Ünal Ersözlü, yeni kitabını anlattı

Yeni kitabı “Tanrının yaşam kılavuzu”nu okuyucuyla buluşturan Ünal Ersözlü, satırlarına bu kez; kader, kuantum, tevafuk gibi kavramları taşıdı

Ünal Ersözlü, yeni kitabını anlattı

Çiğdem ÖZEN / Ben Haber

İzmir'in tanınmış gazetecilerinden olan ve edebi yönüyle de en az gazeteciliği kadar adından söz ettiren ödüllü şair ve yazar Ünal Ersözlü, yeni kitabı “Tanrının yaşam kılavuzu” ile bir kez daha okuyucularıyla buluştu. Ersözlü, yeni kitabı ve edebiyat serüvenine ilişkin sorularımıza içten yanıtlar verdi.

Yeni kitabınızla birlikte bir kez daha okuyucuyla buluşuyorsunuz. Neler hissediyorsunuz? Kitabınızdan biraz bahseder misiniz? Kitabın bir hedef kitlesi var mı?
-Teşekkür ederim. Kitabımın çıkışı benim için mutluluk verici. Yıllarca ciddi emek veriyorsunuz, sonra birden kitap elinizde. Heyecanlı bir süreç. Kitabım insanın ‘hakikat’ kavramına sürdürdüğü yolculuğun bir ifadesi. Yine bir arayış ve sorgulama kitabı. Yıllardır üzerine düşündüğüm kavramlar üzerine; hissettiklerim, sezgilerim, bilgilerim, aklımla bütünleşerek, gösterdiğim mütevazı, yalın bir derinleşme çabası. Sonuçta insan hep gerçek kendine kavuşma çabasında. 
İşte insanın, kendisine kavuşmak için sürdürdüğü bu gizemli yolculuk, tıpkı bu yolculukta soracağı sorular gibi, hiç bitmeyecek. Karşılaştığı her durum da; içsel yolculuğunun birer durağı gibi, ona soluklanma, yaşadıklarını sindirme ve yola devam etme gücü verecek. Ben hep bu arayışın peşinde bir hakikat arayıcısı konumundayım yazarken. Kitabımın hedef kitlesi, benim için bu kavramlara ilgi duyan herkes. 
Kim ki hayatın anlamı üzerine düşünüyor, gündelik hayatı sorguluyor ve yaşadıklarının ardındaki gizemi arıyorsa, benim kitabımda kendisine ait bir iz, bir dokunuş bulacaktır, diye düşünüyorum.  

-Dört Gün Buda, Üç Gün Zorba adlı felsefi içerikli kitabınızın ardından, yeni kitabınızda da tasavvuf, Mevlana ve kader gibi kavramlarla bezenmiş şekilde yine felsefi bir yaklaşım görüyoruz. İki kitap arasında nasıl bir bağ kurabiliriz?
Dört Gün Buda, Üç Gün Zorba’da da, aslında bu kitabın ciddi işaretleri vardı. 
Hem birbirine bağlı olarak, hem de birbirinden bağımsız olarak okunabilecek iki ayrı kitaptan söz ediyoruz. Tanrının Yaşam Kılavuzu’nda sorguladığım çok sayıda kavramın ilk işaretleri, Dört Gün Buda, Üç Gün Zorba’da da vardı. Örneğin ‘Tanrısal Öngörü’ başlığa altında kader kavramını incelemiştim. Ama bu kitapta çok sayıda düşünürün gözünden ve tasavvuf penceresinden de ‘kader’ kavramına baktım. Örneğin ‘tevafuk ve kuantum’ sözcüklerinin perde gerisindeki anlamlarının ortaklığını işaret edip, bizleri bu yaşamda gölgemiz gibi takip eden ‘kaderimizle ilişkimizi’ yeniden kurgulamanın yolları üzerinde durdum. Yeryüzünde yaşamış ‘İlk Yedi Bilge’den eczacılara, şairlerden doktorlara kadar, insanlık için hayatı daha iyi, daha doğru ve anlamlı hale getirmeye gönül vermiş ariflerin yorumlarına sırtımı dayayarak, hayatlarımızın anlamlarını nasıl yeniden inşa edebileceğimizi inceledim. Okurları daha kitabın girişinde, Kostas Mourselas’ın ‘Kızıla Boyalı Saçlar’ adlı romanında geçen şu sözcüklerle sarsmak istedim: 
‘Sefil düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup; hayattaki büyük sırrı çözemedik...
Soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı... Nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın; neyi yapabilecekken yapmadın; başka bir yol, başka bir anlam arıyordun; yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın, yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın.
Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun?’ 
Ayrıca Tanrı’nın Yaşam Kılavuzu, adlı kitabımda, algılayabildiğim kadarıyla kutsal olanın bize sunduğu olanakları da anlatmayı hedefledim. 
Çünkü, daha iyi, daha güzel, daha doğru bir yaşam için bu olanaklardan yararlanıp yararlanmamak insanın kendi elinde. Bir önceki kitabım ‘Dört Gün Buda, Üç Gün Zorba’da olduğu gibi, bu kitapta da, mütevazı bir “hatırlatıcı” olduğumu hiç unutmadım. Yani büyük felsefi iddialar taşımıyorum, sadece büyük iddialar taşımış, bunu hayatlarıyla ispatlamış büyük insanların, ariflerin, bilgelerin yansıtıcısıyım. Ben bir hatırlatıcıyım. İnsanlara tekrar hatırlatarak, doğru bir yaşamın işaret çubuğunu yakmayı istiyorum. 

-Ünal Ersözlü şiirlerini son olarak Sarmaşk kitabınızla birlikte okuduk. Yeni dönemde yeni şiirler gelecek mi? 
Aslında yeni yazdıklarımla birlikte, bir süredir bekleyen şiirlerim var. Yani iki şiir kitabım hazır, basılmak üzere kenarda bekliyor. Biri bir destan niteliğinde. Ama şiir kitaplarımın basılması için acele etmiyorum. Doğru zamanı bekliyorum. Çünkü başta Yunus Nadi Ödülü’ne layik görülen ‘Kapıyı Çalıyorum’ adlı şiir kitabım olmak üzere, bütün şiir kitaplarımın baskısı tükenmiş durumda. Ancak ikinci elde ya da internet sitesi üzerinden kalan son kitaplar satılıyor. Bu nedenle o kitaplarımın yeni baskısıyla birlikte, yeni şiir kitaplarımın devreye girmesini istiyorum. Yani şiirde kendi küçük adacığımda bir yanda çalışmayı sürdürürken, şimdilik bir bekleyiş içindeyim. 

-Edebiyat yolculuğunuz içinde kendinizi serüvenin neresinde görüyorsunuz? Örneğin Ersözlü'nün kaleminden farklı bir türde eser de görebilir miyiz gelecekte?
Edebiyat yolculuğu yaşam boyu sürecek bir yolculuk. Hatta yazmak istediklerinize bir ömür yetmeyebilir. Genellikle de öyle olur. Benim bu serüvende amacım, geleceğe kalabilmek, iz bırakabilmek. Bir insanın hayatında en önemli değer, iz bırakabilecek eserler üretmesi. Bazen bunu sadece yaşadıklarınızla yaparsınız, bazen de hem yaşadıklarınızla hem de yazdıklarınızla. Ben ikinci bölümde yer almak niyetinde oldum her zaman. Ama hem Türk Edebiyatı, hem de Dünya Edebiyatı çok zengin, zaten şiir bazen farkında olamasak da, edebiyatın en zor alanı. Bunca ustalıklar dünyasında geleceğe kalmak ve iz bırakmak kolay değil. Ben sadece bunun çabasını veriyorum. Yaşamımla hem iyi bir insan olarak anılmak, hem de yaptıklarımda iyi olabilmek.
Bu yolculukta, yazarlık serüveninde bunu başarabilirsem, ne mutlu bana… 
Çok uzun yıllardır bir roman kaleme almak istiyorum. Hikayesi, kurgusu, notları, karakterler hazır; bir köşede sabırla durup yıllardır beni bekliyorlar. Yaşanmışlıkların ve yaşanmamışlıkların gölgesi altında bekleyen bir nehir roman. Sanıyorum iki sene sonra, okurlarımın karşısına bir nehir roman ile çıkacağım. Elbette ömrüm buna yeterse. Roman da çok zor bir alan, ama dilerim başarırım. En önemlisi de, üzerinde çok çalışılması gereken böyle bir roman için, zamanımı iyi kullanabilmem. İki sene olamasa bile, üç senenin sonunda, bu nehir roman hazır olur. Çünkü kafamda yazdım. 

-Doğası, tarihi ve kent kimliğiyle İzmir'in, sanat yaşamınıza olan etkileri nelerdir?
İzmir benim hiç bitmeyen aşkım. Ben çocukluğumdan bu yana bu aşk ile yaşadım. Bu aşk ile büyüdüm. İzmir beni hiç bırakmadı. Bir dönem İstanbul’a gittim, sonra yine şehrime döndüm. Bir dönem gazetecilik görevim nedeniyle Antalya’ya gittim, sonra yine İzmir. Hep İzmir’den beslendim, şiirimde ve yazdıklarımda İzmir’in büyük izleri var. İzmir tarihsel mirasının şemsiyesi altında, çok özel, çok büyük, muhteşem bir şiir-şehir. Hala hikayeleri yazılmayı bekleyen büyük bir şehir. Bir yazarın böyle bir şehirden etkilenmemesi olası değil.   
Size Kavafis’in şehir şiirini hatırlatmak istiyorum. 

'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin
'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün, 
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.

İşte İzmir ile ilişkim bu şiirdeki gibi. 
Ne yeni bir ülke, ne de başka bir deniz bulamam. Ben bu şehrin peşinden hep koştum. 
Bu şehir de Kavafis’in şiirindeki gibi hep arkamdan geldi. Beni hiç bırakmadı.   

-Kitaplarınızı yazarken kendinize hedef olarak neyi koyuyorsunuz? 
Aslında bir kitabı yazarken, yazar açısından bir pazarlama kampanyası gibi hedefler koymak gerçekçi olamıyor. Ya da bir kitabı yazarken öyle bir anlayış ile yaklaştığınızda, sadece popüler kültür ile buluşan, ama geleceğe kalma özelliği olmayan bir eser ortaya çıkıyor. 
Bu söylediğiniz çok önemli elbette. Ama belki de bu söylediğinizin ‘hedef’ kısmı, aslında yazarın değil de, görevi o kitabı okurlarla buluşturmak isteyen yayınevlerinin olmalı. Yazar, hissettiğini, bildiğini, sezdiğini, yazmak üzere kendisini hayatın kışkırttığı şeyleri yazıyor. Ama bir yandan, bir yazarı mutlu eden en önemli unsur, yazdıklarının çok sayıda okura ulaşması. Elbette tüm yazarlar, yazdıklarının karşılığında, yazarlık işleviyle geçimlerini sağlamak, para kazanmak isterler. Ama bu durum genelde istisnalar hariç, yazarlık serüveninin ileri yaşlarında gerçekleşebiliyor. Bu nedenle yazarların çoğu yazarlık serüveninin olgunluk yaşlarına kadar, kendileri için farklı iş alanlarında da çalışıyorlar. Gerçekten emek ve sabır isteyen bir süreç. Ama hayatınızın ağırlığında, aşkınız ve sevginiz dışında, eğer yazarak mutlu oluyor ve bütünleniyorsanız, bunu sürdürmeyi tercih ediyorsunuz. Ben yazarak mutlu olan bir insanım. Bu nedenle ölünceye kadar yazmayı sürdüreceğim. ‘Hedef ağırlıklı’ bir yazı serüvenim olmasa da, iyi yazdıklarımın beni daha iyi yerlere götüreceğinden eminim. 

-Kitaplarınıza en çok kadınlardan mı, yoksa erkeklerden mi geri bildirimler alıyorsunuz?
Hem kadınlardan, hem de erkeklerden geri bildirim alıyorum. Şiir serüvenimde sayısı sınırlı da olsa, beni yıllardır sabır ile takip eden sevgili okurlarım var. Şiirlerim henüz geniş kitlelere ulaşmış değil. Bu nedenle yeni baskılarını çok önemsiyorum. Ayrıca baskıya hazır olan, modern bir destan özelliğindeki şiir kitabımın, çok geniş kitlelere ulaşabilecek iddia taşıdığını biliyor ve hissediyorum. Bunun için sabırla bekliyorum. Ama ‘Dört Gün Buda, Üç Gün Zorba’ ile kendime çok farklı, yeni bir okur kitlesi edindim; hem edebiyat içinden, hem de dışından. Kitap beş baskı yaptı. Hala okurda karşılık buluyor. Bir arayış serüveninde olan, her okuru etkiliyor. Amerika’dan bile okurlarım var. Gelecekte yurtdışında da basılacak. Belki dünyanın farklı noktalarından okurlarım olacak. Bu heyecan verici bir durum. Aynı zamanda okurlardan alınan geri bildirim, bir yazarı çok geliştiren, kendisine farklı bir gözle bakıp, yeni yazacaklarında ilham veren bir tablo çıkarıyor ortaya. 
‘Tanrının Yaşam Kılavuzu’, adlı kitabım, henüz yolun başında olmasına rağmen, kitabı okuyan okurlardan çok net, çok olumlu tepkiler alıyorum, bazıları kendilerini kitapla sarsılmış hissettiklerini yazıyorlar. Bu tablo insana sorumluluk yükleyen bir konum. 
Yeni yazacaklarınız için çok daha çalışmanız gerektiğini hissediyorsunuz. 
Okur ile aranızda özel bir saygı, sevgi bağı oluşuyor. Bu bağa layık olma çabasına giriyorsunuz.

Güncelleme Tarihi: 11 Mart 2019, 11:18
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hasan Güraksu
Hasan Güraksu - 1 hafta Önce

Ünal abi tebrik ediyorum.

banner47