Ortalama insandan, "orta gelir tuzağı"na

Dünya ekonomisi gelen kriz haberleri, ticaret savaşları, jeo-politik, teo-politik gerilimlere rağmen; yakından tanıyıp bildiğimiz felaket tellallarının söylemlerine rağmen, büyümeye devam ediyor. Dünya ekonomisi 85 Trilyon dolara gidiyor. Ülkeler bu büyük refah pastasından pay alabilmenin telaşında. Ekonomik büyüklük ne kadar devasa boyuta ulaşmış olursa olsun kimi bir dilim ekmek ile de olsa karnını doyurmak; kimileri de servetine servet katmanın derdinde…
 

Türkiye, dünya ekonomisi içinde 800 milyar dolar ile %1’in de altında bir ekonomik büyüklüğe sahip. Kişi başına milli gelire bakıldığında 2007 yılında 9.655 dolar ile başlayan 10 bin sınırı, 2013 yılında en yüksek seviyesi olan 12.480 dolar olmuştur. Yaklaşık 12 senedir, 10-12 bin dolar seviyesi bir türlü aşılamamaktadır. Ekonomistlerin “Ortalama Gelir Tuzağı” olarak adlandırdıkları bu durumun kısa bir değerlendirmesi burada yer almaktadır.
 

Refahın kaynağı eğer bir servetin üzerinde oturulmuyorsa, doğal kaynaklar yoksa “illa ki üretimdir.” Üretim öncelikle bilgi, birikim ve tecrübelerin bir sonucudur. Bu tecrübelerin geçmişten tevarüs eden kısmı, tamam… Atadan dededen gelen yöntemler ve imkanlar.. Ya bilgi, neyin nesidir? Bu da eğitimle büyük oranda çözülen bir durumdur. Toplumun eğitim seviyesi arttıkça; istihdamın, çalışanların da eğitim seviyesi artacaktır. Kaliteli eğitim, kaliteli istihdam ve haliyle kaliteli üretim anlamına gelecektir.

Türkiye’de ortalama eğitim seviyesi 6,5 yıl… Bu ortalamayı yakalayamayan 50 ilimiz var: toplam illerimizin yarıdan fazlası bu ortalamayı bile tutturamamış durumda. Urfa, Ağrı, Şırnak listenin sonunda: ilköğretim birinci kademede 4 yıllık eğitim seviyesine sahip. En eğitimli ilimiz bürokrasinin kalbi Ankara.. ilköğretim ikinci kademeden terk, 8 yıl. Ankara ile Şırnak arasında 4 yıl var: Bu da çok önemli. Aslında beklenen okullaşma yılı, ya da eğitim seviyesi 12 yıl yani ilköğretim mezunu olmak olarak çıkmalıydı, değilmiş…
 

Şimdi bunun ekonomi, üretim ve refah ile olan bağlantısına bakalım. Üretimi yapacak olanlar bu ülkenin insanları, eğitim durumu da ortada. Bu öyle bir insan sermayesi ki hem buluş yapacak, hem üretecek hem iş veren olup istihdam sağlayacak; bir de uluslararası arenada rekabet edecek… “Bu, ne derece mümkün?” ona bakalım.

Önce istihdamın, çalışanların eğitim seviyesi… 10 bin doları yakaladığımız ilk yıllardan başlayalım. O dönem 28 milyonluk bir nüfus istihdam çağında. Bu çalışan nüfusun,

1,5 milyonu okuma yazma bilmiyor;

1,5 milyonu da okuma yazma biliyor ama ilkokul mezunu değil.

10 milyon kişisi ilkokul mezunu,

5 milyon Ortaokul mezunu,

5 milyon Lise ve dengi okul mezunu,

5 milyon üniversite mezunu olarak görünmektedir.

İstihdamın yaklaşık yarısı ilkokul 5 ve altı eğitime sahiptir. Ortaokul ile birlikte her 3 çalışandan ikisi Ortaokul ve alt seviyede eğitimlidir. Çalışanlar arasında, her 7 çalışandan, sadece 1 tanesi yüksek öğretim almıştır.

Türkiye 10 bin dolar milli gelir seviyesine bu eğitim seviyesi ile yakalamıştır. Yıllardır tekrar edilen Türkiye’nin “Orta Gelir Tuzağı’na yakalandığına dair söylemin kökeninde bu kapasite yatmaktadır. Bu eğitim seviyesi ile buraya kadar…



Aynı dönemde Avrupa ve OECD rakamlarına bakıldığında, her 3 çalışandan 1 tanesi yüksek öğretim almıştır. İlköğretim mezunu olarak tanımlanan grup ise her 4 çalışandan 1 tanesi durumundadır. OECD ülkeleri özellikle işgücünde eğitim seviyesini öne çıkartmakta ve işe almada eğitimli olanları tercih etmektedir.

Şimdilerde Türkiye’nin 10-12 bin dolar seviyesindeki, kişi başı milli gelirle açıklanan “Orta Gelir Tuzağı” aslında insan sermayesinin doğal bir sonucudur. Bu eğitim düzeyi bu potansiyelle bu kadar oluyor. Yeni bir eğitim seviyesi ile yeni bir üretim ve istihdamdan söz edilebilir. Orta Gelir Tuzağına yakalanan ülkelerin;

- Tasarruf seviyesi düşüktür, haliyle yatırımları da düşüktür,

- İş çözümleri ve imalat sanayiinde gelişme yavaştır,

- Yeterli bilgi birikimi olmadığı için sanayi hem gelişmez hem çeşitlenmez,

- Emek piyasası rekabetçi değildir; niteliksiz işgücünde eşitlik varsa, rekabet yoktur…

Görülen o ki konu ”insan”dır: Özellikle istihdam edilen insan niteliği… Türkiye’nin sorunu Orta Gelir Tuzağından ziyade “Ortalama İnsan Tuzağıdır.” Ortalama altında birikime sahip insanlardan oluşan istihdam, bu kadarlık, dünya milli gelirinin %1’i bile olmayan bir miktarda üretim yapabilmiştir. İstihdamın eğitim seviyesi artmadan refah, milli gelir artmaz.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Altaylı
Mehmet Altaylı - 3 ay Önce

Saygıdeğer hocam bizde üniversite mezunu kaç kişinin niteliksiz ve kendi alanı dışında istihdam edildiği konusuna değinmemişsin.
İşverenlerimiz de üniversite mezunlarını istihdam ederken belirli noktalara alıp, diğerlerini ise ilkokul mezunlarından istihdam etmeyi maliyet açısından düşünerek yaptıkları da bir gerçektir.
Dolayısı ile ülkede istihdam edilecek ilmi seviyede bir kapasite oluşumuna yönelik bir istihdam anlayışı da mevcut değildir diye düşünüyorum. Çünkü binlerce üniversite mezunu gencimiz işsiz bir şekilde ailelerine yük olmak istemedikleri için kendi branşlarının dışında istihdama da razı olmaktadırlar. Bu da sosyal barışı bozduğu gibi psikolojik sorunları da peşinden getirmektedir. Saygılarımla...

acarhoca.com
acarhoca.com @Mehmet Altaylı - 3 ay Önce

Üstadım sonuna kadar haklısınız...
Mesleki ve teknik eğitimi yeniden ihya etmeliyiz.
Teknikerlik yeniden mesleki bir statüye dönüşmeli.
iş tanımları ve çeşitlendirmeler şart.