Türkiye'nin en 'sakin' başkanı 'Sakin Şehir' Seferihisar'ı anlattı

Türkiye’nin ilk Sakin Şehri Seferihisar’ın, ''sakin'' başkanı Tunç Soyer ile Teos’un o eşsiz manzarasında bir araya geldik ve keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. İşte o röportaj…

Türkiye'nin en 'sakin' başkanı 'Sakin Şehir' Seferihisar'ı anlattı

GAMZE KURT / BEN HABER

4000 yıllık bir yerleşim… Tarihsel geçmişi, denizi, havası, suyu ve en önemlisi mis gibi sakinliğiyle, İzmir’in yozlaşmamış ilçelerinden biri Seferihisar’dayız. İlçe sakin, insanları sakin ve tabii ki başkanı da sakin olunca, huzur dolu bir ortamda bu söyleşiyi yapmak şarttı. Türkiye’nin ilk “Sakin Şehri” Seferihisar’ın, konsepte uygun başkanı Tunç Soyer ile Teos Yaratıcı Yazarlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde bir araya geldik, Teos’un o eşsiz manzarasında farklı bir söyleşi gerçekleştirdik. Onunla sohbet etmek, hayata bakışını, Seferihisar’a yaklaşımını görmek ve bu küçük sahil ilçesinden bir cazibe merkezi yaratışının hikayesini dinlemek çok heyecan vericiydi… 

Öncelikle sizin hikayenizi dinlemek istiyorum kısaca… Kendinizi nasıl anlatırsınız? Biliyorum bunu çok anlattınız ama bir kere de bana anlatın…

Yok hayır bunu hiç anlatmadım. “Kendini nasıl anlatırsın” diye kimse sormadı bana. Zaten en zor soru da budur herhalde. Kendimi nasıl anlatayım? Hayatı seven, insanları seven, doğayı seven, yaşamı seven bir insanım. Hayata iz bırakmak istiyorum. İnsanlar zaten genetik olarak iz bırakıyor… Genleriniz çocuklarınıza geçiyor. O noktada ölümsüzsünüz. Ama madem amaç iz bırakmak, işte asıl hikaye orada. Bizi diğer canlılardan ayıran asıl güzellik o, onu yapabilmek… 

Siyasete bu yüzden mi atıldınız? Çünkü geçmişte çok farklı işler yaptığınızı biliyorum… 

Doğru. Ama siyaset gençlik yıllarımdan beri hayalimdi. Çünkü o iz bırakma telaşı veya heyecanı o zamanlardan beri sarmıştı beni. Hiç ölmeyecekmiş gibi ama yarın ölecekmiş gibi yaşıyorum. Çok zor bir şey ama ben yapmaya çalışıyorum.

“BU İNCİYİ GÖRÜNÜR KILDIK”

Seferihisar Belediye Başkanlığı’nda 9. yılı geride bıraktınız. Peki bu geçmiş 9 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz? Seferihisar’da neler değişti?

Dokuz yıl önce aday olurken düşündüğüm şey, o zaman Kıvanç (Ege) ile de konuşmuştuk; Seferihisar bir inci ve bu inciyi görünür kılmak, bütün derdimiz oydu. Şu an geldiğimiz noktada, Seferihisar bütün haşmetiyle, bütün güzelliğiyle görünür hale geldi. Bundan gurur duyuyoruz. Seferihisar’ın hak ettiği değeri görmeye başlaması çok önemli. Bunun dışında bin tane şey sayabilirim ama en önemlisi buydu… Seferihisar sadece İzmir’de değil bütün Türkiye’de ve hatta dünyanın birçok yerinde bilinir bir kent haline geldi.

Başkan gibi değil de, sade bir vatandaş gibi objektif yaklaşmanızı rica ediyorum. Başkan Soyer nasıldı sizce? Nasıl bir gelişim gösterdi? 

Ben daha olgunlaştım belki. Belki biraz daha vizyonum genişledi. Bu kadar geniş olduğunu düşünmüyordum vizyonumun. Bir de şunu gördüm; bir insan bedenine bu kadar çok öfke nasıl sığar? Bunu anlamakta zorlandığım zamanlar oluyor. Şaşırıyorum. Bunları görmeye başladım. Eskiden görmüyordum. 

Size karşı olan öfkeden bahsediyorsunuz sanırım. Çünkü sizde böyle şeyler olmazmış gibi geliyor bana.

Yok hayır tabii ki bende olmaz. (gülüyor) Başka insanlarda görmek çok şaşırtıcı. Bir insan görüyorum, tepeden tırnağa öfke aslında, içinde yanardağlar patlıyor. Nasıl olabiliyor bu anlamıyorum. Tabii ki hayat akıyor. Hiçbirimiz 2009’daki insan değiliz, ben de değilim. Ama bende daha iyiye doğru bir gidiş, daha geniş bir kavrayış, daha iyi bir anlayış olmaya başladığını düşünüyorum. 

Belediyecilikte daha profesyonelleştiğinizi hissediyor musunuz? 

 Hayır ilk günkü o amatör ruhumu koruyorum. Belki de en büyük zenginliğim bu. Bu toprakta yaşayan insanlara katkı vermek, bu toprağın iyiliği için, güzelliği için çalışmak… Bunun heyecanını koruyorum. 

“KADINLAR DEĞİŞTİ, SEFERİHİSAR DEĞİŞTİ”

Daha somut projelerden bahsedecek olursanız, Seferihisar’da neler oldu 9 yılda?

Seferihisar’da en çok kadınlar, çocuklar ve gençler değişti. Onlar da Seferihisar’ı değiştirdi. Seferihisar değiştikçe onlar daha çok değişti. Bu karşılıklı bir etkileşim ve muazzam sonuçlar ortaya çıkıyor. Mesela Ulamış köyünün kadınları… Bu köyün kadınlarının çok somut gözle görülür değişimi beni inanılmaz mutlu ediyor. Seferihisar’da hayat değişti… Kadınlar değişti. 

Sizden önceki dönemle ilgili sosyolojik bir örnek vermek istiyorum. Mesela Sığacık'ta kadınların kahvehanelerin olduğu yoldan geçmeleri hoş karşılanmıyormuş ve kadınlar bu yolu kullanmıyorlarmış. Ama şimdi Sığacık bambaşka. Bu değişimi de size ve vizyonunuza bağlıyorlar. Bu konuda ne düşünürsünüz?

Biz tabii ki bazı eylerin öncülüğünü yaptık ama bunu başaran kadınlar sonuçta. Siz bir liderlik yapıyorsunuz, bunun böyle olması gerektiğini anlatıyorsunuz, bunun için yol açıyorsunuz… Ama kadınlar o yoldan yürümezse sizinki bir hikaye. Onlar yürüdü ve değiştirdiler hayatı. Bir diğer güzellik de çocuk belediyesi. Çocukların kendine özgüveni, hayata bakışları, chello çalıyor olması, karikatür çizmeye başlamış olması, okulunda alamayacağı birtakım eğitimlerle buluşması. Kooperatifler meselesi, mandalina ile ilgili yaptıklarımız, tohuma sahip çıkışımız, son dönemde enerji meselesine girişmemiz… Bunlar gibi çok başlık var. Ama baktığımız zaman daha yapacak çok işimiz var. 

“BAŞKANLAR KOLTUKLARDA ZEHİRLENİYORLAR”

Sabahın 06.30’unda çöpçülerle birlikte sokakları süpürüyorsunuz, Seferihisar’da çıkan bir yangında söndürme çalışmalarına katılıyorsunuz, canla başla çalışıyorsunuz… Alışılmışın dışındasınız gerçekten. Hangi hissiyatla yapıyorsunuz bunları?

Aslında bunlar olması gereken şeyler. Biz seçtiğimiz insanları öyle yerlere oturtuyoruz ki… Sonra da niye orada oturuyor diye kızıyoruz. Bizim baştan oturtmamamız lazım. Vatandaşta da var kusur. Başkanlar o yüzden o koltuklarda zehirleniyorlar. Kendilerinin en iyiyi bildiğini, en iyiyi düşündüğünü, en iyiyi gördüğünü zannediyorlar. O zaman da böyle bir sabah çöpü, asla yapmayacağı bir şey haline geliyor. Halbuki öyle değil. O yüzden çift taraflı hata var. Hem vatandaş öyle yücelterek hata yapıyor, hem de o yüceltilen kendi meziyetleri yüzünden yüceltildiğini düşünerek hata yapıyor. Dolayısıyla da ortaya böyle istemediğimiz tablolar çıkıyor.


 
“PRENSE SEFERİHİSAR’I ANLATTIM”

Bu 9 yıllık süreçte kendinizi en çok tebrik ettiğiniz hareket/proje ne oldu? Mütevazi yaklaşmayın lütfen…

Kesinlikle Cittaslow (Sakin Şehir). Cittaslow’u Türkiye’de ilk defa buraya getirmiş olmamız, artık tüm Anadolu’ya yayılan bir network haline getirmiş olmamız bence en başarılı, en çok gurur duyduğumuz şey. Arkası geliyor, çığ gibi büyüyor. Çok ciddi talep var. Bu çok hoş bir şey tabii. Benim için en mutluluk verici anlardan biri de Habitat Zirvesi’nde Londra Buckingham Sarayı’nda prensin konuğu olarak Seferihisar’ı anlatmıştım. Bu ikisi bence çok önemliydi. Tek belediye başkanı bendim. Prens, yuvarlak masa toplantısı yapmıştı. Akademisyenler, ünlü iş adamları, çok fazla insan vardı. Tek başkan bendim dünyadan ve Seferihisar’ı anlattım.

Davet ettiniz mi onları?

Evet ettim tabii ki. Ama çok nezaketen edilmiş bir davetti. Bunun dışında geçtiğimiz günlerde 30 Mart ile ilgili yaptığımız bir çalışma vardı. Şunu gördüm; bir yer satılmış bizden önce yani tam 10 yıl önce. 11 milyon liraya. Biz bundan 5 yıl sonra aynı yerin 3’te 1’ini 20 milyon liraya sattık. Yani bu yaklaşık 6 misli bir büyümeye tekamül ediyor. 9 yıla baktığımız zaman en az 10 misli bir büyümeden bahsedebiliriz ki bu da çok somut bir değişim demek. 

Tabii ki kimse mükemmel değil. Elbet sizin de hatalarınız olmuştur. Peki en çok pişmanlık duyduğunuz şey ne oldu?

Kendimle ilgili olarak aşırı nezaket diyebilirim. Benim işim o kadar nezaket kaldırmıyor. 

Yıprattılar diyorsunuz…

Of of hem de nasıl… Neyse ki beklentim yok. Başarımın sırrı da bu sanırım. Beklememek o kadar rahat bir şey ki. Bazı insanlar var ki beklentinizi çok aşağıya çekemiyorsunuz, çok emek, çok değer verdiğinizi düşünüyorsunuz. O zaman da hayal kırıklığı oluyor. O zaman bunu hatırlamak lazım. Keşke daha az beklentide olabilseydim demek lazım. 

“O YOKSA, BENİM DE SİYASETTE YERİM YOK”

Peki bu yönde aldığınız kararlar var mı? Artık bu kadar nazik olmayacağım diyor musunuz? 

Hayır asla. Ben, ben olmaktan çıktıktan sonra hiçbir şeyin anlamı yok. Tabii ki bazı dersler çıkarıyorum ama “erdem” diye bildiğim şeyin para etmediği yerler yüzünden ben o “erdem”den vazgeçmeyeceğim. Etmiyorsa etmesin, orada durmam. Ne olursa olsun “erdem”den vazgeçmem. Eğer “erdem”in siyasette yeri yoksa benim de siyasette yerim yoktur. 

Seferihisar’da içinize sinmeyen bir şey var mı?

Çok var. Yapılaşmayla, betonlaşmayla ilgili mesela. Çok büyük sıkıntı bence. O kadar berbat bir yapılaşma var ki. Engel olmak, durdurmak mümkün değil. Sistem, daha çok beton, daha çok inşaat, daha çok satış üzerine kurulmuş. Biz insanlara anlatamıyoruz, hayat bu değil. Ziyan ediyorlar, yanlış yapıyorlar. O profesyonel, yerleşik sistem, para kazanma hırsı bizi doğadan uzaklaştırıyor. Biz doğadan uzaklaştıkça aslında özümüzden uzaklaşıyoruz. 

Peki bu yapılaşma Cittaslow’a zarar verir mi?

Tabii ki. Nüfus 50 bini aşınca Cittaslow’u terk ediyorsunuz. Biz de 50 bine doğru gidiyoruz. 

Belki siz daha farklı bir düzenleme yapabilirsiniz.

Tabii Seferihisar’ın girişine pasaport koyacağız. (gülüyoruz) Şaka bir yana yapılabilecek hiçbir şey yok. 

Siz de çok sakinsiniz. Seferihisar gibi… Kendinizi bu konsepte uygun hissediyor musunuz?

Çookk… Zaten Cittaslow mantığı çok temel 3 başlık üzerine oturuyor. Doğayı korumak, tarihsel zenginlikleri korumak, bilim ve sanatla kalkındırmayı buluşturmak. Ben de o nedenle Cittaslow felsefesine kendimi çok yakın hissediyorum. 

“DÜNYA, CITTASLOW OLMALI”

Sizce Seferihisar modeli İzmir geneline de adapte edilebilir mi? İzmir, sakin şehir olabilir mi?

Bununla ilgili bir çalışma var. Yani 50 bin nüfusun dışındaki bölgelere sakin şehir nasıl adapte edilebilir, bununla ilgili çalışıyoruz. Ama tabii ki kolay değil. Aynı kriterleri uygulamak mümkün değil. Yepyeni kriterler bulmanız gerekir. Ama çalışıyoruz. Bence bütün dünya Cittaslow olmalı. Tek kurtuluş bu. İzmir bence dünyanın en güzel liman şehirlerinden biri. Ben uyuyan güzel diyorum İzmir’e. Ama sahip olduğu potansiyellerle uyumlu bir şehir değil. Sadece 10-15 yıldan bahsetmiyorum. Belki 150 yıldan beri kan kaybediyor bu şehir. Ama doğru bir perspektif ortaya konabilirse, o potansiyelleri kullanarak yepyeni bir hedefe yönelebilir. 

İzmir’de neden sadece Seferihisar sakin şehir? Diğer ilçelerden müracaat yok mu? 

Başvurular var ama biz biraz daha Anadolu’ya yaymak istedik. Karaburun mesela çok istemişti. Urla istemişti. Ama biz diğer kentlere öncelik verdik. İstedik ki Anadolu’yla daha çok buluşsun bu felsefe. 

Seçim propagandası içerisinde vaat ettiğiniz şeyleri gerçekleştirebildiniz mi?

Gerçekleştiremediğimiz birkaç tane var. Aquaparkı yapamadık, jeotermal konusunda tam sonuç alamadık… Ama genel anlamda vaat ettiğimiz projelerin yüzde 85’ini gerçekleştirdik. 

Peki bu kez tersten sorayım, siz Seferihisarlılardan ne istiyorsunuz, ne bekliyorsunuz?

Ne güzel bir soru… (gülüyor) Bana sahip çıksınlar. Çünkü benim Seferihisar’dan başka bir derdim yok. Hayatımın 9 yılını Seferihisar’a vakfettim. Seferihisar’ı belli bir noktaya taşıdık. Bunun kıymetini bilsinler isterim. Eğer bana sahip çıkarlarsa, ben bu heyecanı korursam daha yapacağım çok şey var burada. 

Anket çalışması yaptırıyor musunuz?

Gönüllülerin de içinde yer aldığı bir anket çalışması yapıyoruz. Güzel gidiyor. Şimdiye kadar zannediyorum 7 bin civarında eve girilmiş. 3’te 1’i bitmiş durumda. Sonuçlar da gelmeye başladı. Mesela Sığacık’ta yüzde 70’in üzerinde bir memnuniyet oranı var. 

“HEM FATURA ÖDEMEYECEKLER HEM DE PARA KAZANACAKLAR”

Önümüzdeki süreçte ne gibi projeler gerçekleştirmeyi hedefliyorsunuz?

Enerji Kooperatifi’ni daha çok büyütmek istiyoruz. Hayalim, bütün Seferihisar Enerji Üretim Kooperatifi’ne ortak olsun. Bunu da katılım payını en aşağıya çekerek yapmak gerekiyor. Çok engellerle karşılaştık, çok boğuştuk ama artık aşıyoruz. Gerçi bitti derken bambaşka bir yerden çelme yiyoruz. Ama umurumda değil. İngilizlerin bir sözü vardır; bir işi yapmak için 1, yapmamak için 1000 sebep vardır. Bizim belki Enerji Kooperatifi’ni yapmamamız için 1000 sebep vardır ama biz yapmamız gerektiğine inandık. Onun için de yürüyoruz. Şuan küçük bir ölçekte başlıyoruz, 200 KB. Niyetim 24 MB’ye kadar çıkmak. Çünkü Seferihisar’ın toplam tüketimi 24 MB. Ben o toplam tüketimin tamamını buranın güneşiyle üretmek ve buranın insanlarına 24 MB’den para kazandırmak istiyorum. Düşünsenize burada tüketilen elektriğin tamamını biz güneşten elde edeceğiz ve bütün vatandaşlarımıza da bundan para kazandıracağız. Ömür boyu elektrik faturası ödemeyecekler hem de belli bir zaman sonra para kazanacaklar. Bu beni acayip heyecanlandırıyor. Biz enayi gibiyiz. Bu değeri kullanmamak ya cehalettir ya hıyanettir. Başka bir açıklaması yok. 

Son olarak size o kritik soruyu sormuyorum ama böyle bir karar verirseniz ilk bana söyleyeceğinizi biliyorum. Öyle olur değil mi? 

Tamam peki size söyleyeceğim. (gülüyoruz) Ama tabii bu benim kararımla olacak bir şey değil. O tamamen Genel Başkan’ın vereceği bir karar. 
 

Güncelleme Tarihi: 10 Nisan 2018, 15:56
YORUM EKLE
YORUMLAR
Emrullah YILDIZ
Emrullah YILDIZ - 12 ay Önce

başkana sormak isterim Ekmeksiz plajı bukadar senedir neden kapalıydı.son dömemde Halka açılması için niye göndeme getirdiniz.Gerçektten sizin orda yeriniz varmıydı varsa ne zaman kaç tl kimden aldınız.Ne zaman kaç tl sattınız.söylentilere göre çok büyük bir tand vardı.

SIRADAKİ HABER