"Avrupa Birliği süreci devam etmeli"

Türkiye 24 Haziran'a kilitlenmişken, geçmiş seçimlerin öncelikli konusu olan ancak bugün konuşulmayan Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini değerlendiren Doç. Dr. Sinem Ünaldılar Kocamaz, “Tam üyelik hedefinden vazgeçmemeliyiz” dedi

"Avrupa Birliği süreci devam etmeli"

Burak Cilasun / BEN Haber

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme çabalarında uzun yıllardır süren mücadele, bugün kendini bir durgunluğa bırakmış durumda. Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Sinem Ünaldılar Kocamaz, 24 Haziran öncesinde Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki ilişkileri, gelecek öngörüleri noktasında değerlendirdi. Kocamaz, “Ulusal çıkar hassasiyetlerimizi muhafaza ederek tam üyelik hedefinden vazgeçmemeliyiz” dedi.

"ÇİFTE STANDARDI HER ZAMAN GÖRDÜK VE HİSSETTİK"

Avrupa Birliği'nin, Türkiye'ye uyguladığı çifte standardı nasıl değerlendirmek lazım?

Üyelik görüşmelerimizin başlangıcından itibaren Türkiye'ye karşı çifte standardı her zaman gördük ve hissettik. Diğer aday ülkeler çok daha az kritere maruz bırakıldılar ya da teknik olarak Kopenhag kriterlerini gerçekleştirdikleri düşünüldüğünde, belli bir ekonomik ivmeyle birlikte AB'nin parçası haline geldiler. Türkiye için teknik engellerin yanında her zaman siyasi süreçler, ülkenin kendi içindeki dinamikler, komşularla olan sorunlar gündeme geldi. Türkiye'nin AB'ye üye olduğu takdirde büyük bir oy oranını bünyesinde toplayacağı hesapları yapıldı. Her zaman bir ötekileştirme ve üye ülkelerin hükümeti tarafından arzu edilmeyen ülke durumu yaşandı. Başka hiçbir aday ülkeye böyle engeller çıkarılmadı.

Bu ayrımın temelinde ne var?

Mesele; Türkiye'nin üye olmasını ne kadar isteyip istemedikleri... Zaten kendi içinde çatırdadığını görüyoruz. Brexit, mülteci sorunu, aşırı sağın yükselişi gibi. Kendi kurumsal yapısını dönüştürmekte zorlanan bir AB ile karşı karşıyayız. Bunun içine büyük nüfuslu, Ortadoğu coğrafyasına yakın, ekonomik olarak diğer ülkeler gibi eritilemeyecek, üye olur olmaz parlamentodaki sandalye sayısı fazla olacak bir ülkeyi almak onlar için riskli bir durum. AB'nin, Türkiye'yi istemediği çok açık. Türkiye durumun farkında ama masadan kalkan olmak istemiyor.

“KİMSE O YÜKÜ TAŞIMAK İSTEMEZ"

Ya masadan kalkan olursak?

O yükü taşıyacak olan hükümet olmayı kimse istemeyecektir. Çünkü istediğimiz kadar kızalım ama bir de realite var ki en başta ekonomi. En çok yatırımı, sermayeyi çektiğimiz ülkeler, Avrupa ülkeleri. Büyük oranda ihracatımızı Avrupa Birliği'ne yapıyoruz. Gümrük Birliği ortada. AB'ye yaptığımız ihracatın bir alternatifi var mı? Yok. 

"PARTİLERİN AB'YE İLİŞKİN BEYANNAMELERİ YETERSİZ"

Partilerin seçim beyannamelerinde AB'ye ilişkin neler var?

Beyannameler son derece yetersiz ve kamuoyundaki algıya da bakarak üstünkörü yazılmış. AK Parti'nin beyannamesine baktığımızda; 35 fasıldan 16'sının açıldığı yer alıyor. AB hedefinin süreceği belirtiliyor. Diğer ilişkilerin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak nitelendiriliyor. Bir yerde Türkiye'nin masadan kalkan taraf olmayacağı belirtiliyor. 

Ya CHP

CHP'ye baktığımızda ilişkileri onarma vaadi var. Fasıl açılmasını beklemeden reform yapma gibi ilginç bir madde var. İlginç dememin sebebi; 2009’da aynı kararı AK Parti'nin de almış olmasıydı. Vize serbestisinin sağlanacağı, hak edilmiş tarım desteklerinin alınacağı, ülke çıkarlarının korunacağı, Suriyelilerin koz olarak öne sürülmeyeceği gibi ifadeler yer alıyor. Biraz burada AK Parti'ye eleştiri de var tabii. Bununla birlikte Kıbrıs'ta Türk halkının meşru davasının savunulacağı belirtilerek kırmızı çizgiler belirginleştiriliyor. 

MHP ve İYİ Parti ne diyor? 

MHP'nin çizgisi daha ulusal. Muhtaç, mecbur ve mahkum olunmadığı vurgusu yapılıyor. Yunanistan, Ermenistan, Kıbrıs konusundaki hassasiyetlere AB'nin saygılı olması durumunda ilişkilerin süreceği belirtiliyor. İYİ Parti'ye baktığımızda mevcut üyelik perspektifinin karşılıklı çıkarlara hizmet etmediği vurgulanıyor. Ülke çıkarları korunarak sürecin devam ettirileceği belirtilirken, Türkiye'nin kurumsal olarak batılı kültürün parçası olduğunun altı çiziliyor. İfade özgürlüğü, kadın hakları, yargı ve medya özgürlüğü gibi ifadeler var. İYİ Parti ve CHP söylemlerinde benzer noktalar fazla. Hepsinin ortak yanıysa ülke çıkarlarının korunması.

Avrupalılar bu vaatleri nasıl izliyor?

Türk siyaseti dışardan bakıldığında çok bilinen ve herkesin çok vakıf olduğu bir siyaset değil. Dinamiklerimiz karışık ve ideolojilerimiz dünya standartlarıyla örtüşmüyor. Sol partilerin yahut muhafazakarların liberal söylemleri olabiliyor. Dolayısıyla Avrupalılar gelişmeleri izlemeyi tercih ediyor.

“MUTLAKA TAM ÜYELİK"

Peki Türkiye ve tam üyeliği yan yana koyunca ne söyleyebilirsiniz?

Ben mutlaka tam üyelik diyorum. Çabaların devam etmesi lazım. Ellerindeki argümanı yıkacak diplomatik araçları geliştirmeliyiz. Evet karşı tarafı ikna etmek, algıları kurmak çok zor, Kıbrıs'ı çözmek çok zor. Fakat biz de paketler geliştirebiliriz. Örneğin Kıbrıs sorunu çözülmeden bazı adımları atmayacağımızı ortaya koyabiliriz. İlk yapılması gereken şey zaten OHAL'i kaldırmak ve demokrasi noktasındaki eksikleri tamamlamak. Bunu AB için değil, kendimiz için yapmalıyız. TANAP projesi elimizde önemli bir koz. Önce teknik konuları çözüp, karşı tarafın tezini elinden alalım. Yine de almamakta diretirlerse; en azından üstümüze düşenlerin hepsini yapmış, haliyle güçlü bir devlet olmuş olacağız. Uluslararası ilişkilerde tek taraflılık olmaz. AB'nin alternatifi Şangay olamaz. Putin'in ülkesini yönettiği gibi yönetilmemeliyiz. 
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER