"Başkanlık ve şovmenlik üzerine..."

Durmuş Odabaşı yazdı...

"Başkanlık ve şovmenlik üzerine..."

Yeni bir yerel seçime giderken şöyle bir belleğimizi kurcalayalım... Acaba akılda kalan kaç belediye başkanı var... Türkiye çapında dersek, 1950'li yıllarda Kayseri'de belediye başkanlığı yapan Osman Kavuncu... Aradan bunca zaman geçmesine rağmen, hala ismini duymayan var mı?

Varsa çok yazık... Türkiye belediyecilik tarihinde Osman Kavuncu, daha sonra Adnan Menderes tarafından milletvekili yapılarak bir nevi “harcanmış-başarılı olduğu belediye başkanlığı”ndan
alıkonulmuş olsa da, taa 1950'li yıllarda açtığı geniş caddeler, kente nefes aldıran parkların, meydanlar, hala onun çizgisini devam ettiren belediye başkanlarının başarı hanesine yazılmaktadır.
Örneğin, Kayseri'de bir NATO Caddesi var... Kentin göbeğinden, Kayseri Tren Garı'na uzanan bir cadde... Her iki tarafta geniş birer yaya kaldırımı, ağaçlandırılmış alan ve ortada çift şeritli yol...
Merkezden gara doğru baktığınızda muhteşem bir bulvar... Benzer daha nice caddeler, parklar, meydanlar...

Bu ileri görüş ve belediyecilik yeteneğinden dolayı Osman Kavuncu, Cumhuriyet dönemi Türk belediyeciliğinin sembol ismi olarak tarihe geçmiştir.
1950'li yıllardan 1960'ları geçiyoruz bir Kavuncu yok, 70'leri, 80'leri, 90'lari geçiyoruz bir efsaneye şehirciye rastlamıyoruz... Derken, rahmetli İhsan Alyanak'ı es geçemeyiz... Benim de nikahımı kıyan yürekli başkan, “Devrimci dozerleri”ni hareke geçirerek, İzmir'in bir çok kum saati dar boğazlarını genişletmiştir... Örneğin, bugünkü İkiçeşmelik Caddesi, Alsancak Garı yakında geçit vermeyen İngiliz Kilisesi duvarları, Alyanak'ın devrimci dozerleri ile geçilebilmiştir... Alyanak da İzmir için bir efsanedir.

Her ile bir Büyükerşen...

2010'lu yıllara geldiğimizde ise, “efsane başkan” Eskişehir bozkırında yükseldi... Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen... Güzel sanatların heykel dalından profesörlük unvanı taşıyan Büyükerşen, kentin merkezinde geçit vermeyen daracık caddeleri, dehliz gibi sokakları, dolayısıyla bir “kentleşme-rant rezaleti”ni dikkate bile almayarak, kentin dışında bir kent yaratıyor...

Öylesine, plansız programsız işler değil.. Her birine mühendis, uzman eli değmiş onlarca proje... Bugün Eskişehir, ülkemizde İstanbul ve Ankada'dan (O da Anıtkabir sayesinde) sonra en çok iç turist
alan kenttir... Hafta sonlarında yüzlerce otobüs, on binlerce insan... Eskişehir sokaklarında, parklarında, suni ve tarihi parçalarında dolaşmakta, milyonlarca lira bırakmaktadır...
Aslında belediye başkanlığı da budur... Asıl olan, kenti “gezilecek, görülecek yer” haline getirip, yaşayan insanların yaşam standardını yükseltmek, esnafın gelirini artırmaktır.
Geçmişten kötü miras olarak devralmış olsalar da, bu günkü belediye başkanlarınının, “kanalizasyon yaptım, su şebekesi yeniledim” gibi laflarını “laf” olarak algılar, “Hala mı?” diye sorarım.

Vatandaş ne ister?

Belediye başkanlarının olduğu kadar, vatandaşımızın da belediyecilik profili maalesef düşük. Bizim vatandaşın ekseriyeti, “kanunsuz bir işini yapan"ı “iyi başkan” olarak tanıyor... Sokakta elini sıkanı,
dükkanın önünden geçerken selam vereni... Hele bir de, ismiyle, örneğin “hayırlı işler Mehmet Abi...” lafını duydu mu, isterse sokakları b.k götürsün...

Ama, gerçek bir belediye başkanı bu yağcılıklara da, sertliklere de aldırmayan başkandır. Karnı tok, sırtı pek olandır. Bir sonraki seçimi kurtarma adına halkla vıcık vıcık bir ilişki içinde olmayan adamdır. Plan, proje proje adamıdır. Yukarıda belirttiğim gibi kente turist yağdıran adamdır. Kaldırımları işgal ettirmeyendir... Trafiği akıtan adamdır... Kentin 10, 20 yıl ilerisine göndermeler yapabilen adamdır...
Kısacası, vatandaşın günlük yaşamını kolaylaştıran adamdır...
............
Not: Bir sonraki yazıda, kendi gözümden Tunç Soyer'in Seferihisar'ını anlatacağım...

Güncelleme Tarihi: 31 Ocak 2019, 16:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER