Selin Sayek Böke'den çarpıcı açıklamalar

CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke'den yarınki seçimler ve ekonomiyle ilgili çok özel değerlendirmeler...

Selin Sayek Böke'den çarpıcı açıklamalar

BEN HABER/ CANSU TEMİR

24 Haziran seçimlerinin, ana gündem maddesi ekonomi. Döviz kurlarındaki hareketlilik, Türk Lirası’nın giderek değer kaybetmesi, hem siyaset dünyasında, hem de ekonomi dünyasında tartışılıyor. Farklı çözüm önerilerinin ve tartışmaların gündeme geldiği bu günlerde, hem siyaset hem ekonomi alanında, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu seçim sürecini ve ekonomik belirsizliği CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ile konuştuk.

"CUMHURBAŞKANININ O CÜMLESİ MİLYARLARCA LİRA ZARAR YARATMIŞ OLDU"

*Dövizdeki gelişmeleri özetleyecek olursak, Doların önlemez yükselişi hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Ortada bir dış güç yok. Doğrudan Türkiye ile ilgili bir iş olduğu belli. Bunu şuaradan görüyoruz; Türk lirası kendisine benzeyen para birimlerine karşı da değer kaybediyor. Mesele eğer Tük lirası ile ilgili değil de, dünyada olup bitenle ilgili olsaydı o zaman bütün bize benzeyen para birimlerinde, ülkelerde aynı şeyin olması beklenirdi. Hâlbuki Türkiye’ye dair bir sıkıntıya işaret ediyor bu. Üstelik bu sıkıntının kaynağı da belli. Bugünkü tek adam rejiminden, bugünkü tek adam rejiminden rahatsız bütün ekonomi çevreleri. Bunu da şuradan gördük. Sayın Cumhurbaşkanı Londra’ya gidip, uluslar arası finans çevreleriyle görüşürken dedi ki “Biz tek adam rejimi olarak devam edeceğiz. Kazandığımız takdirde, Merkez Bankası’nı bağımsız bırakmayacağım” dedi. Bu söz esasında şunun itirafı; yani biz demokrasiyi bitireceğiz diyor Cumhurbaşkanı ve bütün kurumların yerine de tek adam karar verecek diyor. Şimdi bu, Türk Lirası’nın 40 kuruş değer kaybına mal oldu ve Türk Lirası’nın her 1 kuruşluk değer kaybı, Türkiye’nin omuzlarına 4,5 milyar liralık yeni borç binmesi demek. Yani 40 kuruş değer kaybı, 180 milyar liranın üzerinde zarar demek Türkiye’ye. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı sadece bu cümlesi Türkiye’ye milyarlarca lira zarar yaratmış oldu. Meselenin esasında OHAL olduğu, meselenin artık piyasanın kurallı işlemeyen, tamamen tek adamın kararıyla işleyen bir devlet kapitalizmine dönüşünün maliyeti ortaya çıkmış oldu. Dövizdeki gelişmelerin özeti bu.

"BAŞKANLIK SİSTEMİYLE, OHAL KALICI OLACAK"

*Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son söylemlerinde OHAL’de bir geri adım görüyoruz...

Attı ama şunu unutmayalı. Esasında, onun vaadi Başkanlık sistemi. Ve biliyoruz ki, onların vaat ettiği başkanlık sistemi, OHAL’in kalıcı hale gelmiş durumu. Dolayısı ile, OHAL kalkabilir ama başkanlık sistemi geldiği takdirde, OHAL kalıcı olmuş olacak. Oysa ki OHAL’i kaldırmak yetmez, OHAL’in kalktığı bir yerde, bir de parlamenter demokrasiye dönüşünde başlaması gerekiyor Türkiye’de. Aksi takdirde, AKP’nin vaat ettiği tek adam rejiminde OHAL’in kalkmış olması, fiilen OHAL’in kalkmış olması anlamına gelemeyecek.

"DERTLERİ TÜRKİYE DEĞİL"

*Ekonomi alanındaki bu sıkıntıları çözmek için, siyasi bir değişim yeterli olacak mı?

Fazlasıyla yeterli olacaktır. Çünkü, bir kere şunu herkese söylememiz gerekiyor: türkiye2nin çözemeyeceği hiçbir sorunu yok. Ama Türkiye’de bu sorunları yaratmış olan iktidarın çözemeyeceği bir durum var. Dolayısıyla mesel bu iktidarı değiştirme meselesi. Çünkü bu sorunların hepsi, bu iktidarın tercihle kurmuş olduğu düzenin sonucu. Başka bir tercih kullanacak bir siyasi anlayış, Türkiye’de sonucu değiştirir. Bunu şuradan anlatmak mümkün; bu iktidar esasında 4 temel iş yapıyor: Bir tanesi, müthiş bir hukuksuzluk yarattılar. Yani OHAL’in tercümesi, hukuksuzluk. Hukuk olmayan yerde, adalet duygusunun yaşamadığı yerde insanların mal güvencesi, can güvenliği, emek hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı ortadan kalkıyor. Dolayısı ile demokrasinin olmadığı bir düzene geçilmiş oluyor. Mülkiyet haklarına baktığınız zaman, Türkiye’nin 2017 yılında, mülkiyet hakları sıralamasında dünyada 126 ülke arasında 38. İken, bir sene içerisinde 76.’lığa düşüyor Türkiye. OHAL, Türkiye’de mülkiyet hakkını ortadan kaldırıyor. Bununla sınırlı değil, OHAL ilan edildiğinde kendileri de söylemişti, grev hakkını ve dolayısı ile emek hakkını ortadan kaldırıyor. En temel Anayasal hak olan, sendikal hakkın kullanılmasını OHAL ile ortadan kaldırıyor. OHAL, ekonominin hukuksuz ve kuralsız işleyişinin çerçevesi haline gelmiş vaziyette. İkinci yaptıkları şey, keyfi karar vermek. Yani kurallı işleyen bir düzen yerine, kurumlar yerine işleyen bir düzen yerine, keyfi ve tek adam üzerine kurulmuş bir düzeni dayatıyorlar Türkiye’ye. Bu keyfilik de, az önce belirttiğim gibi ‘Merkez Bankası kararını ben veririm’ diyen bir anlayış, Türk Lirası’nın 40 kuruş değer kaybetmesine yol açıyor. Üçüncü yaptıkları şey, liyakat temelli işleyen bir kamu yerine, sadakat temelli işleyen bir düzen kurdular. Yani işi bilene değil, kendilerine yandaş olanı güçlendiren bu düzen sonuçta iş bilenleri düzenin dışına itti. Yani buda en temel haliyle bir kurumsal çöküşün ortaya çıkmasına neden oldu. 4.’sü de bütün kaynakları, üretici güçler lehine değil, rantçı sermaye lehine kullandılar. Onu da kendilerini ayakta tutmak için yaptılar iktidar olarak. Dertleri Türkiye değil çünkü. Ben hep şunu diyorum; hukuksuz, kuralsız, keyfi işletilen, liyakatsiz, sadakat temelli olan ve üretim yerine tamamen rantçı bir anlayış, Türkiye’deki ekonominin bu hale gelmesinin sebebi ise eğer, bunu değiştirecek olan yeniden hukuku getirecek, yeniden kurallı işleyişi getirecek, kurumları kuracak, liyakati kamunun merkezine alacak, yeniden Türkiye’de üretim temelli bir ekonomi politikasını tartışmaya başlayacak bir yeni siyasi anlayıştan geçiyor.

"TEKNOLOJİ REFORMUNA İHTİYACIMIZ VAR"

*Türkiye’nin büyük miktarda bir dış borcu var. Sayın İnce’de her mitinginde buna değiniyor. CHP olarak iktidara gelirseniz eğer, buna yönelik çözüm reçeteniz ne olacak?

Şimdi, Türkiye neden bu kadar borç almak istiyor sorusunun yanıtı esasında bir ev ekonomisinden farklı değil. Eğer tüketiminiz, gelirinizden daha fazla ise, aradaki farkı kapatmanız için borç almanı gerekiyor. Dolayı ile, Türkiye ekonomisine dair sorulması gereken soru, ‘Biz var olan tüketimimizi azaltmadan, borç ihtiyacımızı ortadan nasıl kaldıracağız?’ ancak gelirinizi arttırarak yapabilirsiniz. Yeterince kazanırsak, tükettiğimizden daha fazlasını kazanabilirsek o zaman borç almamıza gerek kalmaz hatta tasarruf bile yapabiliriz. O zaman soru şuraya geliyor: Neden Türkiye yeterince gelir üretemiyor? Bunun da yanıtı; ürettiğimiz ürünler yüksek katma değerli ürünler olmadığı için, sattığınız zaman bize yeterince gelir yaratmıyor. Demek ki, meselemiz yeterince teknolojik, nitelikli ve katma değeri yüksek ürün üretmiyor olmamız. Onun sebebi ne diye baktığınızda da, bugün dünyada bir devrim yaşanıyor, sanayi 4.0 diye. Bütün üretim biçimleri daha teknolojik, daha bilişime dayalı daha dijital bir yapıya kavuşurken, biz de dijitali yakalayacak bilgi, dijitali yakalayacak kobiler ve bunu teşvik edecek bir sanayi politikası yok. Mesele şuraya dayanıyor. Biz eğer, borç ihtiyacını ortadan kaldıracaksak gelirimiz arttırmamız gerekiyor. Gelirimiz arttırmak için, katma değeri yüksek ürün üretmemiz gerekiyor. Katma değeri yüksek ürün üretmemiz için, marka yaratmamız gerekiyor. Marka yaratmak için, teknolojiye, bilgiye, bunu üretecek insana ihtiyacımız var. Dolayı ile eğitime, bir teknoloji reformuna ihtiyacımız var.

*Tüm bunlar için ne kadar bir süreye ihtiyacımız var?

Türkiye bunları çok hızlı yapabilir. Bir kere herkes şu özgüveni hissetmeli; Türkiye’nin bütün bu sorunlara çare olacak kaynağı var. Her şeyden önce, bu ülke genç bir ülke. 2035 yılına kadar genç nüfus, yaşlı nüfustan fazla. Genç nüfusu tüketici olarak değil de, bir üretici güç olarak görse bir kamu anlayışı, birinci günde itibaren o gençleri girişimci yapar, yeni fikir üretecekleri özgürlüğü sağlar, ürettikleri fikirlerin hakikaten üretime dönüşmesini sağlayacak finansmanı sağlayacak, bunları yapmayı tercih etmesi gerekiyor sadece. Kaynak orada duruyor. Bir ikincisi de, sağlıklı bir dış politikayla bugün Türkiye’de olan üretimi farklı pazarlara ulaştırmanız, AB ile kavga etmeyen, Orta Doğu’da barışı inşa eden, dolayı ile bütün dünya pazarlarına ürün satacak bir dış politika ile Türkiye bunları hemen halledebilir.

*24 Haziran’da, eğer AK Parti iktidarda kalırsa nasıl bir tablo bekliyor bizi?

Bu iktidar ile devam edersek, bunun ekonomik maliyeti hepimize çok büyük olur. Türkiye bir uçurumdan yuvarlanır ve krize doğru gider. Hakikaten işimiz çok zor olur. Öte yandan şu gerçeği de bence herkesin sahiplenmesi gerekiyor. Türkiye’de bir değimim başladı esasında. Bir, AKP kendi yapısal sınırlarına geldi. Artık baskıdan, otoriterlikten ve bu ayrımcı düzenden başka bir şey vaat edemiyor. Oysaki Türkiye’nin kucaklaştıran, kapsayıcı bir siyasete, Türkiye’yi yeniden barıştıracak bir siyasete ihtiyacı var ve bunu talep ediyor toplum. Bu değişim başladı. Bu değişim, toplumda var olan bu ittifak, eşitlik talep eden, özgürlük talep eden, mutlaka Türkiye’de siyaseti de dönüştürecek. Ben bu sandıkta olacağını düşünüyorum. Ama bu sandıkta olup olmayacağından daha önemlisi, toplumda bu dinamiğin var olması.

"İZMİR'İN YÜKSEK BİR POTANSİYELİ VAR"

*İş adamlarının, İzmir ile ilgili sıkıntıları neler? İktidara geldiğiniz takdirde, bu sorunlara yönelik çözümleriniz neler?

Esasında, İzmir’in sorunlarıyla Türkiye’nin başka yerlerindeki sorunlar da aynı temelde kaynaklanıyor. Türkiye’de bugün özel sektörün hepsi borçlu, borcun önemli bir kısmı döviz temeli ve var olan kapasiteyi kullanamıyor olmaktan da büyük sıkıntı yaşıyorlar. Bu İzmir’de tabi daha keskin. Çünkü İzmir’in kapasitesi tam da bu ileri teknoloji üretime dönük bir dönüşümü yapmaya çok müsait. Üniversiteleri var, dinamik ve girişimci bir nüfusu var. Bu ileri teknoloji üretimin, sanayi-üniversite iş birliğiyle çok hızlı gerçekleştirebilecek bir potansiyeli var İzmir’in. Bu potansiyelin gerçeğe dönmüyor olmasının iki sebebi var. Bir tanesi, tabi Türkiye çapındaki politikalar. İkincisi de İzmir’e ödediği vergi kadar kamu kaynağının aktarılmıyor olması. Bu şikayetler, artık her yerde duyduğumuz şikayetlere benziyor. Bunların çaresi bizim elimizde var. Kısa vadede OHAL’i kaldırarak, yeniden hukuku getirerek, Merkez Bankası’nı bağımsız bırakarak çok hızla Türkiye’yi rahatlatmamız mümkün.

*Yüksek katma değerli üretime geçişte, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir model önerisi var. Merkez Türkiye ve Anadolu Kalkınma Kuşakları Projesi Bu proje’den bahseder misiniz?

Bu projenin şöyle bir kıymeti var. Türkiye müthiş bir coğrafyaya sahip, çok farklı şeyler üretebilecek kapasitesi var. Mesela Karadeniz Bölgesi’ni tarımda uzmanlaşmış ve dolayı ile bunun üzerinden katma değeri yüksek üretim yapan, bizim olduğumuz İzmir Bölgesi’ne, buna Mavi Batı Kuşağı diyoruz biz, yüksek teknolojili üretim yapan ve bunu ihraç eden bir potansiyele taşıyabileceğimiz alt yapısı zaten hazır. Marmara Bölgesi’nde var olan sanayiyi daha derinleştirecek bir yapıya kavuşturmak mümkün. Güney Bölgesi’nde, şuan ki kümelenmeler üzerinden yeni bir organize sanayi bölgeleri üzerinden zenginleştirmemiz mümkün. Bütün bu kalkınma kuşaklarını, 5 ayrı kuşağı birleştiren merkezde özel bir statüye sahip yeni bir yerleşim alanında, buralarda üretilen farklı ürünlerin toplanacağı ve dünyadaki değişik pazarlara erişebileceği bir alt yapı ağı ile Türkiye’yi ticaretin merkezi yapmamız mümkün. Mesela, Seferihisar’dan mandalinayı kopardınız. Bu mandalinanın dünyanın diğer ucundaki bir pazara erişmesini istiyorsunuz. Fakat bu mandalinayı, bugünkü mandalina halinde bir sandığa koyup gönderdiğinizde zaman içerisinde çürüyor, eziliyor. Sağlıklı bir şekilde ulaşmadığı için de buranın mandalinası talep edilmiyor. Halbuki biz o mandalinayı, katma değeri yüksek bir ürüne dönüştürsek, dilimlesek, kurutsak, belli bir süreçten geçirsek ve ezilmeyeceği, eskimeyeceği, uzak mesafelere taşınabilir, değeri artmış bir ürüne dönüştürebilirsek mandalinadan para kazanabileceğiz. Kim geliştirecek bu teknolojiyi? İşte biraz önce söylediğimiz gibi, İzmir’de gerçekleştireceğimiz üniversite-sanayi iş birliği ile bu teknolojileri geliştireceğiz. Buradaki ürünü, dünyanın her yerine pazarlanabilir hale getireceğiz. Merkez Türkiye’de, burada üretilen bir ürünü, bir demir yolu ağı ile dünyanın her yerine ulaştırabilecek bir alt yapıya kavuşmuş olacak. O stok merkezlerinde ürünü stoklayıp, ondan sonra dünyanın farklı pazarlara eriştireceğiz.

*İzmir, özelikle İstanbul’dan son dönemde oldukça fazla beyaz yaka göçü almaya başladı. Ekonomik anlamda, bu göçü İzmir bazında nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her coğrafya gibi, İzmir’in de ihtiyacı olan bu girişimci ruhu ve daha iyi bir yaşam kalitesi arayıp buraya gelenlere, istihdam alanlarını açmaktan geçiyor. Anlattığım projelerin hepsi, İzmir’in de istihdam olanaklarını arttıracak projeler. Beyaz yakalıların, kendi alanlarında katabilecekleri o katma değere, sizin yol açmanız gerekiyor. İşte o Anadolu Kuşakları Projesi de tam da bunu yapıyor. Yani İzmir’deki bu beyaz yakalıyı, teknolojiyi üreten merkezlerin içine taşıyacak, dolayısı ile teknolojiyi üreten haline getirecek, sonra onlar arsından girişimci olmak isteyenlere destek verecek, dijital dönüşüm merkezlerine dönüşüyor olan kobilerde onların istihdam edilmesini sağlayacak bir bütün anlayışa ihtiyaç var. Bunu İzmir için de, Türkiye içinde avantaja dönüştürmekle yükümlüyüz. Dönüşmenin de tek yolu var, üretimin önündeki engelleri kaldırmak.

*İzmirli iş adamlarının bir teşvik beklentisi var. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bu konuya yaklaşımı nasıl olacak?

Hükümetin teşvik sistemi de diğer tüm politikaları gibi, kendi yandaşını koruyan, kamu kaynağını bir avuç azınlığa kaynak aktaran bir araca dönüştü. Bunu tamamen değiştirceğiz. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğı şey eğer katma değerli üretime geçiş ise, yüksek katma değerli, o zaman teşvikin, o üretime teşvik etmesi gerek. Coğrafi olarak yatırımın yapılacağı yeri özel sektör seçebilir. Ama siz yatırım nerede yapılırsa yapılsın, o yatırımın katma değerli yüksek bir üretim sağlaması için teşvik vermelisiniz. Dolayısı ile biz şunu savunuyoruz, iktidarın elle seçtiği 19 şirkete süper teşvik vereceğinize, biz her alanda yüksek katma değerli üretime geçiş sağlayacak faaliyeti destekleyelim.

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2018, 19:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER