banner51

Doç. Dr. Kocamaz: Dış politikada zor bir dönem!

S-400, F35, SU-57 ve Doğu Akdeniz... Türkiye'nin dış politikasında ve geleceğinde belki de en önemli kararlar bu başlıklardaki tutumumuzla belli olacak. Peki kritik virajı nasıl yorumlamak gerekiyor?

Doç. Dr. Kocamaz: Dış politikada zor bir dönem!

Burak Cilasun / Ben TV

Dış politikada özellikle Avrupa'da aşırı sağ eğilimlerin güçlenmesiyle birlikte yaşanan gerilimler, Türkiye-AB ilişkileri boyutundan Türkiye-NATO gerilimi boyutuna varmaya başladı. Peki süreçte Türkiye'yi neler bekliyor? Hangi adımlar, nasıl sonuçlar doğurur? Doğu Akdeniz bizim için ne oranda önemli? Tüm bu soruların yanıtlarını Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Sinem Ünaldılar Kocamaz verdi.

Nedir bu S-400 konusu?

S-400 konusu NATO ile ilişkiler bağlamında, geleceğimiz bağlamında, güvenliğimiz anlamında çok önemli. Belediye seçimleri gündeminin arkasında kaldı aylarca ama konunun esas değeri bunun çok üstünde. Türkiye'nin bir hava savunma sistemine ihtiyacı olduğu bir gerçek. Yakın coğrafyamızdaki savaşlarda bunun ihtiyacını hissettik. Bunu geçmişte NATO'dan talep ettik. Fakat bunu her zaman NATO'dan talep etmek ülke açısından da sıkıntılı. Bu nedenle Türkiye kendine ait bir savunma sistemi edinmeye karar verdi. Gerçek bir ihtiyaç. Edinilmesi ise bir rekabete sahne oldu. ABD'den Patriot mu alacağız ki çok pahalı, S-400'ler bir seçenekti ve hatta Çin ile bile bir ara pazarlık yaptık.

Türkiye yalnız bırakıldı”

Peki neden bu seçeneklerden birini seçmek bu kadar büyük bir sorumluluk?

Çünkü Patriot, NATO envanterinde bir hava savunma sistemi ve dolayısıyla NATO'nun diğer silah, mühimmat, araç ve gereçleriyle de entegre. Burada ABD'nin de Türkiye'ye karşı ciddi hataları var tabii. Çünkü bi anlamda Türkiye S-400 almaya itildi. Sürekli olarak hassasiyetlerini paylaşıp, buna karşın reaksiyon alamayan bir Türkiye var. ABD'nin PYD'ye olan desteği ilişkilere zarar verdi. En sonunda Türkiye batı ittifakına topyekün kırgınlığı ve küskünlüğüyle birlikte bu silahları Rusya'dan almaya karar verdi. Çünkü 15 Temmuz sonrasında da Türkiye yine batı ülkeleri tarafından yalnız bırakılırken, Rusya ise Türkiye'ye yakınlık gösterdi. Uçak krizi sonrası ilişkiler tamir edildi. Batı ittifakı sözleşme imzalanana kadar Türkiye'yi ikna edebilir ve vazgeçirebilirdi.

S-400'ler entegre edilemez çünkü...”

Peki Türkiye'nin ciddi olduğuna mı inanmadılar yoksa işlerin bu noktaya gelmesine göz mü yumdular?

Göz yumduklarını zannetmiyorum. Çünkü mesele her ne kadar Türkiye'nin meselesi olsa da ABD'nin de meselesi. Düşünün NATO'nun denizde yürüttüğü her dört faaliyetten üçünü Türkiye kendi donanmasıyla destekliyor. Bütün bu itiş kakışa rağmen Türkiye gibi bir partneri Rusya'ya itmek, ABD stratejisi açısından da makul değil. Bence Türkiye'nin yolun belli bir kısmından döndürülebileceğini düşündüler. Buna karşın diplomatik kanallarla sorun çözülemeyince bu noktaya gelindi. Karar verildikten sonra birçok uzman S-400'ün koruma oranı yüksek, başarılı bir sistem olduğunu belirttiler. Buraya kadar bir sıkıntı yok ama NATO müttefiki olduğunuzda işler değişiyor. Çünkü bir NATO ülkesi olarak silahı NATO sistemine entegre etmeniz lazım ama NATO'nun en büyük düşmanının silahını da bu sisteme entegre edemezsiniz. Bu nedenle NATO ile ciddi bir problem yaşıyoruz ve F-35 projesinden çıkarılmak, ekonomimizde 12 milyar dolar kadar bir zarara yol açacak.

Rusya da kolları açıp beklemiyor”

NATO ülkeleriyle yaşadığımız sorunlara karşı, Türkiye NATO dışı bir silah barındırmak istemiş olabilir mi?

Elbette bunun da S-400 alımında payı var. Aslolan tabii kendimize ait bir hava savunma sistemimizin olması. Bunu üretme noktasındaysa henüz hazır değiliz. Üretmediğiniz süreceyse başkalarına karşı bağımlısınızdır. AB'nin Türkiye'ye karşı ikiyüzlü davrandığı doğrudur. NATO da ona keza. Fakat buna karşın çare Rusya'dan SU-57 almak değildir. Çünkü Doğu Akdeniz konusunda Rusya'yı da gördük. Bir taraf tam olarak dost değil belki ama diğer taraf da kollarını açtı bekliyor diye bir şey yok.

Peki bundan sonrasını merak ediyor herkes. Ne olacak?

ABD tarafından yaptırımlara maruz kalacağımız aşikar. F-35 üretiminden ve satışından çıkarılacağımız açık. O zaman da SU-57 alalım deniyor ama bu iş pazardan domates almaya da benzemiyor. Uçakları da Rusya'dan alınca NATO ile iyice ayrılık ortaya çıkar. Biz büyük yaptırımlara maruz kalmadan bu işi çözelim derken, daha büyük yaptırımlarla karşılaşabiliriz. 12 farklı yatırım türü var ve Trump bunlardan 5 tanesini seçmek durumunda. Trump cephesinin bu konuda biraz yumuşak davrandığını görüyoruz. Bunun devamı için de Türkiye'nin Rusya'dan daha fazla silah almaması gerekiyor.

Türkiye, haklarını korumak durumunda”

Doğu Akdeniz bugün topyekün bir milli mesele midir?

Kesinlikle milli meseledir ve Türkiye'nin bu haklarına sonuna kadar sahip çıkması gerekmektedir. 2003'e kadar bu bölgedeki kaynaklar pek bilinmiyordu. Bu tarihte Kıbrıs Rum Yönetimi kalkıp tek taraflı olarak faaliyetlere başlayınca konu gündeme geldi. Türkiye ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin belirlediği parseller Türkiye'nin kıta sahanlığıyla çakışıyor. Ayrıca Türkiye, KKTC'nin de haklarını korumak istiyor. Bugün İsrail, Mısır, Suriye, Yunanistan ve özel şirketler üzerinden Avrupa ülkeleriyle karşı karşıya geliyoruz. Hukuken sorun çözülemeyince, Türkiye de haklarını korumak için sondaj gemilerini bölgeye yolladı.

Rumlar çok uluslu şirketlerle anlaşırken, Türkiye'nin böyle bir çabası yok. Bunun nedeni nedir? Türkiye ihtiyaç mı duymuyor, yoksa anlaşamıyor mu?

Rumlar hep sorunları çok taraflı hale getirerek çözmeye çalışıyor. Arkasına çok uluslu şirketler ve o şirketlerin bağlı olduğu ülkeleri alarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Örneğin biz İtalya'nın petrol ve doğalgaz şirketi ENİ'nin sondaj çalışmalarına karşın defalarca engelleme yaptık. Dolayısıyla İtalya ile de itişmeye girmek durumunda kalıyorsunuz. Bu kez AB'den Türkiye'ye karşı Kıbrıs'ın egemenlik hakları üstünden çıkışlar geliyor. Dolayısıyla Rumlar açısından bu politika çok pratik ki zaten AB'ye üyelikleri dahi uluslararası hukuka aykırı bir kavramdı.

Partilerde ortak bir tavır göremiyoruz çünkü...”

Türkiye'deki siyasi partiler bu konuda ortak dil geliştirebildi mi sizce?

Elbette geliştirilemedi. Bu bir ulusal meseledir, ortak bir tavır geliştirelim tavrını göremiyoruz. Çünkü bizde iç ve dış politika birbirine karıştırılıyor. Türkiye'de muhalefetin eleştirileri hükümetin agresif davrandığı üstünden gelişiyor. Meseleler başka dış politika sorunlarının kurbanı da olabiliyor. Mısır ile yaşadığımız sorunlar, Suriye, ABD yahut İsrail ile yaşadığımız sorunlar Doğu Akdeniz konusunda bu ülkelerin duruşunu da etkiliyor. İttifaklarla, Ortadoğu ile, AB ile yaşadığımız sorunlar, bizi Doğu Akdeniz'de yalnızlaştırıyor. Türkiye elbette haklarını korumalı çünkü haklı bir davası var ama bu yalnız olma durumunu da ittifaklar geliştirerek sona erdirmeli. Akdeniz'de sıcak çatışma ihtimali var ve bu da ciddi bir gerilim yaratıyor.

Kendimizi nerede görmek istiyoruz?”

Hem uçak ve savunma sistemi, hem de Doğu Akdeniz konusunda batı bloğuyla anlaşılamazsa farklı bir konumda görür müyüz Türkiye'yi?

Bu soru hep merak edilen bir sorudur ve benim de bugüne kadar cevabım hep olamaz şeklinde oldu. Çünkü NATO'dan çıkana kadar zaten Şangay'a üye olamazsınız. Bunun için tamamen batı ile ipleri koparmak gerekiyor. Güle güle NATO, güle güle AB demek lazım. Bir de böyle bir durumda kendinizi nerede görmek, kimlerle görmek istediğiniz önemli. Örneğin Çin ekonomik olarak başarılı olabilir ama işçi intiharlarıyla dolu bir Çin'den, Uygur Türkleri karşısında nasıl bir tutum içinde olduğu bilinen bir Çin'den bahsediyoruz. İnsan haklarının üzerinde tepinen yönetimler var. Bir de Şangay acaba kollarını açıp bizi mi bekliyor? Kendimizi bu dünyada mı görmek istiyoruz? Bunca yıldır bütün kurumsal mekanizmanızı batıya dönük ayarlamışsınız. Bu ideallerden vazgeçecek miyiz? Bence vazgeçmemeliyiz. Türkiye'nin AB ile ihracat oranlarına bakmak lazım. Sistemlerin entegre edilmesi için verilen çabalara bakmak lazım. İş dünyası da bunu belirtiyor. Türkiye, AB'den kendini koparırsa kaybı korkunç olur. Bavulumu topladım gidiyorum demek kolay değil. Tabii bu iki taraflı bir süreç. AB mesele Kıbrıs konusunda Rum hamisi bir tavır sergiliyor ve Türkiye'nin önüne sürekli sorun çıkarıyor. Onlar da bu tutumdan vazgeçmeli. NATO da Türkiye'nin güvenlik hassasiyetlerini anlamada daha duyarlı olmalı. Her iki tarafın da uzlaşmacı olması herkes için çok daha faydalı.

Aşırı sağ, Avrupa'da yükselmeyi sürdürüyor”

İngiltere'nin AB ile yolları ayırma kararı alması, AB ile ilişkilerimizi daha da bozar mı?

İngiltere onca zaman Türkiye'yi ABD'nin de desteklemesinden dolayı destekledi. AB içinde böyle bir desteği kaybetmek tabii kötü. Kaldı ki İngiltere AB'den çıkma kararı almasaydı bile orada da bize karşı söylemler değişti çünkü aşırı sağ Avrupa'da yükselmeye devam ediyor. Karamsar bir öngörü olarak görülebilir ama daha agresif, daha sert bir dış politikaya doğru sürükleniyoruz.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER