banner51

Mimari...

İşim mimarlık değil elbette. Sonuçta beşeri bilimler okudum. Mimari hakkında ahkam kesecek de değilim. Sadece gözü, nizamı, görsel kaygıları olan her insan gibi bir durumu dile getireceğim. Saygı değer Google arama motoru ne yazık ki size görsel kaygı yazdığınızda pek de veri sunmayacak. O nedenle naçizane aktarmaya çalışayım.

Görsel kaygı daha çok, estetik kaygı olarak da kullanılabiliyor günlük yaşam dilinde ama sizin anladığınız türden boyuna, kilosuna, burnuna, yüzüne, kalçasına, göğüslerine yönelik kaygı değil elbette. Bir ortamda, yaşanılan yerde, o yerin doğal dokusunu bozmadan gerçekleştirilen, sade, gösterişsiz ancak bir o kadar da muazzam duran yapıtlar anlamını kastediyoruz. Görsel kaygısı olan insanlar örneğin şehrin uzun binalarından pek hoşlanmazlar, daha çok yatay düzlemde ve doğal malzemelerin kullanıldığı, şehrin genel ruhunu bozmayacak yapılar gözlerine daha şık görünür. Bu bir tercih de olabilir elbette. Ama sanat ilgisi olan bir çok kişinin benzer söylemlerine rastlarsınız. Mesela bir çok sanatsever gidip uzun binalardan, dış cephesi komple cam kaplı binalardan hoşlanmaz. Hele hele bir şehrin doğal görüntüsünü bozan hiçbir yapı onlara göre değildir. Bu insanların çoğu ağacın olmadığı, doğanın katledildiği alalardan nefret ederler. Yani binaya sonradan eklenen birkaç suni ağaç, son moda teras kat bahçeleri onları kesmez, pirim vermezler.

Birkaç farklı ülke gezenler bilirler ki, özellikle Londra, Paris, Roma gibi popüler Avrupa şehirlerinde -kaldı ki diğerlerinde de benzer bir kural vardır- şehrin yönetimine kim gelirse gelsin şehrin dokusunu bozamaz, istediği şekilde istediği yere bina yapamaz. Bunlar benim işim değil elbette. Bir vatandaş olarak sadece canım sıkılıyor ve böyle giderse hiçbir büyükşehir yaşanılası bir görselde olamayacak ülkemizde. Beni esas ilgilendiren; niye bazı ülkelerde böyle iken bizim gibi ülkelerde her yer çölleşiyor, uzun binalar dikiliyor, çok matahmış gibi her yer site haline geliyor ve modern hapishaneler oluşuyor? Bütün bunlar ülkede yaşayan insanların gelişmişlikten ne anladığı ile ilgili tabii ki de. İçi boş olan siteye merak salıyor, düşünüp derinleşemeyenler uzun binaları popüler buluyor, modernleştiğini zanneden etrafı çöl olmuş klimalı binalarda oturmayı tercih ediyor. Tercih meselesi değil, aslında gelişmişlik meselesi. Çünkü Avrupa da kimse kimsenin oturduğu altın varaklı koltuğa bakmıyor, evinin kaç metrekare, arabasının hangi marka olduğu ile ilgilenmiyor. Okuduğu kitapla, ne düşündüğü ile, müzik zevki, film, resim, dans zevki ile ilgileniyor. Hal böyle olunca iç dünyamızı zenginleştirmek varken cebimizi zenginleştirerek cam kaplı, uzun ve zevksiz binalarda oturmak için can atar oluyoruz. Eski binaların restorasyonunda yapılan facialara göz yumuyoruz. Her gün biri gelip kaldırım taşını değiştiriyor vs.

Mimari özünde kültürün yansımasıdır. Mimarinin bozulması o şehrin kültürü ile oynanması anlamına gelir. Eskiye dair bir şey bulamaz olursunuz. Giderek eskiye ait değerler unutulur. Değerleri olmayan toplumlar yok olmaya mahkumdur. Şöyle etrafınıza bir bakın derim… Yeni yapılan bir binanın diğeri ile ilgisi var mı? Bir çoğu zevksizlik örneği üstelik… Orjinal tasarımlardan uzak, bir kültürü yansıtmayan, taklitçi, şekilci binalar… Aynı içinde yaşamaya heves eden insanlar gibi…

Demem o ki, gösteriş meraklısı olmaktan çok, estetik değerlere verdiğimiz önem bizi geliştirir. Yaratıcılığımız artar, bir yere, kişiye, ideolojiye körü körüne bağlanmayız. Bir o kadar da saygılı oluruz diğerinin zevklerine ve isteklerine… İçimizi, ruhumuzu besleriz… Atatürk'ün bir sözü geldi aklıma “Sanat güzelliğin ifadesidir… Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık… olur.” diyor. Sanat olmadan başka milletlerin gözünde hiç olunacağını da, 1936 yılı Cumhuriyet gazetesinden Cevat Abbas Gürer’ in Atatürk ile yaptığı bir söyleşiden anlıyoruz ki “Güzel sanatlarda başarı; bütün inkılâpların başarılı olduğunun en kesin delilidir. Bunda başarılı olamayan milletlere ne yazıktır. OnIar, bütün başarılarına rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima yoksun kalacaklardır. Kişisel gelişim kitapları okuyanlar, kişisel gelişime merak saranlara önerim şu ki, önce evinize bakın… Nerede yaşamayı tercih ediyorsunuz? Ya da etrafınızdaki görüntüden hiç rahatsız oluyor musunuz? Sorun kendinize… Oradan başlayın, sanata ilgili olun… Emin olun gelişirsiniz… Sevgi yoldaşınız olsun…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Eda baş ozdemir
Eda baş ozdemir - 3 hafta Önce

Umarım dikkate alınır çünkü insanın ruh sağlığını bozuyor

Şükrü baş
Şükrü baş - 3 hafta Önce

Bütün sağ duyunun sesi oldun sağ ol yolun açık olsun