"Kazanmak isteyen ittifak yapmak zorunda"

Hamdi Türkmen yazdı...

"Kazanmak isteyen ittifak yapmak zorunda"

Mart 2019’a daha 5 aydan fazla bir süre var ama, anketler ve raporlar havada uçuşuyor.

Bunlardan en ilginci  Mediar Şirketi’nin “Türkiye hangi koşullarda seçime gidiyor” başlıklı raporu.

Çarpıcı tespitler var.

Örneğin, yerel seçimleri kazanmak isteyen siyasi partinin mutlaka ittifak yapmasının  kaçınılmaz olduğu vurgulanıyor:

“16 Nisan 2017 Referandumu ve 24 Haziran seçimlerinin ardından Türkiye bir kez daha, seçmenin ağırlıklı olarak iki kampta toplanacağı, fiili bir iki partili seçime doğru gitmektedir” deniliyor  ve; referandumda ve 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi,  bir seçimde kazanmak yüzde 50 şartına bağlanır ise, bugünkü durumda hiç bir parti bu çıtayı aşmayı kendi başına deneyemeyeceği için ittifakların gündeme gelmesi kaçınılmaz” tezi savunuluyor.

Nitekim söz konusu kamplaşmanın, siyasi partilerin ittifak yapmasının sonucu değil, onları ittifak yapmaya zorlayan bir olgudan kaynaklandığı üzerinde duruluyor.

Raporda;  partileri 24 Haziran'da olduğu gibi benzer ittifaklar ilan etsin ya da etmesin, çıkaracakları her adayı sadece kendi parti çevrelerini memnun etmek için değil, aynı zamanda temas halinde bulunduğu diğer partilerin durumunu ve tutumunu gözeterek belirleyeceği görüşü yer alıyor.

***

Bugünkü duruma gelirsek;

Elbette her siyasi partinin kendi örgütü, tabanı ve siyasi gücü var. Ancak bu birikim,  bir ittifak ağı içinde olmadığı sürece Mart 2019 için ne yazık ki bir seçim zaferini garanti etmiyor.

Raporda; örneğin 30 büyükşehirde, 24 Haziran sonuçlarına göre AK Parti'nin kendi başına yüzde 50'yi aştığı il sayısı sadece 10. Bunlar da; Erzurum, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kayseri, Konya, Malatya, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa ve Trabzon.

Buna karşın AK Parti, Türkiye nüfusunun yüzde 39.9'unu barındıran 6 şehirde; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Adana’da yüzde 40 civarında oy alarak Türkiye ortalamasının altında kalmış durumda.

Bu altı ilin İzmir dışındaki beşinde, muhalefetin ittifak yapması ve etkili bir aday etrafında birleşmesi durumunda AK Parti'nin seçimi kaybetme ihtimali olduğundan söz ediliyor.

***

CHP’nin seçime ittifak ve çok iyi adaylarla girmesi halinde büyük bir seçim başarısı elde edebileceği gibi; tam aksi moral bozucu bir yenilgi ile de karşılaşabileceği üzerinde duruluyor.

CHP'nin birinci olduğu 4 büyükşehirde;  İzmir, Aydın, Muğla, Tekirdağ’da seçimi kaybetmesi şimdilik mümkün görünmese de, sadece bu illerin tekrar kazanılmasını bir seçim başarısı olarak görmenin yanlış olduğu tespiti yapılıyor.

***

HDP'nin 2014’te birinci olduğu illerin tümünü alması Mart 2019 için de geçerli görülüyor.

Bu iller arasında üç büyükşehir var; Diyarbakır, Mardin ve Van. Ancak bu illerin dışında, 1 milyon 195 bin oy aldığı İstanbul başta olmak üzere kendi başına yerel yönetime talip olabileceği farklı bir seçim bölgesi görünmüyor.

“Bu tablo, HDP’nin İstanbul ve İzmir başta olmak üzere diğer büyükşehirlerde de ittifak yapmak zorunda olduğunu ortaya koymaktadır” deniliyor.

 ***

Mediar’ın raporunda seçmenlerin kamplaşma eğilimine ve ekonomik krize de yer alıyor.

Raporda, ekonomik krizi muhalefetin nasıl işleyeceğine işaret edilerek şunlar kaydediliyor:

“Kamplaşma eğilimi yalnızca siyasi partiler için değil seçmen kitleleri için de geçerlidir.  Gerek 16 Nisan referandumun da  gözlenen saflaşma gerekse,  24 Haziran'da ortaya çıkan siyasal partiler arasındaki geçişlilik mekanizmaları, seçmenin; yakınlık duydukları siyasal partiler ittifak kursun ya da kurmasın, siyasal tutumunu bu kamplaşma içerisinde belirlediklerini, dolayısıyla siyasal partilerin açık, anlaşılır bir ittifak önerisini topluma götürmediği durumda seçmenin kendi sağduyusu ile bu yönde davranmaya yöneleceği öngörülüyor.

***

“Mart yerel seçimleri,  görünür gelecekte etkisini yitirmeyeceği anlaşılan ekonomik kriz şartlarında gerçekleşecektir” denilen raporda;

“Ancak bir kriz içinde bulunmanın tek sonucu, iktidar bloğunun destek kaybetmesi değildir.

Bu sonuç önemli ölçüde muhalefetin krizi siyasetin gündemine taşımasına ve bu temelde kendi çözümlerini topluma  aktarma  kapasitesine  bağlıdır.

Önceki yıllarda ekonominin yapısal göstergeleri ne kadar bozulursa bozulsun, ortalama yurttaşın günlük yaşantısında düşük maliyetli krediler ile sağlanan canlılık; bir bolluk, borçlanmaya dayalı da olsa refah ve zenginleşme olanağı olarak algılanmıştır.

Dövizin yükselişi ve finansal daralma ile belirginleşen bugünkü kriz koşullarında, bu algının sürdürülebilmesi olanaklı değildir.”

Raporda ayrıca; “Bugünkü durumda AK Parti'nin muhalefetin güçlü adaylar etrafında toplandığı koşullarda, MHP desteği olmadan İstanbul ve Ankara'yı kazanmakta zorlanacağı, MHP desteğinin alınması halinde bile kazanmasının garanti olmadığı görülmektedir” görüşü paylaşılıyor

***

“Endişeli  muhafazakar”lar olarak nitelenen bir seçmen kitlesinin varlığından bahsedilen raporda şu görüşlere yer veriliyor:

“Eğitimli ve kentli sağ seçmen, krizin yükselttiği bir endişe ile daha mütereddit bir profil oluşturmakta, geleneksel oy verme davranışı ile gelecek kaygısı arasında sıkışmaktadır.

‘Endişeli Muhafazakar’ olarak tanımlanabilecek bu seçmen profili, iktidar açısından, olası gerilemenin temel toplumsal alanı haline gelebilir.

Fiyatlardaki genel yükselişin kış aylarına doğru toplum tarafından daha fazla hissedilmesinin genel olarak iktidar aleyhine ve muhalefet lehine bir değişiklik yaratması beklenmelidir.

Ancak iktidar mensubu belediyelerin sosyal yardım faaliyetleri aracılığıyla  toplumda  oluşturduğu  profil, muhalefet tarafından uygun biçimde yanıtlanmazsa, bizzat kriz özellikle düşük gelir gruplarında iktidar desteğinin tahkim edilmesini de sağlayabilir.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER