banner51

Önemseyebilmek...

“Biliyorum sana giden yollar kapalı/Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni/Ne kadar yakından ve arada uçurum;/İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi” böyle demiş Cemal Süreyya. Aynı şeyi son zamanlarda bir çok çift de söylüyor. Hem de giderek artan sayıda. İnsanoğlu dünyaya gelir, büyür, sosyal bir çevre edinir. Kendisi için değerli birkaç kişi ile münasebete girer. Dostları olur, arkadaşları olur, sevgilisi, eşi olur, ailesi olur, çocukları belki. Sonrada yaşlanır ve dünyayı terk eder. Genellikle senaryo böyledir. Böyle bir senaryoda hep başrolde olmak ister insanoğlu. Hep sevilsin, beğenilsin, takdir görsün, onaylansın, istekleri olsun ister. Böyle bir senaryoda itiraf etmek gerekirse, hep alma ağacı altındadır. Vermek ne demek öğrenmeden ömrünü tüketir. Mutlu olabilir mi? Çoğunlukla hayır. Sevebilmek ve üretebilmek sağlıklı insanların işidir çünkü.

Sevgili okuyucu buraya kadar hepsi tamam. “Ben seviyorum. Sevilmeyi beklemiyorum. gibi iç konuşmalar yapıyor olabilirsiniz. İşin aslı öyle olsaydı keşke. Bu kadar basit olabilseydi…

Sevdiğimizi iddia ettiğimiz kaç kişiyi ve onun hislerini gerçekten önemseyebiliyoruz ki? Bir insan ancak anlaşılabildiğini hissettiğinde, değerli olduğunu, önemsendiğini hissettiğinde sevildiğini düşünür. Anlaşıldığımızı hissetmediğimizde ya uzaklaşırız ya da öfkeleniriz. Başka bir yolu yoktur çünkü. Değer verdiğimiz insan(lar) bizi anlamadığında kendimizi kötü hissederiz. “Buna bu kadar takılacak ne var?” , “Neden böyle hissediyorsun ki çok saçma”, “ Böyle düşünmemelisin bak şöyle düşünmelisin” gibi beylik laflar eder, ya da karşımızdaki için önemli olduğunu bildiğimiz bir eylemi ısrarla yapmamakta direniriz. Sözde bizim için çok da akıllıca değildir önemsediğimiz kişinin önemsediği şey. Bu konular böyle uzar gider. Bir taraf ısrarla ister. Diğer taraf ısrarla yapmaz. Birbirlerine değer veriyorlardır kim sorsa. Ama kırık dökük olmuştur ilişki birbirlerini duymadıkları için. Birbirlerini anlamaya çalışıp ne hissettiklerini bir parça kavramaya çalışmadıkları için. Yakınımız dediğimiz kimseler en çok incitir bizleri. Sonra niye böyle oluyor diye kendilerine ve birbirlerine sorarlar. Ya da sormazlar devam ettirip senin yüzünden diyerek birbirlerini suçlamaya devam ederler.

Sonuçta, birbirlerini önemsediklerini söyleyen ve birbirleri karşısında haklılık savaşına giren ancak mutsuz olmayı başaran bir dolu insan. Çünkü onay almak, hak almak, destek almak, motivasyon almak, sevgi almak hepimizin hoşuna gidiyor. Uzun lafın kısası yani bunların hepsi alma ağacı. Kimse verme kısmında yer almak istemiyor. Lafa geldiğinde hepimiz değer veriyor, önemsiyor, seviyoruz. Önemseyebilmek, diğerinin önemli gördüğü konularda dikkatli eylemler yapabilme becerisidir. Akıl vermeden, suçlamadan, yargılamadan dinleyebilmek, bunun için gayret göstermek zaten bir süre sonra karşı tarafı sakinleştirir. Anlaşıldığını, değer gördüğünü, sevildiğini hisseder kişi. Cemal Süreyya’ nın da dediği gibi “ ne kadar yakından ve arada uçurum” olmadan severler birbirlerini insanlar. İşte o zaman, karabulutlar kalkar, güneş açar, bahar gelir kalplere…

YORUM EKLE