçlarımızı yorumlayabiliyoruz. Buna da farkındalık deniyor. İşte tüm o geçen zaman içinde de kendimize türlü türlü ihanetler edip, yaşıyoruz. karşımızdakiler de aldatılarak bundan nasibini alıyor. Ondan derler büyükler aldatan kendisini aldatır diye. Bu büyük sözleri, ata sözleri önemli bence. Boşuna söylenmemiş çoğu. Yaşanmışlıklar var her birinde. Demem o ki, ey aldatılanlar üzülmeyin. Çünkü sadakatsiz kim var ise, kendini aldattığı için size de yansıyor bu durum.

Oysa gerçek aşk sadakattir. Kişi aşkına sadıktır zaten. Öyle kontrollere ihtiyaç da duymaz. “nerdesin aşkım” “ buradayım aşkım” söylemleri olmaz ellerde son model telefonlarla. Sürekli mesajlar yollanmaz. Zaten her yaptığını sevdiği için yapar gerçek aşık. Bir süre geçtiğinde aşkın nesnesi bile anlayamayabilir durumu. Nasıl oldu da böyle büyük bir duyguya sebep oldum diye şaşırır. Gerçek aşkı, anda kalarak, özü ile yaşar insan… Güzeldir hem de acısına rağmen.

Bu yazıdan sonra Leyla ile Mecnun’ un hikayesini okuyun bence. O kadar sadıktır ki Mecnun aşkına, Leyla karşısına geçip “ buradayım, Leyla’ yım ben” dediğinde, Mecnun’ un yanıtı “ya bendeki Leyla” olmuştur…

Aşkına sadıklara…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Şükrü baş
Şükrü baş - 2 hafta Önce

Harikasin seni cok seviyorum hemde sadakatle

Aydan Sop
Aydan Sop - 2 hafta Önce

Bilgilerinizle harikasınız. Teşekkürler. Huzurlu günler

Özgür Akın
Özgür Akın - 2 hafta Önce

Harika bir yazı, bana yürekten dokundu. Teşekkür ederim