banner51

Merhamet...

İnsan bir elbise ise, ona yakışan en güzel aksesuardır merhamet. Şefkat, hoşgörü, koruma, sevgi, adalet, umut gibi iyi gelen şeyler vardır içinde de ondan. Çok merhametli diye tarif ettiğimiz insanlara baktığımızda, diğer insanlardan daha sevecen, daha yumuşak davranan, daha anlamaya çalışan, daha fazla saygı duyan, özen gösteren, kıymet bilen ve fark edebilen insanlar olduklarını görüyoruz.

Merhametli bir insanla yaşamayı isteriz çoğumuz. Neden mi? Sevilmektir en nihayetinde bu dünyadan beklentimiz. Bu yüzden hepimiz türlü türlü şeyler yaparız aslında. Kimisi çok çalışır, kimisi çok para kazanır, kimisi çok çevre edinir, kimisi becerilerini, kimisi fiziksel özelliklerini ortaya koymaya çalışır, kimisi güç peşinde koşar, kimisi çok konuşur fikrini duygusunu dile getirir, kimisi konuşmaz susar, hep kendine saklar, kimisi başkalarını yönetmek ister, kimisi otorite ne isterse onu yapar. Ne yapıyorsak yapalım sevilmek ve kendimizi onaylatabilmektir niyetimiz. İçinizden o zaman sürekli kötü davranışlar sergileyenler ne istiyor diye düşünüyor olabilirsiniz. Onlarda farklı değil aslında. Çocukluklarında yaramazlık yaptıklarında ya da kötü bir şey yaptıklarında ancak çevrelerindekiler tarafından fark edildikleri için, “O hep öyle bakma sen ona” dendiği için ancak böyle bir var oluş pozisyonu elde etmişler dünya üzerinde ve ona tutunmuşlardır. Aynı şekilde kavga etmeyi, tartışmayı ilişki sanan insanlar da vardır çevrenizde. Kavgadan beslenir bu insanlar. Öyle fark edilip, başarı elde ettiklerini düşünürler farkında olmadan aslında.

Anlayacağınız, her insanın sevebilme becerisi çocukluğunda öğrendikleri ile şekil alır. Dolayısıyla annemiz, babamız, kardeşlerimiz, akrabalarımız, komşular, tanıdıklar, ilkokul öğretmeni ve diğer öğretmenlerimizin hayatımızdaki yeri yadsınamaz. Çünkü onlarla öğreniyoruz sevmeyi ve ilk kimliğimizi onlarla ediniyoruz aslında. Sonradan merhameti öğrenebilen var mıdır bilemem ama merhamet etmeyi de onlarla öğreniyoruz. Annemiz, babamız sadece bize karşı değil, birbirlerine, etraftaki diğer insanlara, hayvanlara, bitkilere nasıl davranıyorsa biz de hayatı öyle öğreniyoruz. Onların gözünden bakmaya başlıyoruz kendimize ve hayata.

Yine diyeceksiniz ki aileye mi geliyor dayanıyor her şey? Maalesef evet. Aile toplumun en küçük birimidir. Bir aile yapısı nasıl ise, toplumsal yapı da öyle gelişir. O nedenledir ki, aile ve sosyal yaşam hayat biçimlerimizi belirler, eğitimi, adaleti, birbirimize olan tutumlarımızı, farklılıklar içinde sevgiyle, barışla yaşayabilme becerisini, sosyal adalet olgusunu geliştirir zihnimizde. Kime sorarsanız etrafındakilerin bencilliğinden şikayet ediyor. Bencillik de aile ortamında öğreniliyor. Ya çok üstüne düşülüyor çocuğun, ya da ihmale uğruyor. Çocuğun hayatında kendinden başka bir şey yoksa duyarsız ve merhametsiz yetişebiliyor. “Bana ne ondan.” diyebiliyor. “Bana ne ondan” dediği her şeyin yaşamını alt üst ettiğinin farkına bile varmadan şikayet ediyor. Merhamet göstermediği durumlarla bir gün kendisi karşılaştığında aslında ne kadar yalnızlaştığını ve mutsuzlaştığını görüyor ya da göremiyor çünkü bunu istemiyor. İşte hal böyle aslında bir kısır döngüdür gidiyor. Eskiler ondan demişler sanırım “iyilik yap, denize at” diye. Bir gün gelir yaptığın iyilikler seni bulur…

Ben onu bunu bilmem… Merhamet konusunda biraz sabit fikirli ve dik kafalıyım… Merhamet bir insana yakışan en güzel şeydir bence…

YORUM EKLE
YORUMLAR
ALAATTIN KIRIM
ALAATTIN KIRIM - 1 hafta Önce

her şeyin başı sevgiden geçer sevginin olduğu yerde sizinde söylediğiniz gibi merhamet sevginin bir parçasıdır sevgi ve saygılar diliyorum