banner51

Yaptığımız İşe Saygı İstiyoruz

Kanal D’nin başarılı Editörü ve Spikeri, eğitim danışmanı Emre Tilev, Ben Haber muhabiri Gökdeniz Engin’in sorularını içtenlikle yanıtladı. Tilev, spikerlik mesleğinden, maç anlattığı sırada başından geçenlere, Türk sporundan Dünya kupası ile ilgili düşüncelerine kadar kendisi ile ilgili tüm bilinmeyenleri Ben Haber gazetesi ile paylaştı.

Yaptığımız İşe Saygı İstiyoruz

GÖKDENİZ ENGİNBEN HABER  

Başarılı bir spor spikeri, spor haberleri editörüsünüz ve bildiğimiz kadarı ile gıda mühendisliği mezunusunuz. Bu mesleğe ilk ne zaman başladınız?

Mesleğe ilk olarak 1992 yılında başladım. Yerel bir televizyon kanalında Ancak henüz 6 yaşındayken sokakta maç anlatmaya bayılırdım. Türkiye de ilk radyolar kurulduğunda Bafra FM'de program yapmaya başladım. Sonrasında Samsun TV’ye transfer oldum. Ardından bütün Karadeniz’e yayın yapan Karadeniz TV'de çalıştıktan sonra,1994 yılının hemen başında Şubat ayında Show TV'ye geldim. İlker Yasin ile tanıştık. Ve o süreçle de bu işe başlamış oldum.

Mesleğe başlamanızda kimin etkisi oldu?

Mesleğe başlamam da daha önce dinlediğim insanların etkileri çok fazla örneğin, İlker Yasin, Levent Özçelik, Öztürk Pekin, bu kimliklerin hepsinin benim üzerimde etkileri oldu. Özellikle Barbaros Talı

Zannediyorum her gencin olduğu gibi Jennovır Cristover çiftinin o teklerdeki ve çiftlerde ki performansları artistlik patinaj ondan önce atletizm de Frederick Carlton ("Carl") Lewis'in müthiş mücadeleleri,82’de yaşanan o harikulade Dünya kupası ondan önceki Avrupa şampiyonları bu mesleğe ilgimi arttırmıştır zihnimde. Benimde böyle oldu. Daha pek çok kişi var Ercan Taner bunlardan biri sayılabilir. Ama bir gerçek var ki zaten, doğduğum anda 6 yaşında 5 yaşında daha benlik bilinci oluşmadan önce, tuvaletlere girip kendi kendime maç anlatıyordum. Zannediyorum birazcık ta bu yüreğimizde olan bir sesin yankılanması, hayat bulması ve yansıması olarak karşımıza çıktı.

Daha önce aklınızda böyle bir mesleği yapmak var mıydı?

Evet, az öncede söylediğim gibi böyle bir mesleği yapmak her zaman aklımda vardı.

Bir de Sayın İlker Yasin’in maç anlatacak spiker bulamayınca sizin maçı ben anlatabilirim tepkisini vermeniz nasıl gerçekleşti?

Tam olarak öyle gelişmedi şöyle anlatayım. Ben 1994 yılının Şubat ayında işe girdim. Şirkette yatıp kalkıyordum kalacak yerim yoktu. Şubat, Mart, Nisan süreci geçti bende bu arada bir şeyler öğrendim. Herkes bizimle birlikte başlayan arkadaşlar, kendilerine yer edinmişlerdi örneğin, Murat Kosova gelmişti 1993 yılında o canlı yayın muhabirliği yapıyordu. Serkan korkmaz gelmişti o Galatasaray muhabiriydi. Fenerbahçe muhabiri Aytuğ vardı. Beşiktaş muhabiri Acun Ilıcalı idi bunların hepsi benden yaklaşık 1 yıl ya da 6 ay önce başlamıştı ve hepsi kendilerine bir yer edinmişlerdi.

Biz başladığımızda 4-5 kişiydik bu 4-5 kişiden çoğu kayboldu. Deniz kalmıştı bir tek deniz ile ben. Deniz ile ilgili olarak denemeler yapıyorlardı benle ise henüz daha deneme yapılmamıştı. Ama Öztürk abi, Öztürk Pekin, benim maç anlatabileceğimi İlker beyin kendisine söylediğini ifade etti. Murat Murathanoğlu'da basketbol anlatabilir bu çocuk demiş İlker Yasin'e. Ama o arada bir gün şirkette ben kendi kendime otururken, çünkü gidecek yerim yoktu şirkette dediğim gibi yatıp kalkıyordum. Formula 1 de bir yayının koptuğunu söylediler. Yayın nasıl kopar filan dememe kalmadı. Hakan Tümer beni aşağıya indirdi. Ve yayına soktu. İlker Yasin'den izin almamız lazım yoksa kovulurum dedim oda öncelikle yayın var dedi sen eğer bu işi biliyorsan zaten yaparsın dedi. Bende biliyorum yapabilirim dedim. Ama zaten o noktaya kadar kendimi hazırlamıştım her gün çalışıyordum her gün denemeler yapıyordum bu sayede de böyle bir yayının üstesinden gelebildiğimizi düşündüler ki bir sonra ki aşamada İlker Bey bana yayınları emanet etti ve bu noktaya kadar geldik 20 yıldır.

Öncelikle usta bir spiker olarak maç anlatımlarına nasıl hazırlanıyorsunuz?

Öncelikle usta olmadım daha halen çırak olarak görüyorum kendimi ancak yaşamda da ustalığa erişmek çok zordur. Mesleğimde de ustalığa erişmek çok zor. Her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. Tecrübeli diyelim zamanı kullandığımızdan dolayı. Tecrübeli bir spiker olarak maçlara ben çok uzun süreçlerde hazırlanıyorum. Oturuyorum tek tek neler yapmam gerektiğini planlıyorum. Önce zihnimde sonra futbolcularla ilgili bilgiler alıyorum. Eğer bir yabancı maç anlatacaksam örneğin Portekiz maçını anlatacaksam Portekizli futbolcularla ilgili hem İngilizce bilgiler alıyorum Hem de Portekiz gazetelerini arıyorum orada ki meslektaşlarımdan onlarla ilgili bilgiler almaya çalışıyorum. Yetersiz olduğum durumlarda değişik yerler mecralara başvurularda bulunuyorum. Portekiz sitelerini İngilizce ’ye çevirmeye çalışıyorum İngilizceye çeviremezsem onları tercüme ettiriyorum. Para veriyorum dışarda tercüme ettiriyorum ve bunları yazıyorum. Bu bilgiler bende her daim kalıyor. Bir portföyüm var grubum var daha doğrusu bir veri tabanım var o veri tabanından zamanla yenileyerek onları yerinden çıkartıp tekrar tekrar kullanıyorum.

Maç anlatmak için çeşitli şehirlere çeşitli ülkelere gidiyorsunuz buralarda maç öncesi ya da maç anlatımı sırasında ilginç unutamadığınız bir olay ile karşılaştınız mı?

Pek çok yere gittik pek çok yerde pek çok unutamadığımız anı var. Ama hakikaten maç spikerliği çok zordur. Örneğin Kayseri’de -28 derecede anlattığım bir Kayserispor maçı var ki bir fotoğraf var o fotoğrafta sadece gözlerim gözüküyor. Battaniyelere bürünmüşüm.

Monaco da anlattığımız bir Formula 1 yarışında tuvalete gidemediğimiz için yorumcu abimiz altına yapmak zorunda kaldı sonrada üzerine su döktü kamufle etmek için pek çok enteresan anı var.

İlerde belki bu anıları yazarak geçmişi anabiliriz.

2006 Dünya kupasında kaldığım süreç var mesela 1995 yılında Japonya’ya gönderildim. Şirket daha ucuz olsun diye o dönemde Cine 5 beni İtalya’ya gönderdi oradan Amsterdam’a gittim.

Onun sonrasında da Amsterdam’dan Yeni Delhi’ye, yeni Delhi’den önce Doha’ya Doha’dan, Yeni Delhi’ye oradan dan da Japonya’ya gönderdiler enteresan bir yolculuk yapmıştım.

Avrupa’daki ya da dünyadaki meslektaşlarınızla karşılaştırdığınız da Türkiye’deki maç anlatımları ile yabancı spikerlerin anlatımları arasında dil farkı dışında ne gibi farklar var ya da onların özel olarak dikkat ettiği kurallar var mı?

Ben biraz daha Akdeniz tipi maç anlatmayı seviyorum yani bir İngiliz gibi değil. İngilizler biraz daha kontrollü biraz daha topa basarak, ben biraz daha Brezilya ekolünün Akdeniz’e adaptasyonu diye tanımlıyorum bu maç spikerliği tarzını, biraz daha coşkuyu vermeyi seviyorum.

O coşkuyu yaşatmayı seviyorum. Bunun bir temaşa zevki olduğunu ve insanların keyif alması gerektiği fikrindeyim. Genel görüntüye baktığımız da bazen eleştiri olsa da genelde seviliyor. Genelin yansımalarını ele almak bence çok daha doğru olacak. Örneğin bir İngiliz oo çok güzel harika bir şut bir gol diyebiliyor ama bir Ekvatorlu ya da bir Brezilyalıya baktığımız da gol gol gol gol gol goollllllllll diye bağırabiliyor

Ben bunun ikisinin ortasını yakalamaya çalışıyorum yani, hem bilgi verip hem de güzel nükteden bir yaklaşımla anlatamaya gayret ediyorum.

Biz Türkiye de isimlere çok takılıyoruz. Acaba Kayt mı? Köyt mü? Kuyt mu? Hâlbuki yabancı spikerlere baktığımızda daha düne kadar Sükür diyorlardı. Ben adama Sükür diye birisi yok. Hakan Şükür var demiştim onun adı Hakan demiştim. No problem Sükür or number nine dedi. 9 numara dedi.

Bu yüzden bizimde bu konulara çok takılmamamız lazım biz mesleki anlamda hakikaten çok gözde oluyoruz gözde olduğumuz için, herkes bu mesleği kolaylıkla yapabileceğini düşünerek eleştiri oklarını çeviriyor.

Baktığınızda 6 yaşında çocuk dahi ya ben bu spikerden daha iyi maç anlatırım diyor. 40 yaşında beyin cerrahı da eğer gönlünden böyle bir spikerlik isteği varsa ben daha iyi anlatırım diyor. Ama ben beyin cerrahına ben bu işi senden daha iyi yaparım demiyorum. Zannediyorum toplum birazcık bizim işi küçümsüyor. Ve aşırı ukalalık yapıyor. Aslında işimiz çok zor ağzınızdan çıkan her kelimeyi bin kere zihninizde düşünüp bir kere de ağzınızdan çıkarmanız lazım. Eğer bunu yapamazsanız toplum sizi ret ediyor bunun örnekleri ortada. Pek çok başarılı isim ağzından çıkan bir kelime ile tarihin tozlu yaprakları arasında kayboldular uzun süre ayakta kalmak zannediyorum buna bağlı. Hakikaten çok zor bir iş yapıyoruz insanlarında buna saygı göstermesi en büyük arzularımızdan biri.

Usta bir spiker olmak için neler yapmak lazım?

Onu usta spikerlere sormak lazım ben halen çırak spiker olarak görüyorum kendimi ama çok çalışmanızda fayda var. Ben bugün meslekte 20 yılımı hatta 21 yılımı geride bıraktığımda şunu görüyorum. Hala kendi kendime Teminin çalışıyorum hala maçları izleyerek diğer spikerler nasıl anlatıyor onu etüt etmeye çalışıyorum hala bilgi almaya çalışıyorum. 21. yüzyılın bilginin gücünün yüzyılı olduğunu düşünüyorum eğer bilginiz varsa her konuda başarılı olabilirsiniz deneyimler evet, çalışmalar evet ama asıl önemli olan bilgi.

Eğer Alex'in bugün hangi takımda oynadığını bilmiyorsanız

Eğer Real Madrid’in kadrosunu sayamıyorsanız

Dünya’nın en hızlı adamı hakkında bilginiz yoksa

1960 Avrupa şampiyonası ilk nerde düzenlendi

1930 Dünya kupası ile ilgili bilginiz yoksa

E o zaman o zaman çok gerilerdesiniz.

Sadece maç anlatıyorumla olmaz. Eskirim den NFL'e kadar NCL'den NBA'in arka sıraların da ki ayrıntılara kadar NCWL'ye kadar her şeyi çok iyi bilmeniz gerekiyor.

Spor dünyası çok geniş bir alan her konu hakkında bilgi sahibi olmayı nasıl başarıyorsunuz? Örneğin sırf spor üzerine bir bilgi yarışması olsa kaç puan alırdınız?

Sorduğunuz soru çok zor bir soru, bir spor bilgi yarışması olsa ne yaparım genelde zaman zaman soruları yanıtlamaya çalışıyorum geçmiş bilgilerim iyidir. Örneğin mesela NBA'den sorarlarsa sınıfta kalırım. NBA konusunda çok başarılı olduğum söyleyemem. Ama Atletizmden sorarlarsa herkesle yarışabilirim.

Futboldan sorarlarsa herkesle yarışabilirim

Voleybol keza yine aynı şekilde

Basketbol özellikle çok deneyimlere sahip olduğum için bilgi yoğunluğumun çok üst seviye de olduğu bir spor dalı. Diğer spor dalları konusunda da üç aşağı beş yukarı bilgi sahibiyim. Özellikle otomobil sporları konusunda her konuyu her ayrıntıyı çok iyi biliyorum.

O yüzden herhangi bir sorun olacağını düşünmüyorum ama spor bilgi yarışması evet olsa herhalde 100 soru sorsalar 80'nini bilirim diye düşünüyorum. Sürekli olarak takip ediyoruz. Her şeyi okuyoruz araştırıyoruz böyle oluyor hepsi.

Türkiye’de spor alanında en beğendiğiniz spiker kim?

Ben İlker abi ile büyüdüm. (İlker Yasin’den bahsediyor) İlker abi ile yeşerdik ama çok var ben en çok Ercan Taner'i beğeniyorum. Ercan Taner benim için bir İdol. Ben hep ondan esinlenerek maç anlattım. Ve hayatım boyunca da bu böyle oldu. Onun sonrasında genel yapıya baktığımız da aslında şöyle diyebiliriz. İlker Yasin'in o müthiş kontrolü, Ercan Taner'in o doyumsuz anlatımı Levent Özçelik'in oyunun içerisine kattığı o muhteşem yaklaşımlar ve zannediyorum Öztürk abinin o tırnaklarını kazıyarak bulmuş olduğu kelime özdeyişleri benim bu noktaya gelmem de bana yardımcı oldu. E tabi burada bir futbol spikeri değil ama Türkçeyi muhteşem kullanan Barbaros Talı'nın altını kocaman çizmekte fayda var.

Dünyada beğendiğiniz spiker ya da yorumcular hangileri?

Baktığınızda Dünyada da birçok spikeri ve yorumcuyu seviyorum. Ama ben biraz daha Güney Amerikalı spikerleri seviyorum isimlerini çok bilmesem de onlardan dinlemekten büyük keyif alıyorum. Birazcık İskoç spikerler bazen hoşuma gidiyor. Ama daha çok dediğim gibi Brezilyalı ve İspanyol kökenli spikerler beni benden alıyor.

En beğendiğiniz Türk futbolcu kim? (aktif oynayanlar içinde) (oynamayanlar bırakanlar içinde)

Aktif oynayan en beğendiğim futbolcu Arda Turan, Dünyada kendini gösterdiği için. Oynamayanlar içerisindekilere baktığımız da ise karakteri olarak ortaya koyduğu değerleri olarak benim en beğendiğim isimlerden biri karakter yapısı ve golcülüğü ile Hakan Şükür.

Messi mi Ronaldo mu?

Messi mi? Ronaldo mu? çok zor bir soru, ama ben Messi’yi anlatmaktan büyük keyif alıyorum. Kreatif yetenekleri çok üst düzey bir oyuncu ben Messi, Ronaldo’ya göre bir tık önde diyorum.

Türkiye’de ki Doping skandalları milli takımın dünya kupasına gidememesi ve basketbol milli takımının Avrupa Şampiyonası’ndaki başarısızlığını nasıl yorumlarsınız?

Türkiye de ki doping skandalları hakikaten kabul edilebilir nitelikte değil çok iyi etüt etmemiz lazım sporcuları çok iyi tanımamız lazım. Sporcuları yalnız bırakmamamız lazım. Baktığımız da Aslı Çakır Alptekin'in başına gelenler, keza yine Nevin Yanıt'ın yaşadıkları. Onun öncesinde atletizm dışında halterde ve zaman zaman güreşte gözlemlediklerimiz özellikle halterde karşımıza çıkanlara baktığımızda burada zannediyorum sporcuların çok iyi bilinçlendirilmediği fikri ortaya çıkıyor. Ben tabandan tavana kadar herkesin çok iyi bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle spor akademilerinden mezun olan insanlara biraz daha yol açılması ve onların daha aktif olarak spor alanlarında görev bulmaları gerektiği fikrindeyim.

Dünya kupasına gidememek tam bir hayal kırıklığı büyük bir kâbus ve Brezilya da hele. Futbolun ana vatanı İngiltere’dir ama sporun ve özellikle futbolun hayat bulduğu dansa dönüştüğü yerdir Brezilya. Biz bu danstan yoksun kalacağız bu benim içimi acıtıyor. Belki Türkiye katılsaydı bizde gidip görebilecektik şimdi gazete patronları televizyoncuların birçoğu Ooo Brezilya. kim gidecek oraya diyor. Hakikaten içini acıtıyor insanın orda olamamak.

Basketbol takımının Avrupa şampiyonluğunda ki başarısızlığı, Dünya şampiyonasında ve Türkiye de ki Avrupa şampiyonasında elde edilen başarılardan sonra bu başarısızlık, zannediyorum takım içinde ki uyumsuzluk. Birazcık Tanyeviç'in oyuncu seçimlerinde yaşadığı sorun. Özellikle Turgay Demirel'in bana göre basketbolu yönetmesinde yaşanan kıstas kayıpları bunların hepsi arka arkaya eklendiğinde bu kaçınılmaz sonu oluşturdu. Keşke birileri Hürriyet gazetesinde Ünal Özüak'ın o eleştirilerine kulak verebilseydi o zaman çok daha farklı olurduk.

Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncu sizce kim?

Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi yabancı sorusu çok zor bir soru.

Ama ben Prekazi diyebilirim.

Mesela gelmiş geçmiş en iyilerden biri Hagi diyebilirim. Alex diyebilirim.

Keza yine Gordon Milne ismini sayabilirim.

Piontek'i söyleyebilirim o kadar çok var ki Türkiye de hakikaten çok değerli isimler var.

Bu yüzden hani tek bir ismin üzerinde yoğunlaşmamakta fayda var diye düşünüyorum, Türkiye'ye daha büyük yıldızların gelmesi en büyük arzularımdan biri.

Hangi takımın taraftarısınız?

Bu bende kalsın.

Sizce ligde bu sene şampiyonluğa en yakın takım hangi takım?

Fenerbahçe bir adım önde

Dünya Kupası’ndaki favoriniz hangi ülke?

İspanya-Brezilya

Türk medyasının Türkiye’de futbol oynayan yabancı futbolcular ya da Türk futbolcular üzerinde performansa yönelik etkileri var mı?

Elbette gelişimlerini tetiklediğini düşünüyorum.

Türkiye’ye gelen ünlü yabancı forvet oyuncuları geldikleri liglerde daha kolay gol attıklarından Türkiye liginde ise çok zor gol atıldığından bahsediyor sizce bunun nedeni nedir?

FELSEFESİ FARKLI OLAN BİR FUTBOL ORDUSU İLE KARŞILAŞIYORLAR 20 YAŞINDA TOPA VURMAYI ÖĞRENEN SÜPER LİG OYUNCUSU VAR...

En beğendiğiniz Türk hakem?

CÜNEYT ÇAKIR

Türkiye’deki spor basınının objektif olduğuna inanıyor musunuz?

ELBETTE AMA İSTİSNALAR VAR

En beğendiğiniz futbol programı hangisi?

HEPSİ

Anlatırken hiç zorlandığınız maç oldu mu? Oldu ise hangi maç?

ASLA HER MAÇA ÇOK İYİ ÇALIŞARAK HAZIRLANIRIM

Bir spor organizasyonundan jüri üyeliği teklifi gelse ne yaparsınız?

ORGANİZASYONA BAKARIM ORGANİZASYONMU VE YARIŞMAYA BAKARIM ANLAMLI MI?

İzmir’in sizce süper ligde neden takımı yok?

ÇEKİŞME DEDİKODU VE KENDİ KUYUSUNU KAZMAKTAN

Emre Tilev’in dünya karması nasıl olur?

Igor Akinfeev – Rusya

Philipp Lahm - Almanya

Vincent Kompany - Belçika

Jan Vertonghen - Belçika

Dmitriy Kombarov - Rusya

Mesut Özil - Almanya

Daniele De Rossi - İtalya

Mathieu Valbuena - Fransa

Robin van Persie - Hollanda

Edin Dzeko - Bosna-Hersek

Pedro Rodriguez - İspanya
 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2013, 12:07
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER