banner51

Kahperengi'yi Merhamet Yapan Kardeşler

Mahinur Ergun… Yıllardır kalemiyle pek başarılı esere imza atmış senarist ve yönetmen. İmza attığı dizilerin hemen hepsi akıllarda. Baba Evi, Şaşıfelek Çıkmazı, Med Cezir Manzaraları, Çatısız Kadınlar, Kampüsistan, Asmalı Konak – Hayat, Haziran Gecesi, Estağfurullah Yokuşu, Geniş Zamanlar, Al Yazmalım onun imza attığı dizilerden birkaçı. Hande Altaylı’nın “Kahperengi” adlı kitabından televizyona uyarlanan Merhamet, son haftalarda reytingleri zorluyor.

Kahperengi'yi Merhamet Yapan Kardeşler

 

BENAN BİLEK / BEN HABER
 
Ünlü senarist Mahinur Ergun ve senaryo partneri kardeşi Melih Çam, BEN HABER sorularını tüm içtenlikleriyle yanıtladılar.
 
Merhamet” kısa sürede sevildi ve televizyon diliyle “tuttu”. Her çok okunan her kitap çok okunan bir dizi olamıyor. Siz bunu nasıl başardınız?
 
Mahinur: Bunun sırrını Hande Altaylı’nın “Kahperengi” kitabındaki zeki kurgu barındırıyor aslında. Her bölüm büyük bir merak uyandırarak bitiyor ve kitaptaki geçmiş ve günümüz yavaş yavaş birbirine yaklaşarak ilerliyor. Duygular çok yoğun, bir senarist için çok ilham verici. Bu sağlam omurgaya ek olarak yeni bazı karakterler, zamanın içinde bilinç akına uygun serbest dolaşma gibi pek çok yenilik koyduk senaryoya. Bunu birkaç yıl önce yapabilir miydik? Hayır. Seyirci artık daha eğitimli, daha katılımcı ve dinamikleri birkaç yıl önceye göre daha farklı. Biz de bunun tadını çıkartıyoruz senaryoda. Ben bir senaryo metninde etkileyici sözcüklerden çok, o karaktere ait özel bir dil peşinde olurum hep. Karakterler onları kodlamamızı sağlayan ve sınıfsal yerlerini sıkı sıkı belirleyen, birbirinden farklı dillerde konuşmalıdır ki bu gerçekten zordur. Başarırsanız dizi tutar; çünkü öyküleri seyirciye bilmediği bir nedenle inandırıcı gelir.
 
 
İŞİMİZ MEZARIMIZI KAZIYOR
Uyarlama senaryo mu daha zorlayıcı özgün senaryo mu?
 
Mahinur: İkisinin pek farkı yok. Hepsi zor. Bu ülkede senaryo yazmak haftada yüz dakikalık bir üretim yapmak akıllı işi değil ve olacak gibi de değil. Bir sayfanın bile düzgün çıkması zorken – başımızda öyle bir süre belası var ki – vahşi sonuçlar doğuruyor. Ve bu, ne yazık ki üretim sürecindeki herkesi ruhen ve bedenen hasta ediyor. Bu kadar taparcasına sevdiğimiz işimiz mezarımızı kazıyor. Seyirci mutsuz, bizler mutsuzuz ama çözüm bulunamıyor. Pek çok sektör sıkı kurallarla üretenler lehine korunurken bu yasalar bize uğramıyor.
 
Babür” ya da “Sermet Karayel” rolündeki Mustafa Üstündağ’a yazdığınız rol dizinin can damarı gibi oldu. Romanda olmayan o adam nereden çıktı? 
 
Mahinur: Dedektif tutsanız, beni yalan makinesine bağlasanız nedenini ve nasılını bulmak zor. Zihin insana hoş oyunlar oynuyor bazen. Yalnız marifet Babür karakterini yaratmak değil; Mustafa gibi birinin o rolü oynaması büyük şans. Onun kadroya dahil olduğunu duyduğum anda büyük ivme kazandı karakter. Çok ilham verici bir oyuncu.
 
 
KENDİME KOMPARTIMANLAR YARATTIM
Haftada iki buçuk saat oynayan bir diziye senaryo yazmak çok zor bir iş. Bu tempo sırasında nelerden vazgeçmek zorunda kalıyorsunuz?
 
Mahinur: Önceleri hapse düşmüşüm, kalan yıllarımı da yazıp çizerek hücrmde geçirecekmişim gibi geliyordu. Baktım olmayacak, kompartımanlar yarattım kendime. Okuma saati, gezme saati, uyuma saati, sosyalleşme saati gibi. Neyse ki çok az uyurum.
İşbölümümüz de iyi. Tretman yazılırken senaristler dinleniyor. İdare ediyoruz bir şekilde ama münzevi bir hayatımız olduğu kesin. Senaristlerimiz Sema ve Eylem ile yemek yemiştik geçenlerde. Nasıl bu kadar şey yazıyorsunuz diye sordum. Bir de çoluk çocukları da küçük onların. “E on yıldır sizinle ilk kez yemeğe çıkıyoruz işte” dediler. Çok güldük.
 
Melih: Senaristlik 7/24 sürmesi gereken bir iş. Eğlenirken, yerken içerken, otobüste giderken, hatta uyurken bile yarattığınız hikâyeye katkı yapacak noktalar peşinde olmak gerekiyor. Bu şekilde bir yerden sonra sokakta oyun oynayan çocukların arasında küçük Narin’i ya da Mehmet’i görüvermek hiç de garip gelmemeye başlıyor insana. Bazen insan birden hatırlayıverdiği bir şeyin, bir gece önce gördüğü bir rüya mı yoksa gerçekten mi yaşadığını kestiremez ya. İşte seyirciye de bu duyguyu yaşatmak gerek. Tabi bunun geçerli bir reçetesi yok. Senarist, yapımcı, yönetmen ve ekip arasında bir şekilde sağlanan uyum aynen seyirciye yansıyor.    
 
 
BİZİM DİZİYİ AĞZIM AÇIK İZLİYORUM
Senaryosunu yazdığınız dizileri normal bir TV izleyicisi gibi izleyebiliyor musunuz?
 
Mahinur: Gerçekten ağzım açık seyrediyorum. Çağatay öyle harika çekiyor ki gözümü ayıramıyorum. Şoktan şoka giriyorum. En sevdiğim şey bizim diziyi yayında izlemek. Üstelik bana stüdyodan kopya geliyor ve birkaç kez izlememe rağmen bayıla bayıla tekrar izliyorum. Yine söyleyeyim; bu çok sık olmaz. Çağatay senaryoyu gerçekten inanılmaz yerlere çıkartıyor ustalığıyla.
 
Melih:  Açıkçası izlediğim diğer dizilerden pek farkı olmuyor. Çoğu zaman finali bildiğim halde acaba sonunda ne olacak diye merak ederken buluyorum kendimi. Televizyonun büyüsü de bu olsa gerek.
 
Kadro hangi aşamada belirlendi? Yazdığınız kişileri oynayacak sanatçıyı hayal ederek mi yazıyorsunuz yoksa belirlendikten sonra “bu adam bu lafı kesin eder” diyerek mi oturtuyorsunuz?
 
Mahinur: Kadro ilk birkaç bölüm yazılırken belirlendi. Ama şu kesin ki oyuncu seçiminden sonra daha üç boyutlu düşünme imkanımız oluyor. Okuma provasından sonra ince ayrıntıları yapmak çok zevkli. Karşılıklı bir süreç. Yaratılan karaktere doğru isim bulmak ve sonra da oyuncu seçimi bitince senaryoda bir daha kontrol etmek önemli.
 
Melih:  Yazarken kendimi karakterin yerine koyup böyle bir durumda kalsam ben ne derdim diyorum. Gerisi kendiliğinden geliyor zaten. 
 
 
BENİM GÖZÜM HEP MELİH’TEYDİ
Dizinin senaryosunda iki kardeş olarak isminiz geçiyor. Yaptığınız işte birbirinizi tamamladığınızı düşünüyorum. Birlikte çalışabilmenin sistemini nasıl kurdunuz?
 
Mahinur: Benim gözüm hep Melih’teydi zaten. Mühendislik sürecinde ağır bir tempoda çalıştığı için fırsatımız olmuyordu ama emekli olur olmaz asistanlık teklif ettim. Uzun yıllar sabırla benim bütün projelerimde çalıştı. Altlı üstlü oturduğumuz için yalın bir iletişime geçtik. Ama sanırım onun yazarlık süreci daha çocukluğunda başladı. Ufakken bile çok okurdu. Senaryo partnerim olma sürecinde benim bütün huysuzluklarıma, absürt disiplin anlayışıma sabırla katlandı ve birkaç yıl içinde mükemmel bir senarist oldu. İyi bir fotoğrafçı olması, sinema ve edebiyat tutkusu, sanatla haşır neşir oluşu ona iyi bir altyapı veriyor. Kimse kardeş, bacı, çocuk, anne, damat olamıyor çalışırken. Bizimki bir aile oluşumu. Genç kuşak olarak yönetmen ve senarist kızım Deniz Ergun ile yönetmen ve senarist Doğu Güleç de var ekibimizde. Toplantılarımız birbirimizi tanımıyormuş gibi sürerken, bitince sofralar kurulup şamata yapılabiliyor.
 
Melih: Pek zorluk yaşamadık.  Açıkçası 25 yıl mühendislik yaptıktan sonra bu işe başlayınca kendimi bir vahada bulmuş gibi hissettim. Tabi buna başka bir senaristin yanında başlasaydım aynı sözleri söyleyebileceğime pek emin değilim.  Nerden baksanız fasılalı da olsa 50 senelik bir beraberlik ve alışkanlıklarımız var. Böyle bir durumda birinin leblebi demesi için diğerinin leb demesine bile gerek kalmıyor çoğunlukla.
 
 
HANDE ALTAYLI’NIN DESTEK ÖTESİ BİR TAVRI VAR
Geçen bahar sonunda kitabı uyarlarken, henüz senaryolara geçmeden, ekibimizden Deniz Ergun ve Doğu Güleç, Kahperengi’yi tam anlamıyla otopsiye yatırıp kitaba sadık kalarak hayali bir öyküleme yaptılar. Bu, bizim otuz bölümlük bir öyküye ulaşmamızı sağladı. Sonra çatışmalar, düşmanlar, finaller, yeni karakter eklenmeye başlandı. Küçük bir hamurdan kocaman bir senaryoya varıncaya kadar yoğurma ve hamuru açma dönemi başladı. Geçenlerde Hande ile komik bir konuşma yaşadık. “Ya Mahinur, o Babür kitapta var mıydı? Ben çok iyi hatırlamıyorum, bir baksana kitaba..” Destek ötesinde bir tavrı var yazarın. Bizimki özel bir ilişki; genelde böyle değildir piyasada. Allah ikimizi de egosuz yaratmış. Bu havayı işimize ve içimize sindiren yapımcı ekibin rolü çok büyük. Mustafa Oğuz ve Gül Oğuz bu sürecin doğru işlemesi için çok özenli davranıyorlar. Bir prodüksiyonun dizaynı ev, giysi, oyuncu seçiminin çok ötesinde. Bir tavır ve gusto dizaynıdır o yapımla ilgili. Standartı iyi koyarsan kimsenin ölçüsü şaşmaz.
 
ZEKİCE KOTARIYORLAR BU İŞİ
Özellikle Narin, Fırat ve Babür hem gençliklerini hem de bugünü oynadıkları için çok yorucu bir süreç yaşıyorlar. Onların başarısı çok büyük. Fazla fiziksel değişim olmadan iki dönemi oynayabilmek kolay iş değil. Zekice kotarıyorlar bu işi. Ne kadar tükendiklerini tahmin edebiliyorum. İçimden bazen hepsine peruk takıp bebekliklerini yazmak geçiyor ki bunu yapsam eminim kotarırlar. Hele Sermet! Çok renkli ve derinlikli karakterlerimiz var. bütün oyuncuların büyük bir zevkle çalıştığı ve işe iş gibi bakmadıkları, tutkuyla sarıldıkları belli. O kadar hoş bir mozaik ki; böyle bir rüya takımı çok az bulunur. Kara Hatice, Mehmet, Ümmü, Erdoğan, Irmak, Deniz, Atıf, Can, Grubu, Ufaklıklar… Onları gerçekten yaşıyor sanıyorum. Bütün oyuncular çok inandırıcı ve başarılı; casting çok doğru yapılmış. 
Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2013, 10:19
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER