banner51

MHP'li Osmanağaoğlu: Kirli defterler açılmalıdır

MHP MYK Üyesi, İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu basın açıklaması yaparak CHP'ye yüklendi

MHP'li Osmanağaoğlu: Kirli defterler açılmalıdır

Taner Osmanoğlu 31 Mart Yerel Seçimleri için  ''PKK’nın siyasi şubesi, politik oyuncağı HDP ile kol kola yürüyen Zillet İttifakı’nın bütün ortakları için bozgun olacaktır.'' açıklamasında bulundu ve Millet İttifakı'nın İzmir Büyükşehir adayı Tunç Soyer'e de ağır eleştirilerde bulundu.

İşte Osmanoğlu'nun yapmış olduğu basın açıklaması:

Türkiye’ye olan inancımız, İzmir’e olan sevdamız bir tohum gibi bu toprakların bağrına düşmüştü. İnşallah 31 Mart’tan itibaren İzmir aşkımız, memleket sevdamız filizlenip gökyüzüne doğru yükselecek.

Biz biliyoruz ki; İzmirlinin ihtiyacı olan taze bir başlangıçtır. Bu temiz sayfanın açılması için de; İzmirliyi ideolojik çatışmalara mahkûm eden, İzmir’e hizmet değil külfet veren yapıların kirli defterleri açılmalıdır.

İzmir’e hizmetkâr değil, hükümdar olmaya alışmış CHP zihniyeti bu kez ağır bir yenilgiye uğrayacaktır. Çünkü bu şehrin sakinleri, denize akan lağımlardan, her an infilaka hazır bekleyen çöp dağlarından, kriz geçirten trafik keşmekeşinden bıkmış, usanmıştır.

Üstelik bu yenilgi; sadece CHP’yi yanlış politik okumalarıyla kirleten kadronun mağlubiyeti olmayacaktır. 31 Mart seçimleri; PKK’nın siyasi şubesi, politik oyuncağı HDP ile kol kola yürüyen Zillet İttifakı’nın bütün ortakları için bozgun olacaktır.

Çünkü bu kirli beraberliğin küçük ortağı İP; kendilerine kanarak peşlerinden sürüklenen eski dava arkadaşlarımızın umutlarını mezada çıkarıp satmıştır. Onlar ülkücülerin saf duygularını kullanmışlar, öfkelerini kışkırtmışlar ve yol arkadaşlarımızı baba ocağından koparmışlardır.

Bunun akabinde de çantada keklik gibi gördükleri milliyetçi çizgideki seçmeni; İzmir’de, İstanbul’da ve yurdun daha pek çok yerinde HDP çizgisindeki adayların ardına vagon yapıp bağlamaya çalışmışlardır.

Hatırlatmakta, hatırlamakta fayda görüyoruz:

Diyarbakır-Lice’deki PKK destekli uyuşturucu kaçakçılarına güvenlik güçleri müdahale edince “Diren Lice” diye feryat eden Şerdil Dara Odabaşı kirli ittifakın Kadıköy adayıdır.

Abdullah Öcalan posteri önünde nutuk irad eden Alper Taş; İllet Şebekesi’nin Beyoğlu adayıdır.

Ülkücülere “faşist” diyen Özgen Nama; ihanet ekibinin Sancaktepe adayıdır.

Ve maalesef en kötüsü de İzmir için söz konusudur. Bizim güzel İzmir’imiz için reva görülen aday da hepinizin malumu; ülkücü katili, hukuk katili, adalet katili, işkenceci Nurettin Soyer’in oğlu Tunç Soyer’dir.

Sosyal Demokrat olduğunu iddia edenler; demokrasi aşığı İzmir’e, 12 Eylül’cü babasıyla gurur duyan Tunç Soyer’i layık görmüşlerdir.

Faşist bir cuntanın oyuncağı olan babası, nasıl ülkücülerin bedenlerine kapanması imkânsız yaralar açtıysa; Tunç Soyer de babasının hukuk dışı uygulamalarını müdafaa ederek yüreklerde iyileşmesi mümkün olmayan yaralar açmıştır.

Üstelik Tunç Soyer; Kemal Kılıçdaroğlu’nun PKK çizgisine el sallayan yeni CHP’sine çok uygun bir figürdür.

Seferihisar ile kardeş belediye ilan ettiği Diyarbakır Sur Belediyesi’ne hendek süreçlerinde sahip çıkacak kadar; bölücü örgütle sıcak temaslarını sürdürmektedir.

Sur Belediyesi’ne ait araçlarla hendekler kazılırken, orada sözde öz yönetim ilan edilip ülke bölünmeye çalışılırken, Sur’da yaşayan vatandaşlarımıza hayat zindan edilirken ses çıkarmayan Tunç Soyer; bu ihanete Türk devleti dur deyince harekete geçmiştir.

Sur Belediyesi’ne ait iş araçlarıyla hendeklerin açıldığı o alçak ayaklanma; kaç sivilin ve kaç güvenlik görevlimizin şehadetine sebep olmuştur? Tunç Soyer tüm bu yaşananlardan bihabermiş gibi; belediyeyi PKK’nın iradesine teslim edenlere destek mesajları yayınlamıştır.

Terör örgütü PKK’nın kirli eylemlerinin üssü haline getirilmiş Belediyeye devlet tarafından müdahale edilip kayyum atanmasını darbe olarak nitelemiştir.

Halbuki; Devletin bölücülere karşı kendini savunma refleksi göstermesine darbe diyen Tunç Soyer; gerçek manada darbeci görmek için, cuntanın emriyle hukuk katliamı yapan babasının fotoğraflarına bakması yeterli olacaktır.

Sur Belediyesi’nin imkânlarını PKK’ya peşkeş çekenlere verdiği koşulsuz destek; Tunç Soyer’in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olması ihtimalinde, güzel İzmir’in imkânlarının da kimlere peşkeş çekileceğini bize haber vermektedir.

Tüm bu yaşananlar vicdanları yaralamış, Türk milleti ise kendisine yapılan bu hakareti elbette unutmamıştır!

İşte bu yüzden; İzmir Büyükşehir Belediyesi seçimi alelade bir seçim değildir.

İşte CHP’ye sızmış ve Mustafa Kemal’in partisini ele geçirmiş bölücü zihniyet yüzünden; 31 Mart 2019 seçimi doğrudan bekayla alakalıdır.

Bu Zillet İttifakı’nın başrol oyuncular olan Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener; gırtlaklarına kadar battıkları terör bataklığını gözlerden gizleyebilmek için Türkiye’yi karşı karşıya bıraktıkları beka tehdidini küçümsemeye çalışmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Meral Akşener; beka sorunu yok iddiasını yinelemiş ve “Madem beka meselemiz var, öncelikle milli savunma sanayimizi muhafaza edelim” diye eklemiştir.

Milli savunma sanayi konusundaki hassasiyetlerinde ciddi ve samimi iseler; kendilerinin açıktan desteklediği HDP tandanslı adaylarla veya üstü kapalı destek aldıkları HDP’li kadrolarla bu konuya eğilmelerini tavsiye ediyoruz.

Eğer buna razı gelmiyorlarsa; İttifak ortakları olan CHP’nin önde gelen ismi Sezgin Tanrıkulu’nu milli savunma sanayii konusunda ikna ederek işe başlayabilirler.

CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun “Silahlı İnsansız Hava Araçları ile Türk ordusu sivilleri vuruyor” ifadesi halen hafızalardadır.

İşte Meral Akşener’in ve paradigması kaymış partisi İP’in ortakları; bu iddiaların, bu düşüncenin insanlarıdır.

Onlar; imha edilen PKK’lıları sivil olarak gösterip Türk ordusuna katil diyenlerin safındadır!

Onlar; son yıllardaki en büyük teknolojik hamlemiz olan SİHA’lara engel olmaya çalışıp, TANK PALET fabrikasının başkalarına satıldığına dair iftiralar atarak algı operasyonu çekenlerdir.

Meral Akşener’in esas çözüm ortağı olan Kemal Kılıçdaroğlu ise çıktığı canlı yayında; “YPG mi bize saldıracak” diye akıllara ziyan bir açıklama yapmıştır.

Değerli Basın Mensupları;

Beka problemini görmezden gelmek uğruna böyle zırvaları kamuoyu önünde beyan etmek; ileride kendileri için de utanç vesikası olacaktır.

Emperyal kuvvetlerin binlerce tırlık silahlarla ve mühimmatlarla beslediği YPG’nin; PKK’nın Suriye kanadı olduğu cümle alem tarafından bilinmektedir.

Kendileri hatırlamasa da milletimizin hafızasında halen capcanlı duran Afrin Operasyonu’nda; kahraman Mehmetçiklerimiz YPG kuvvetleriyle çatışmıştır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bize saldırmayacağını düşündüğü YPG; pek çok Mehmetçiğimizin katili olmuştur.

Toplu katliamlarla Suriye’nin yerli halkını da katleden YPG; Ortadoğu tarihinin gördüğü en acımasız katillerden oluşan eli kanlı bir terör örgütüdür.

Zillet İttifakının HDP’li ortakları sırtlarını PKK’ya, YPG’ye dayadıklarını daha önce defalarca belirttikleri için; Kemal Kılıçdaroğlu’nun YPG’yi dost ve zararsız görmesi normaldir!

Fakat bizim gözümüzde ve eminim ki CHP’ye oy veren milyonlarca vatansever vatandaşımızın gözünde YPG, PYD, PKK terörist organizasyonlardır.

Cumhur İttifakı’na çamur atmaya, güneşi balçıkla sıvamaya azmeden Meral-Kemal ikilisi; seçim sürecinin ivmesi arttıkça vitesi tamamen boşa atıp dengeyi şaşırmışlardır. Bu ikili, hiçbir Cumhur İttifakı mensubunun asla söylemediği ifadeleri kullanarak, yalan atarak, iftira atarak millet aklıyla teşekkül etmiş Cumhur İttifakına zarar verebileceklerini düşünmektedir.

Meral Akşener; dünkü Isparta-Gelendost mitinginde Millet İttifakı’na oy veren 17 milyon vatandaşın terörist ilan edildiğini söylemiştir.

Hiç kimsenin böyle bir niyeti, böyle bir inancı, böyle bir beyanı yoktur! Meral Akşener’in söylediği bu ifadeler tamamen iftiradır.

İP’e oy verenler arasında da, CHP’ye oy verenler arasında da bazı ideolojik kamplaşmaların, siyasi kavgaların neticesinde orada saf tutmuş olan insanlar vardır.

Zillet İttifakı’na oy vermeyi düşünen seçmen arasında halis duygularla hareket eden milyonlarca insan vardır. Bunların hiçbirisine terörist demek kimsenin haddi de, hakkı da değildir!

Terörist olan Zillet İttifakı’na oy veren sıradan vatandaş değildir.

Terörist olan “Millet İttifakı” adı altında kurdukları yapıya PKK yandaşlarını dâhil edenlerdir.

Teröristler; bu ülkenin çok ihtiyaç duyduğu sağlıklı bir muhalefet cephesi oluşturmak yerine milletin iradesini, muhalif oyları bölücü kafalara teslim edenlerdir.

Terörist; kendisinin vaatlerine kanarak, sözlerine inanarak peşine düşen eski ülküdaşlarımızı Nurettin Soyer’in oğluna teslim edenlerdir.

Terörist; Mustafa Kemal’in partisine oy vermek amacıyla CHP’yi seçen samimi Atatürkçüleri, PKK’lı adaylara mecbur bırakanlardır.

Teröristlerin kimlerle beraber olduğu, kimlerin kimlerle seçime girdiği çok aşikardır. Kemal- Meral ikilisinin bunu inkar etme çabaları beyhudedir.

PKK’nın sözde lider kadrosundan birisi olan Mustafa Karasu; “HDP’nin metropollerdeki politikasının ne kadar doğru olduğunu” izah ederek CHP ile nasıl sıcak temaslar kurulduğunu anlatmıştır.

Yine terör örgütü PKK’nın bir başka yöneticisi Murat Karayılan amaçlarının “MHP ve AK Parti İttifakının oyunun %50’nin altına düşürmek olduğunu ilan etmiştir.

Terör örgütünün en üst kademesinden gelen talimatlar açıktır. Kandil’deki mağara adamları; PKK sempatizanlarına kendi hedeflerini işaret etmiştir. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve Sezai Temelli de aynı beklentilerle seçimden beklentilerini kamuyuna açıklamışlardır.

Kullandıkları kelimeler bile birebir aynıdır:

 ''MHP VE AK PARTİ'YE KAYBETTİRMEK..''

Böyle bir noktada; Cumhur İttifakının kaybetmesi, Kandil’in kazanması, Pensilvanya’nın kazanması demektir. “Beka sorunu yok” diyerek millete masal anlatmaya çalışanların saklamaya çalıştığı hakikat budur.

Başrolleri Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu olan Zillet Kumpanyası’nın bir de figüranları vardır. Bunların bir tanesi ve en pespayesi de CHP yandaşı Halk TV ekranlarında arz-ı endam eden Yaşar Okuyan’dır.

CHP’nin kucağından Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’ye saldırmaya çalışan bu müptezel karakter; “Ülkücüler yargılanırken sen neredeydin?” diye sormaktadır.

Şimdi Yaşar Okuyan CHP kucağındaki sıcaklığın ona verdiği rehavetten bir an olsun sıyrılıp şu hususlara kafa yormalıdır:

564 ülkücü sanığın 220’sinin idamla yargılandığı 12 Eylül MHP ve Ülkücü Kuruluş iddianamesinin savcısı kimdir?

220 ülkücünün idamla yargılandığı ve 9 bozkurdumuzun darağacına çekilip şehit edildiği bu hukuk garabetinin altında kimin imzası vardır?

Bu adamın yaptıklarıyla gurur duyan oğlu şu an hangi partiden İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayıdır ve babasının şerefli bir hukukçu olduğundan nasıl bahsetmektedir?

Peki, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu işkenceci savcıyla alakalı söylediği “Hiçbir suçu yok… Başarılı bir hukukçu…” ifadeleri Yaşar Okuyan’a ne ifade etmektedir?

Kendisi eski hatıralarına, ülkücü hareketin hafızasına sahip çıkmaya meraklıysa; ülkücü mahkûmların, şehitlerin, gazilerin ailelerinden bir an olsun alakasını esirgemeyen Sayın Devlet Bahçeli’ye değil, Nurettin Soyer’in oğlu Tunç Soyer’e tepki göstermelidir.

Yaşar Okuyan da şeref, namus, haysiyet kavramlarının zerresi varsa; HALK TV ekranlarına bir sonraki çıkışında ülkücüleri idamla yargılayan Nurettin Soyer’i suçsuz diyerek aklayan Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki göstermelidir.

Ayrıca Yaşar Okuyan idamla yargılanmasını bu kadar önemsiyorsa; uğruna idamla yargılandığı partiye hizmet etmek yerine, siyasi kariyerini niçin daldan dala gezerek, kapı kapı dolaşarak geçirdiğini de izah etmelidir.

Ülkücülük bir dönem hasbelkader insanın başından geçen askerlik hikâyesi değildir. Ülkücülük ömürlük bir duruş, mezara kadar süren bir duruştur, tavırdır! Bunun farkına varması gereken Yaşar Okuyan ülkücülükle alakalı konuşmayı bırakıp kendisine daha uygun işlerle uğraşmalıdır.

Benim şahsi tavsiyem, Yaşar Okuyan kamuoyuna daha önceden verdiği sözü yerine getirmeli ve “MHP barajı geçtiği takdirde anırırım” vaadini hayata geçirmelidir. Anırması, konuşmasından çok da farklı olmayacak; en azından ahir ömründe tıynetine yakışır bir hareket yaparak tarihe geçecektir.

Gezdiği 10 siyasi partide de gittiği yerin bir türlü yenisi olamayan, hala bu kutlu hareketin, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin müsveddesi olmanın itibarını kullanan bu “dolap beygirinin” artık gittiği yerin yenisi olması kendisinin hayrına olacaktır.

Siyasi panoramanın bir tarafı böyle çirkinliklerle kirlenirken; diğer tarafında ise memleket derdi için bir araya gelenler vardır.

“Bekayı bırak, sebze meyveye bak” diyenler; Gazi Mustafa Kemal’in ifadesiyle bu milletin kanındaki cevher-i asliyi anlayamayanlardır.

Bu millet aç ve susuz kalmış ama asla hürriyetsiz kalmamıştır. Bu milletin özgürlüğü de tamamen devletinin güçlü olmasına bağlıdır.

Türk milletinin tarihinde yarı aç yarı tok kazanılmış çok zafer vardır. Ama bir lokma ekmek için düşmana teslim olanlar yoktur. Bu karaktere sahip olanları; millet tarihin derin çöplüğünün en dibine gömmüştür.

Özgür millet şuurunu ve güçlü devlet şiarını paylaşanların çatısı Cumhur İttifakı’dır. Bu milletin asgari müşterekleri, cumhuriyetin temel değerleri bizi birbirimize bağlamıştır.

Cumhur İttifakı; diğer unsurları bir araya getiren kâr ortaklığı gibi kapalı kapılar ardında değil, milletin gözü önünde kurulmuştur.

Cumhur İttifakı; diğer ittifak gibi şahsi menfaati seçenlerin değil, milli menfaati seçenlerin adresidir.

Çanakkale Savaşı’nda siperlerde omuz omuza çarpışan Asım’ın nesli gibi, Kurtuluş Savaşı’nda bir araya gelen kurucu meclisin çelikten iradesi gibi; Cumhur İttifakı da 15 Temmuz FETÖ’cü işgal girişiminin gece karanlığında ortaya çıkmış ve o günkü kararlılığımız milleti yeni bir günün şafağına ulaştırmıştır.

O gün millet adına geri adım atmayan, boyun bükmeyen, baş eğmeyen, teslim olmayan kim varsa; Cumhur İttifakı’nın ruhunda kendine temsil imkânı bulabilmektedir.

Şimdi de Cumhur İttifakı’nın tek amacı el birliğiyle, iş birliğiyle, güç birliğiyle bu millete güzel bir gelecek inşa etmektir.

Türkiye’nin parlak yarınlarını yükseltecek mimarlardan birisi de kuşkusuz Cumhur İttifakı adayımız Sayın Nihat Zeybekci olacaktır.

Onun samimi çalışmaları inanıyorum ki İzmirlinin yüreğinde karşılık bulacak, döktüğü alın teri ve göz nuru İzmirliye can suyu olacaktır.

İzmirliyi “şunlar gelirse şöyle olur, bunlar gelirse böyle olur” diye korkutmaya çalışanlar ise hikâyenin sonuna geldiklerini, öcü masallarıyla artık kimseyi kandıramayacaklarını geç de olsa, 31 Mart’ta anlayacaklardır.

İzmir’in kafasında oluşturdukları korku atmosferiyle, İzmirlinin zihnine vurdukları prangayla bu şehri sonsuza dek yöneteceklerine inananlar; şu tarihi gerçeği akıllarından çıkarmıştır: İzmirli bir şeye mahkum olmayı, esareti, prangayı asla kabul etmez!

İzmirli kendisine takılan prangayı er geç kıracak, bunu şehrine reva görenlerden de hesap soracaktır. İzmirlinin artık “asfalyaları atmış”, şehrini zehirleyenlere karşı vuracağı tokat yaklaşmıştır.

Zaman bu zaman, gün bugündür. 31 Mart 2019; İzmir için yeniden doğuş günüdür.

Sağ duyunun birlikteliği, kutuplaştırıcı zillet ittifakına karşı galip gelecek, millet aklıyla vücut bulmuş Cumhur İttifakı aziz Türk milletinin feraseti ve iradesiyle zillet kuşatmasını yırtıp atacaktır!

Güncelleme Tarihi: 08 Mart 2019, 12:26
YORUM EKLE

banner47