'Oscar'ı Almadan Ölmeyeceğim'

Genç tiyatrocu Çağlar İşgören, Sahne Tozu Tiyatrosu’nun yakaladığı çıkışın nedenini ''Tiyatro Tanrısı'' ile arasının iyi olmasına bağlıyor ve şimdi hayallerinin gerçek olduğu yerde, birçok insanla hayallerini paylaşıyor…

'Oscar'ı Almadan Ölmeyeceğim'
 
GAMZE KURT / BEN HABER
 
1980 yılında İzmir’de doğdu. Küçük yaşlarda sanata ilgi duymaya başladı. Önce Türk musikisi eğitimi aldı, ardından opera ve bale, sonra muhasebe… Bir dönem eğitmenlik yaptı hatta bir ara siyasete bile atıldı. Şimdilerdeyse içini farklı bir heyecan sarıyor. Genç tiyatrocu Çağlar İşgören, İzmir’i tiyatrolar şehri yapmak istiyor…
 
Öncelikle sizi biraz yakından tanıyabilir miyiz? Çağlar İşgören kimdir?
 
Aslında ne olduğunu uzun zaman aramış biri Çağlar İşgören. İçinde patlayan, çatlayan o şeylerin ne olduğuna anlam veremeyen, sonradan belki de bazı fırsatlarla bunu keşfeden biri. Tiyatro aşığı, tiyatroyu seven, genel olarak sanatı seven, sanata çok fazla saygı duyan ve sanat dalları içinde tiyatroyu tercih eden, kendini orada bulan, içinde birçok insana anlamsız gelen hayallerin gerçek olmasını sağladığını düşündüğü yerde tiyatroda birçok insanla hayallerini paylaşan biri. Sanat, önce insanın kendi kendini keşfetmesidir. İnsanların hayalleri her zaman vardır. Ben tiyatroda kurduğum hayallerin gerçekleştirilmesini yaşadım. Boşu boşuna pembe hayaller kurmuş değilim. Herhalde hayal ettiği şeyi somutlaştırabilen biriyim. Ve bunun için de tiyatro tanrısıyla beraber güzel bir evliliğim var. 
 
Hayallerinizdeki pik nokta nedir? Şunu da yapmadan ölmeyeceğim dediğiniz...
 
Oscar’ı almadan ölmeyeceğim.
 
Güzel bir hayal...
 
Şimdi 33 yaşındayım kendime 40'a kadar zaman biçtim. 40 yaşında Oscar'ı alacağım diyorum. Enteresan ama bazen benim kendime inanmadığım kadar insanların bana inandığını görüyorum. Oscar'ı alamazsam bunu okuyanlar güler geçer zaten, herkes de unutur. Ama alırsam adam demişti derler. O yüzden ben Oscar'ı alacağım. 
 
 
TİYATRODA DAHA AKICIYIM
 
33 yaşındasınız. 33 yıla birçok şeyi sığdırdınız. Önce Türk musikisi eğitimi, ardından opera ve bale, sonra muhasebe, eğitmenlik hatta bir ara siyasete de atılmayı düşünmüşsünüz. Bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?
 
Ege Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda temel bilimler bölümünde Türk müziğini tercih etmiştim. İlk girdiğiniz zaman konservatuara kantine girersiniz kendinizi assolist zannedersiniz. Aynen ben de öyleydim. Derslere girmedim haytalık yaptım. O dönemde birçok kişiyle tanıştım, takip ettim, besteler yapıyordum, arkadaşlar çok beğeniyordu. Kısacası kendimi bir şey zannediyordum. Sonra bir gün kantinde otururken rahmetli Atınç hocamız çağırtmış. İsmim anons edildi ben de dekanlığa gittim. Önüme tasdiknamemi verdiler. Hırs yaptım, görürsünüz ben Dokuz Eylül Üniversitesi'ni kazanacağım dedim. Sonra sınavlarına girdim kazandım. Ama ben orada da devam edemedim. Opera devam ederken tiyatroya başladım. Tiyatroda daha akıcı buldum kendimi. Tiyatro o gün bugündür devam eder. Bir şekilde sürekli sanatın içinde oldum. Sonra muhasebe okumaya başladım. 
 
Muhasebe, sizin tarzınızla çok alakasız aslında… (gülüyoruz) Nasıl böyle bir şey oldu?
 
Evet çok alakasız hasbelkader oldu. Ben sanatı yapabilmek ve askerliği uzatmak için muhasebe okumaya karar verdim. Hem okuyordum hem Dokuz Eylül Üniversitesi'nde eğitmenlik yapıyordum. 
 
Sizin için eğitim anlamında şıpsevdi diyebilir miyiz?
 
Ne demek hem de nasıl. Babamın bir sözü vardı belki de o sözden sonra ben adam oldum. Yurtdışına, Hollanda'ya gidecektim. Çok ciddi kararlıydım ama çok ciddi darbelerle karşılaştım, vazgeçtim. Bütün çevrem, ailem ters köşeye yattı ben vazgeçince.
 
 
“BU KARARSIZLIKLA BİR BALTAYA SAP OLAMAZSIN”
 
Neden peki?
 
O günleri hatırlamak istemiyorum belki de o yüzden söylemek istemiyorum. Vazgeçtim iyi ki de vazgeçmişim. O dönemlerde babam, ''Oğlum sen bu kadar kararsızlıkla bir baltaya sap olamazsın'' dedi ve ben resmen hayata küstüm. Birkaç yıl sonra babamla tekrar oturduğumda ''Beni yanılttın, istikrarlı ol, en iyisi ol, sonuna kadar arkandayım'' diyen ilk kişiydi. Onu babamdan duyduktan sonra zaten önüm psikolojik ve manevi olarak çok fazla açıldı. İyi ki muhasebe okumuşum diyorum çünkü tiyatro tanrısı böyle istemiş. Özel tiyatro hesaplarımın içinde yoktu. 
 
Bir işletme sonuçta değil mi?
 
Evet işletme. Aldısı, çıktısı, reklamı bir dizayn etme gereği hissediyorsunuz. Hakikaten baktım ki arka tarafa attığım bazı bilgiler var. Onları piyasaya çıkardım. Şimdi kurduğum yerin hem yönetmeni hem yöneticisiyim. Eğer muhasebeyi işletmeyi okumamış olsaydım mümkün değil Sahne Tozu Tiyatrosu buralara gelemezdi. Çünkü son yıllar hariç maddi destek almamış bir tiyatro. Kapıları aşındıra aşındıra bir hal oldum. Çok ciddi isimlerle, ciddi maceralarım vardır. Çok ters düştüğüm kişiler vardır. Enteresan yerlerden enteresan destekler aldım. Artık takmışım kafaya biri beni desteklemeli diye sürekli saldırıyordum. Daha sonra bir de baktım ki ihtiyacım kalmamış. Benim iş adamlarına bir dönem garezim varken şimdi teşekkürüm var. Çünkü işadamları bana destek olmaya olmaya beni işadamı yaptılar. 
 
SAMİMİYETSİLİĞİ GÖRDÜM
 
Siyaset...
 
Üniversitedeyken bir gün Yaşar Nuri Öztürk parti kuruyor diye duydum. Duyduğum gün bizim partimize gelir misiniz, bizim gençliğimiz yok, yardım eder misiniz gibi teklif geldi. Sonra Yaşar Nuri Öztürk ile bir kurultaya gittik. Daha yaşım çok küçük, yaşım tutmuyor, milletvekili olmak istiyorum, askere gitmemişim, aday gösterilmek istiyorum derken Yaşar Hoca İzmir İl Gençlik Kolları'nı kurma görevini verdi yaşımı beklememi söyledi. Sonra parti büyüdükçe o dostluğun yok olduğunu gördüm, samimiyetsizliği gördüm. Yaşar Nuri Öztürk'ü çok seviyorum ama biraz daha dibine indiğim zaman siyasetin bana göre olmadığını anladım, nefret ettim. Bir daha da siyasetle hiçbir zaman işim olmaz. Umarım bu ülkenin ihtiyacı da olmaz. Bu ülkenin, padişahlara değil siyasetçilere ihtiyacı var. 
 
 
Türk tiyatrosunun muhteşem ismi Haldun Dormen... Geçmişinizde böyle duayen bir ismin izleri var. Peki Haldun Dormen ile yollarınız nasıl kesişti?
 
Kafamı kaldırdığımda en tepede Haldun Dormen’i gördüm. O zamana kadar hayatımda hiç İstanbul’a gitmemiştim. Bir gün gittiğim zaman büyük işler için gideceğim demiştim. Bir vesile oldu İstanbul’a gittim. Ama hep aklımda Haldun Dormen vardı. Asistanının telefon numarasına ulaştım. Aradım, randevu verdiler. İzmir’e döndüm. Babamla konuştum. Destekledi ama korkuyordu da. Çünkü beni biliyor. Ben ulaştığım zaman bıkarım. O benim olduğu zaman hevesim geçer. Ancak bu sefer öyle olmadı. Tekrar İstanbul’a gittim. Asistanıyla görüştüm, Haldun Dormen beni evine davet etti. Kapıdan içeri girdim, dizlerim titriyor, yere basamıyorum, o kadar heyecanlıydım. Kendi kendime konuşuyorum, “ilk 15 dakikada derdini anlattın anlattın anlatamadın işin bitti” diyorum. Karşımda Haldun Dormen’i gördüm. ‘Efendim hoş geldiniz’ dedi. Hayatım boyunca hiç kimse bana o kadar kibar davranmamış gibi hissettim. Ben ilk 15 dakika hiçbir şey konuşamadım, hep Haldun abi konuştu. Sonra “Ee yeter artık sıkıldım konuşacaksan konuş” dedi, ben bir başladım konuşmaya halen susmuyorum. Haldun Dormen bana babamdan sonra inanan ikinci insandır. Bir mucizeyi beraber yaşadık biz. Sahne Tozu, varlığını Haldun Dormen’e borçludur. Onunla ilgili o kadar çok anım var ki, hem komik hem dramatik. Belki bununla ilgili bir kitap da yazarım
 
Oscar'ı aldıktan sonra mı kitap yazacaksınız?
 
Evet Oscar'ı aldıktan sonra. Haldun Abi ‘sen delisin onu da alırsın’ der artık.
 
AMERİKA’YA GİDECEĞİM
 
Biz İzmirliler olarak İzmir’den böyle güzel şeylerin çıkmasına pek alışkın değiliz. Meslektaşlarınız İzmir'de en acemilik dönemlerini atlatırlar ondan sonra da İstanbul'a giderler. Siz onlardan biri değilsiniz.
 
Değilim ve olmayacağım. İstanbul'a değil Amerika'ya gideceğim.
 
Peki Sahne Tozu tiyatrosu nasıl oluştu?
 
Haldun Hoca kurulum aşamasında buraya geldiği zaman küçücük bir yer vardı. ‘Burayı neden cep tiyatrosu yapmıyorsun?’ dedi. Cep tiyatrosu ne bilmiyorum ki... ‘Bunu yık, bunu şöyle yap, merdiveni dışarıdan al’ dedi Haldun abi gitti. Bir şekilde bir vesile çıktı karşıma yaptım devlet tiyatrosunu. Haldun abi inanamadı. Açılış yapacağım gelir misiniz dedim. İşte o maneviyatla Sahne Tozu Tiyatrosu başladı. 
 
 
Artık yeni evinizdesiniz. Çınar Sineması’nı kiraladınız ve buraya müthiş bir tiyatro sahnesi yaptınız. Biraz bu mekandan bahsedebilir misiniz?
 
Daha önce de eski Çınar Sineması ile ilgili bir girişimim olmuştu. Sonrasında bir sözleşme geldi ben sözleşmeyi gördüm zehir zemberek. Sözleşmenin üzerinde revizeler yapacakken babamı kaybettim. Ve o dönemde her şey durdu. Aradan bir yıl geçti. Bir daha gittim ama bu sefer çok şey değişmişti. Teklifler kabul olmadı, Boyner YKM'yi devralmış derken ben tam vazgeçeceğim sırada Haldun Dormen Cem Boyner ile dostmuş. Ve bu sefer işi Haldun Dormen bitirdi. Zaten orası Haldun Dormen ismini taşıyor. Ve ilk girdiğim gün hayal ettiğim o yer şu anda yine gerçek. Yani şans mı inanç mı ben de bilmiyorum. Oscar'ı kaldırdığım günü de hayal ediyorum kaldırdığım anı da... Umarım küçük bir tebessümle o kalabalığa yansıtabilirim bugünleri anarak.  
 
Ben sizden korktum. Siz hayal ettiğiniz her şeyi yapabiliyorsunuz. (gülüyoruz)
 
Nasip, şans...
 
BENİ KENDİ ŞEHRİMDE AŞAĞILADILAR
 
Peki İzmir'de bu işi yapmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir desem...
 
Dezavantajı avantajından daha fazla. İnsanları inandırmak çok güç, İzmir'e sunduğunuz şeyi İzmir'e beğendirmeniz çok güç ve İzmir'de ilk başlarda tekelleşmişlik vardı. Bu korkunç bir şeydi, çok yordu. Sonra istikrar, inanç, sabır ve mücadeleyle düzeldi. Şu anda dezavantajlarından daha fazla oldu avantajları. Nedir avantajı? Ben İzmir'de de bu işlerin yapılabileceğini gösterdim İzmir'e. Başlangıçta kursiyerlerimizin amacı İstanbul’a gidip meşhur olmaktı. Bu iş böyle olmamalı, tutmalıyım bu insanları dedim kendi kendime. Sinirlendim. Bir senaryom vardı, sürekli onu istiyorlardı ben de vermiyordum. Bir gün ciddi bir şirketten geldiler. Ben senaryoyu vermedim ve beni burada kendi şehrimde aşağıladılar. ‘Sen kimsin ki filmini çekeceksin, bu işler İstanbul'da olur oğlum, sen kendini ne sanıyorsun?’ dediler. ‘Ben size başka bir senaryomu vereyim ben senarist değilim ben tiyatrocuyum yapmayın’ derken anlatamıyorum hala beni aşağılıyorlar. Benim de canım sıkıldı bunları kovdum. ‘Defolun gidin’ dedim. ‘Bu filmi çekeceğim siz de izleyeceksiniz’ dedim. Aradan iki hafta geçti aradılar ‘tamam o zaman o senaryonuzu verin’ dediler. ‘Onu da vermiyorum’ dedim. 
 
Diğer senaryonuz?
 
Biri 2033, diğeri Efe. 2033 imkansız hani. İyi bir şekilde çekebilmek için 70 milyon dolar falan olması lazım. Bu mümkün değil Türkiye'de. Efe’yi çekmeye başladım. Bu işin profesyonel tarafı nasıl olur öğrendik derken bir ekip çağırdım İstanbul'dan. Ciddi bir ekip geldi, Nif dağları'nda çektik. Ekiple anlaşamadım gönderdim sonra bir ekip daha geldi. İnanın İzmir ile İstanbul'un dokusu uyuşmuyor. Çok büyük bir kararlılığım vardı ama o ekibi de gönderdim. 
 
İzmir'de de aslında çok güzel ekipler var.
 
Ben İzmir'i çok aradım profesyonel bulamadım. Çok ciddi asıldım filme üçüncü ekiple filmi tamamladım ve Sahne Tozu Tiyatrosu'nda yetiştirdiğim bütün öğrencilerimle çektim. Mezun olan, okuyan, birinci, ikinci, üçüncü sınıf, ana kadroyla çektim filmi bitirdim. Bu dönemde de vizyona sokacağım filmi.
 
 
TÜRKİYE’NİN BROADWAY’İ İZMİR OLACAK
 
Ne zaman?
 
Büyük ihtimalle Bedia Muhavvit Tiyatro Ödülleri'nden sonra olacaktır. Tiyatromuzun arasına girmesi çok zor. Avantajı artık İzmir'de insanlar bana inanıyor, ben onlara inanıyorum. İzmir'deki insanları doğru düzgün yönlendirebiliyorum. Ticaret kapısı olarak görmedim hiçbir zaman ve görmeyeceğim. Ve İzmir bomboş. Bana mesela çok kızıyorlardı bilmiyorum hala kızıyorlar mı? 'Şehir Tiyatrosunu sen kimsin ki kuracaksın, sen kim oluyorsun da şehir tiyatrosunu kuracaksın' diyorlardı. Şimdi herkesin içi rahat edebilir ben Şehir Tiyatrosunu falan kurmayacağım ben İzmir'i tiyatrolar şehri haline getireceğim. Bu sefer bakalım buna ne diyecekler? Türkiye'nin Hollywood'u İstanbul olacak, Türkiye'nin Broadway'i İzmir olacak. 
 
Peki yerel yönetimlerden yeterince destek alıyor musunuz?
 
Yeterince değil ama alıyorum. Gururla isimlerini söylerim Aziz Kocaoğlu babadır, Ercan Tatı benim abimdir. Siyasi görüşleri ne olursa olsun, başkalarıyla muhataplıkları nasıl olursa olsun ben sanata bakıyorum, sanatçıya bakıyorum. Ben ikisinin insanlığını ve olgunluğunu seviyorum. Ben sıradan bir tiyatrocuyum, benim gençliğime inandılar yardım ettiler ve gördüler. İstanbul'da bir dünya insan gördü, Ankara'da bir dünya insan gördü buralara kadar geldiler İzmir'den kimse görmüyordu kör olmayan iki belediye başkanı gördü. 
 
 
Bir önemli organizasyonunuz da Bedia Muhavvit ödülleri. Bu sene beşincisi düzenlenecek. İzmir Broadway olacak dediniz Kırmızı Halı'yı da İzmir'de görür müyüz sizce?
 
Neden olmasın. İzmirliler sanata, tiyatro sanatına inandığı sürece ben onu yaparım söz veriyorum. Yapamazsam İzmir'deyim adresim belli, yerim belli çıksınlar hani yapardın yapamadın desinler. 
 
Peki bunun için ne kadar süre veriyorsunuz?
 
En fazla 10 yılda taş taş üstünde bırakmam. Ama İnsanlar güvenirse, İzmir'deki hocalarım beni bilgilendirirse, bana köstek değil destek olurlarsa. İşadamlarına bir şey demiyorum onların kulakları sağır. Öyle de kalsınlar, onlar ticaretlerini yapsınlar. Onlar paralarını kazansınlar, yatırımlarını İzmir'e değil başka yere yapsınlar. O üsluba beni alıştırdılar. Belki ilerde benim jenerasyonumdan gelen işadamlarıyla ortak işler yaparım. 10 yılda dünya tiyatrosunu da buraya getirebilirim.  
 
SAHNE TOZU’NUN AL PACİNO BOMBASI
 
Al Pacino bombasından da bahsedelim. Bizim bu bombayı duymamızın enteresan bir hikayesi var aslında…
 
Çok enteresan o da. Biz bu sene değil geçen sene Al Pacino ile irtibata geçelim dedik. Oturduğum yerden kendi kendime şeytan dürttü. Hayal ettim ve ulaştım. Geçtiğimiz sene gerçekleştirdiğimiz Media Muvahhit Ödül Töreni’ne davet ettik. Kabul edildi.  5 Haziran'da Al Pacino gelecekti ama benim bunu kesinleştirmem için şirketle sözleşme imzalamam lazımdı. Her türlü altyapıyı sağladım, anlaştığımız şirket son anda 'ben vazgeçtim' dedi. Hani Fatih Sultan Mehmet söylemiş ya ''Benim yapabileceğim şeylere onların hayali yetmedi'' diye. Hakikaten de öyle oldu. Ben çıldırdım. Hemen bütün ölçüleri aşağıya çektim. Ödül törenini 30 Mayıs'a çektim AKM'ye aldım. Al Pacino'yu aradık acaba 30 Mayıs'ta gelebilir mi diye. ‘Mümkün değil’ dedi. Al Pacino işi öylece bitti.  
 
Siz de bu hikayeyi bir röportaj sırasında anlattınız...
 
Evet.  Röportajı yapan bayan ‘bu sene olabilir mi?’ dedi. ‘Bilmiyorum, olur mu olmaz mı bakacağız’ dedim. Bu haber büyüdü. Yeniden gündeme gelince, tekrar irtibata geçip geçmeme konusunda kararsız kaldık. Bakalım… Şeytan dürttü derler ya onun gibi bir şey oldu. Bununla ilgili bazı planlar yaptım, bazı düşüncelerim var. Yine Haldun Hocamın yanına gidip soracağım. Okey derse işin üstüne giderim.
 
Bu haber çıktıktan sonra belirli kurumlar, şirketler sponsorluk için sizi aradı mı?
 
Bizi çok çok iyi tanıyan şirketler aradı. Ve ses tonu biz onları aradığımızdaki gibi değil başka türlüydü. 
 
 
KİMSEYİ ORTAK ETMEYECEĞİM
 
Peki kabul etmeyi düşünüyor musunuz?
 
Hayır. Düşünmüyorum. Kimseyi ortak etmeyeceğim. İzmir ile paylaşacağım işadamları ile değil.  İzmir'e çok şey borçluyum. Bütün işadamları için konuşmuyorum, gücü diğerinden yüz misli aşağıda olan işadamları bana yardım ederken tepedekiler es geçti. Ve Selçuk Yöntem'e borçlular birçok şeyi.  
 
Biraz da isterseniz sizin kadronuzdan bahsedelim. Çok genç, dinamik ve çekirdek bir kadronuz var. Şu anda kaç kişi var?
 
13 kişi.
 
Peki bu kadroyu seçerken nelere dikkat edersiniz?
 
Ben seçmedim tiyatro tanrısı gönderdi onları. Yani çok büyük bir dirayet ve inanç gösterdiler üniversiteden bu yana. 
 
CAHİL ADAMLA İŞ YAPMAM
 
Sanat için, akademik eğitime çok ihtiyaç var mı?
 
Bunun eğitimini neresi iyi veriyorsa oraya gidilmeli. Öğrencilerime de söylüyorum, Güzel Sanatlar Fakültesi'ne de git, konservatuarda da oku. Aktör stüdyo mu veriyor git aktör stüdyoya. Londra'ya git ya da Van'da mı veriliyor Van'a git. Uğraş, çalış, çabala, öğren. Bunun bilimini, ilmini öğren. Bu sonsuz bir derya. Mutlaka oku okumayan adamla iş yapmam ben. Cahil adamla iş yapmak istemem ama ''sen okumadıysan bu işi yapamazsın'' diyen aydın cahillere söylüyorum sen onu benim külahıma anlat. O zaman Adile Naşit'i de, Münir Özkul'u da, Kemal Sunal'ı da, Genco Erkal'ı da çöpe atın hadi bakalım. Bunlar da okumamış adamlar. Herkes haddini bilecek. Hiç kimsenin gelecek nesle yanlış öğretilerle yön vermeye hakkı yok. Devlete sırtını dayayarak sallabaşı al maaşı mantığıyla sanat yapılamaz. Varsa yapılan sanat benim karşıma çıkarsınlar bir bakayım benziyor mu benzemiyor mu bir görelim.
 
 
Çalışma sisteminizden bahsedecek olursak neler söyleyebilirsiniz? Disiplinli misiniz yoksa sanatın biraz daha özgür bir platformda oluşması gerektiğini düşünüp çalışanlarınızı biraz daha rahat mı bırakıyorsunuz?
 
Sahne benim için özgürlük meydanıdır. Sahnedeki özgürlüğü sahne dışındaki özgürlüğe taşımak isteyenlere, insanların tiyatroları buluşma noktası haline getirmesine kapım kapalı. Orada ciddi disiplinlerim vardır. Tiyatroya gelen kişi aşk meşk için gelmeyecek. Kapı kapatıldığı zaman bir ekip ders alıyorsa tiyatro sanatıyla ilgileniyorsa dert gömleğini dışarıda bırakacak. Bir kere hayatın provasını yapacak o sahnede. Çok eleştirildim umurumda bile değil. Siyaset yapacak olsaydım Yaşar Nuri Öztürk ile devam ederdim ya da giderdim AK Parti ile CHP ile devam ederdim. Siyaset değil sanat yapıyorum. Bunu idrak etmeyenler zaten dokunun tere tükürdüğü gibi Sahne Tozu tükürünce gidiyorlar. Burası gerçekten tiyatro yapmaya çalışan bir yer. 
 
İZMİR, TOPYEKUN SAHİP ÇIKMALI
 
Önümüzdeki süreçte Sahne Tozu'nda neler göreceğiz?
 
Biraz durmak istiyorum çok yoruldum. Artık yaptığım şeylerin yerine oturmasını istiyorum. Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülleri yerine otursun, yeni oyunlar çıkacak, öğrencilerimle biraz daha vakit geçireyim istiyorum, film vizyona girsin filmin başarısına bir bakayım, bir görelim. Üç tane dünya çapında projem var. Kendimi zor tutuyorum yani girerim, üstüne giderim ilk defa dünya çapında bir şey yapacağım için çok daha fazla mesai harcamam gerekebilir. Bu sefer tiyatro bulunduğu yerden daha kötü yerlere düşebilir. Onun için bir yıl falan bekleyeceğim. En kısa zamanda da Amerika'ya gideceğim, orada yapacağım bu işi. İstanbul'a gitmeyi düşünmüyorum. İstanbul benim ayağıma gelsin. İzmir'de bulunan büyüklerim, hocalarım, İzmir halkı, yerel yöneticiler, topyekun İzmir sahip çıkarsa 10 yıl içinde İzmir'i Türkiye'nin Broadway'i haline getirme istiyorum. 
 
Güncelleme Tarihi: 01 Ocak 2014, 13:23
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER