'Turizm, İnsanı Yozlaştırıyor'

Turizm potansiyeli en yüksek olan illerden biri hiç kuşkusuz ki doğal ve tarihi güzellikleri, turizme uygun iklim koşulları ile Ege’nin incisi İzmir’dir. Gelin görün ki İzmir, içinde bulunduğu koşullar nedeniyle diğer illere göre biraz geri kalmış gibi görünüyor. Ancak bu durum bazı kesimler tarafından çok olumlu karşılanıyor. İzmir Turist Rehberleri Odası’ndan Serdar Çelenk’e göre de durum farklı değil…

'Turizm, İnsanı Yozlaştırıyor'
 
 
RÖPORTAJ: GAMZE KURT
 
Yaz sezonu nasıl geçti? Beklentileriniz ne yöndeydi? Nasıl bir tabloyla karşılaştınız?
 
Yaz sezonu kötü geçti diyemeyiz. Yaklaşık 8 bin 500 lisanslı rehber var Türkiye’de. Çince ve Portekizce gibi dillerde zaman zaman eksiklikler oluyor. Yöresel bazı eksiklikler de oluyor. Örneğin yeni destinasyon alanı olan Güneydoğu Bölgesi. Son dönemde oldukça karışık ama yakın zamana kadar çok fazla talep oluyordu. Ancak rehberlerin bazı eksiklikleri baş gösterdi. Turizm Bakanlığı’nın rehberlik kursu açma yetkisi bize geçti. Şu an sadece bölgesel kurslar planlanacak.
 
Sezon çok da kötü geçmedi yani…
 
Evet şimdi farklı yaklaşımlar da var. Türkler daha çok yurtdışına seyahate gitmeye başladı. Yurt dışı rehberliği ön plana çıkıyor.  
 
“UCUZ TURİZM YAPMAYALIM”
 
Türkiye’deki turizm anlayışını nasıl buluyorsunuz?
 
Almanya’da, uçak, otel, rehber ve gezi dahil 99 Euro - 149 Euro gibi rakamlarla 1 hafta tatil satılıyor. 3-5 kişi de değil, 100 binlerce turistten bahsediyoruz. Kış sezonunda oteller dolu olmadığı dönemlerde çok ucuza, sadece çarkları işlesin diye oda veriyorlar. Bu durum, gelen müşterinin masrafını bile karşılamadığı gibi, acentelerin ekstra cebinden para vermesine de neden oluyor. Zararına satış yani. Zararı çıkarıp artıya geçmek için de acenteler, gelen turistleri deri, kuyum, halı mağazalarına sokarak yüksek paralarla turistlere mal satıyorlar. Aldıkları komisyonlarla veya finansörlerle artıya geçmeye çalışıyorlar. Böyle bir turizm şekli Türkiye’ye getiri sağlamıyor. 
 
 
Türkiye genelinde böyle bir anlayış var sanırım.
 
İzmir’de çok yok mesela. Antalya, Kapadokya gibi bölgelerde genelde. 
 
İzmir’de nasıl bir turizm anlayışı var?
 
İzmir’de turizm var mı ben bilmiyorum. (gülüyor) İzmir’de turizm bana göre çok yok. Olması gerektiği kadar hiç yok. Çok da turist gelmesini beklemek gereksiz. Önemli olan doğru turistin gelmesi. Biz hangi turizm hangi turist diye sorarsak ve bunun cevabını ararsak daha doğru bir sonuca varırız. 
 
“KRUVAZİYERİN İZMİR’E KATKISI YOK”
 
8500 yıllık bir tarihten bahsediyoruz biz burada. Biz hala 8500 yıl sonra bile “İzmir’e gelen bir turist burada ne yapar” diye sorguluyorsak kötü bir durumdayız anlaşılan…
 
Turist niye gelsin İzmir’e? Buradan yola çıkmak lazım. Siz turist olsanız İzmir’e gelip kalır mısınız? Veya ne kadar kalırsınız? Tabii ki kalırsınız, İzmir’de hiçbir şey yok değil. Kruvaziyer turizmden bahsediyoruz, göklere çıkartıyoruz. Kruvaziyer turizmin İzmir’e kattığı çok fazla bir şey yok. Gemiden iner insanlar, ya Efes’e otobüslerle giderler dönerler ya da şehre dolaşmaya çıkar, yemek bile yemeden dönerler. Belki küçük birkaç hatıra eşyası alır gider. Bunun İzmir’e hiçbir katkısı yok. Bu dışarıdan kulağa çok hoş gelmeyebilir. Bazı insanlar tepki de gösterebilir. Ama bunun yerine kalıcı turisti ağırlamak kentimiz açısından çok daha yararlı. Zaten bir yerde 24 saat kalan kişiye turist denir. Bu çerçevenin içine kruvaziyer turizmini sokabiliyorsanız tamam. O kadar insan geliyor da bize ne faydası var. Kuru kalabalık sadece. Kalıcı turist gelsin bir hafta 15 gün kalsın. Belki sağlık turizmi, termal turizm nedeniyle soft turizmler yaparak, turisti yerel kültürle tanıştırabiliriz.  Ama kitle turizmi daha kolay geliyor insanlara. İnsanları gazoz kasası gibi bir yerden bir yere taşıyorlar. Devlet politikamız da o şekilde. Ne kadar çok turist gelirse o kadar iyi diye bir şey yok. ‘Ne kadar az ama ne kadar çok gelir’ diyebiliyorsanız bu bence turizme doğru yaklaşımdır.
 
Fiyatlar mı artırılmalı?
 
Hayır öyle bir şey yok. Biz hiçbir zaman fahiş fiyatlarla bir şey yapalım demiyoruz. Ki aslında o da kötü bir şey değil. Turistin boğazına basıp o parayı zorla almıyorsunuz sonuç olarak. Her bir turistin günlük bıraktığı para 700 dolar deseler de istatistiki olarak 600 dolar civarında. 36 milyon turist gelmiş, 25 milyar turizm geliri elde edilmiş bir anlamı yok. Avustralya aynı parayı 6 milyon turistten alıyor. Dünya turizm istatistiklerine göre Avustralya’ya giden bir turist günde 5 bin 300 dolar para bırakıyor. 
 
Costa şirketi İstanbul’u ana liman ilan etti. İzmir’in bunda kaybı nedir?
 
Kruvaziyer turizmi geriliyor. 2015’te de 2016’da da geriye gidecek. Bu kehanet değil, turizm şirketlerin 2 yıllık gemi programlarında bunu görüyoruz. Bazıları Kuşadası’na kayıyor. 
 
 
“PARA 2-3 KİŞİNİN CEBİNE GİRİYOR”
 
Kruvaziyer gemileri neden Kuşadası’na gidiyor?
 
Bunun çok büyük kayıp olduğunu düşünmüyorum. Biz kentimize ciddi bir turizm planlaması yaparsak ve bu turizm planlamasını halka yayarsak başarılı oluruz. Ben şuna karşıyım; koca koca oteller yapıp bu koca koca otellere koca koca acenteler turist getirdiğinde sadece 2-3 kişinin cebine para girecekse, bu doğru bir turizm şekli değil. Ama turizmi daha soft yaparsanız ve halka indirirseniz bunun da planlanması gerekiyor. Şuan bununla ilgili çalışmalar var. Doğru şeklini bulmaya çalışıyoruz. 
 
Siz Antalya gibi olmayalım derken de bunu kastediyorsunuz sanırım. Peki İzmir butik mi olsun? 
 
Kesinlikle. Büyük otellerde kitle turizmi olmasın. Çok para kazanıldığı zannediliyor. Belki geçici olarak kazanılıyor doğru. Milyonlarca lira birkaç kişinin cebine giriyor. Yabancı yatırımcılar geliyor, otelleri satın alıyorlar ya da yeni otel yapıyorlar Antalya’da olduğu gibi. Bu insanlar için sürdürülebilir turizm önemli değil. Onlar bizim insanımız değil. Sadece para odaklı çalışıyorsa umurunda değil turizmin nereye gittiği. 10 sene sonra gittiğinde arkasında nasıl bir enkaz bıraktığı umurunda değil. Adam, o süre zarfında cebine ne kadar para koyduğuyla ilgileniyor. 
 
“SUYUMUZ AZALDI”
 
Kitlesel turizm neden geçerli değil?
 
En basit nedeni su. Kişi başına düşen su miktarı geçmişte 7 bin ton iken; şuan bin 300 ton civarında… Ciddi anlamda suyumuz azalmış durumda. Bundan 20 sene ne olacağını bilmiyoruz. 99 Euro’ya gelen bir turist 1 hafta boyunca sabah öğlen akşam duş alır ve duşta ne kadar su aktığı onun için önemli değildir. Çünkü o bir para vermiştir ve bütün kaynakları sonuna kadar kullanır. Peki 20 sene sonra böyle ucuz turisti ağırlayacak kadar suyumuz olacak mı? 
 
 
Sizin bu noktada farklı çalışmalarınız var mı?
 
Var tabii ki. Turistimizi biz kendimiz seçelim diyorum biraz gülümsemeyle karşılanıyorum tabii ki. Siz istediğiniz turist kesimine göre programlar yaparsanız o turisti getirirsiniz. Biz sahadayız o yüzden turistlerle birebir diyalog kuruyoruz. Enteresan şeylerle karşılaşıyoruz. ‘Kaçıncı gelişiniz Türkiye’ye?’ diye soruyorum. ’27. gelişim. Çünkü biz 99 Euro’ya evde 1 hafta geçiremiyoruz. Dolayısıyla ben fırsat buldukça buraya geliyorum’ diyor. Şimdi bu turistin bize ne faydası olabilir. Sadece bizden götürdüğünü düşünüyorum bu turistin. 
 
Evet çok doğru söylüyorsunuz, çok mantıklı bu söyledikleriniz. Ama bunun önüne nasıl geçilebilir?
 
Planlı turizm işte burada başlıyor.
 
Peki düşüncenizi yetkili kişilere anlatabildiniz mi? Onlar durumun farkında mı?
 
Herkes farkında değil tabii ki bunun. En yetkili ağızlar bile ‘ne kadar çok turist gelirse o kadar iyi’ diyorsa, normal insanların bunun dışında bir söylemi veya öngörüsünün olmasını beklememek lazım. Bu farkındalığı yaratacak aslında sadece biz değiliz ama biz görev edindik. Herkesin kulağına hoş gelmese de söylüyoruz. 
 
Fiyatları kim belirliyor peki?
 
Örneğin bir Alaçatı konsepti var. Alaçatı’da boş yer bulamazsınız yazın. 300-350 liradan başlıyor bir oda fiyatı. Türkiye koşullarına göre bu bizim Alman turist Helga Hanım 99 Euro’ya geldiği uçak dahil fiyata Alaçatı’da 1 gün bile kalamıyor. Eğer 7 gün kalırsa o seyahatinin 7 katını ödemiş oluyor. Bunun içinde uçak, yemek, hiçbir şey yok. Bunlar için ekstra para harcaması gerekiyor. Peki Alaçatı’ya gelen insanlar mutsuz mu oluyor? Hayır son derece mutlular. Demek ki biz turizm kazançlarımızı yükseltmek için doğru servislerde bulunmalıyız. 
 
 
“SAĞLIK TURİZMİ YAPILMALI”
 
Alaçatı, doğru olanı mı yapıyor yani?
 
Evet tabii ki doğru. Her taraf Alaçatı olacak diye bir şey yok zaten. Ama içinde bu da olacak başka servisler de olacak. Örneğin bizim sürdürdüğümüz, “Tıbbın kökleri Anadolu’da” isimli bir projemiz var. Bu projeyle sağlıkçıları yani doktor, hemşire, eczacı ve tıp öğrencilerini buraya çekmeye çalışıyoruz. 1 yıldır sürdürdüğümüz bir proje, sonuna geldik, artık meyvelerini görmeye başlayacağız. Burada da hedeflenen, gelir düzeyi yüksek tıp camiasına, kendi mesleğinin köklerini göstermek. Mesela dünyanın ilk jinekologu Efesli Soranos. Bergamalı Galen var, imparatorların ve gladyatörlerin doktoru. Hipokrat’tan sonra ikinci ünlü doktor. Biz sadece Roma, Yunan tıbbıyla ilgili çalışma yapmıyoruz. Aynı zamanda Selçuklu ve Osmanlı tıbbıyla ilgili de çalışıyoruz. Ortaçağ’da Avrupalılar akıl hastalarını zindanlara tıkıp ölüme mahkum ederken, biz her hastalığa ayrı bir müzik makamı oluşturarak o hastalıkları müzik, su ve bitkilerle tedavi etmeye çalışmışız. Son derece de başarılı olmuşuz. Bunu Avrupalı doktorlar bilmiyor. 
 
Dioskorides diye Adanalı bir eczacının, eczacıların pirinin 1600 yıl boyunca kitapları okutulmuş bütün dünyada. Bir eczacı kendi pirinin yaşadığı toprakları görüp onunla ilgili bilgi almayı istemeyeceğini düşünmüyorum. Eğer kısa yoldan para kazanmak istiyorsanız kitle turizmi yapın. Ama doğru ve sürdürülebilir turizm yapacaksanız, çalışacaksınız. 
 
KORDON + RAKI + BALIK
 
Neden İzmir denince akla ilk kordon+rakı+balık geliyor? Bu algıdan nasıl kurtarabiliriz insanları? Ya da acaba bunun üzerine mi gitsek?
 
Yok hayır kurtarmayın hiç kimseyi. (gülüyoruz) Bence Kordon’un kurtarılmaya ihtiyacı yok. 
 
Ama çok farklı şeyler söylediniz. Birçok insan bilmiyor bunları…
 
Bilmeyen var, bildiği halde işin kolayına kaçan insanlar da var. Komple bir hareket olması gerekiyor. Ben bir şey yapacağım, acenteler, oteller, Turizm Bakanlığı, Belediye de bir şeyler yapacak. Bu bizim evimiz. Ankara’dan gelen atanmışlar bir süre sonra buradaki işi bitince konsantrasyonunu diğer atandığı yere yönlendiriyor. Ben gittim ama İzmir ile ilgili çalışmaya devam edeyim diyemiyor haliyle. Ama seçilmişler, belediye başkanları, odalar, onlar buranın kalıcı insanları. Onlar düşünmek zorunda ve ciddi adımlar atmak zorunda. Topyekun bir hareket olmalı. Çok para harcanmasını da istemiyoruz. Sadece ‘ben buradayım’ desinler yeter. O gücü turizmciler arkasında hissetmeli. 
 
Eğer bir değer biçilecek olsaydı, turizm açısından İzmir’in en değerli bölgesi hangisi olurdu?
 
Bizim eski şehir olarak adlandırdığımız, Kemeraltı ve onun çevresindeki daha az bozulmuş alan, Basmane ile Mezarlıkbaşı arasında kalan bölge, Agora’nın çevresi, Kadifekale’nin alt tarafındaki yerler. Yani kısaca Konak ilçesi. 
 
 
Sıralamasına dikkat ederek turistin İzmir’de gezebileceği ilk 5 yeri sayar mısınız?
 
1 - Efes 2 - Bergama 3 – Çeşme Yarımadası 4 – Tire 5- Ödemiş 
 
İzmir Merkez’i nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle Kadifekale taraflarını…
 
Kadifekale’ye gitseniz içinde ne görürsünüz? Çöpler ve moloz yığınları. Bununla ilgili başvurularımız da oldu. Kabullenmek istemediler önce ama bizim gözümle gördüğümüz şeyler var sonuçta. Norveçli bir televizyon ekibiyle gittiğimizde onlar bile ‘böyle güzel bir değeriniz var içi niye böyle bakımsız’ dediler. Biliyorum çok kolay değil ama çok zor da değil. Eğer yeşillendirilse, park haline getirilse… Manzarası da muazzam… 
 
ÇEŞME’DEKİ VAHŞİ KAPİTALİZM”
 
Çeşme bu yapısıyla gelecek vaat ediyor mu?
 
Çeşme çok gürültülü. Hem turistin ihtiyaçlarını gidereceksiniz hem de içinde bulunduğunuz çevreyi değiştirmeyeceksiniz, insanları rahatsız etmeyeceksiniz. Çeşme’de bu pek söz konusu değil. Vahşi kapitalizm ne diyelim. Ama yine de Çeşme’nin daha modası geçmez. Çeşme Yarımadası’na baktığımızda da orada çok önemli değerler var. Örneğin bir şarap rotası çizilebilir, bisiklet, yürüyüş rotaları çizilebilir. İnsanları sadece beach clublarda değil biraz daha sahada tutmak lazım. Eğer iyi bir şey sunarsanız bunun müşterisi her zaman oluyor. 
 
Korsan turist rehberleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Bunun önüne nasıl geçilebilir?
 
Kaçak rehberlik hizmetleri olduğu gibi kaçak seyahat acenteleri de var. Bu hem ülkemize bir vergi kaybı devletin kaynakları açısından, hem de işin doğru yapılmamasına ve ortaya değişik risklerin çıkmasına neden oluyor. Bunun içinde sadece Türkler yok, yabancılar da çok. Özellikle Çinliler ve Koreliler. Denetim yapılan yerlerde pek cesaret edemiyorlar ama onun dışında çok fazla kaçak rehberlik faaliyeti oluyor. 
 
 
Turizm, insanı gerçekten yozlaştırıyor mu?
 
Elbette yozlaştırıyor. Şimdi bir dükkanın camına yapıştırmışlar; “YES PLEASE’CİLER ARANIYOR” diye. (gülüyoruz) ‘Yes please’ demenize ya da kolundan tutup çekmenize gerek yok. Bu, onun en nefret ettiği şey. Turist, yörenin doğal ortamını yaşamak istiyor. 
 
“TURİSTLER DOĞAL KAYNAKLARIMIZI TÜKETİYOR”
 
İzmir’deki turizm hareketlerini yeterli buluyor musunuz?
 
Kesinlikle yeterli değil. İstanbul’a gelen ilk gezginleri saymazsak İzmir, turizmin ilk başladığı yer. Ona rağmen turizmde en geri kalmış il İzmir. Ancak iyi ki de geri kalmış. Çünkü Antalya’ya ve Kuşadası’na bakıp yapılan yanlışlıkları görüyoruz ve bu yanlışlıkların geri dönüşü yok. Bu yanlışlara bakıp, yeni, doğru turizmi planlayabiliriz. 
 
Nedir bu yanlışlar?
 
Madalyonun iki yüzü vardır her zaman. Turizmin de iki yüzü var. Bir sizden alıp götürdükleri, bir de size getirdikleri var. Turistin burada bıraktığı para sizin net geliriniz gibi görünse de böyle bir şey söz konusu değil. Bunun içinden hep eksilteceksiniz. Doğaya verdiğiniz zararı, betonlaşmayla çevreyi nasıl çirkinleştirdiğinizi… Bunun yanında suyunuzu ve doğal kaynaklarınızı kullandırıyorsunuz. Kültürel erozyonu bile turizmin eksisi olarak görebilirsiniz. Ama bu turizm yapmayalım anlamına gelmiyor. Biz ucuz turizm yapmamayı öğrenip İzmir’de bunu uygulamaya çalışabiliriz.
 
Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2014, 14:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER