Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Atatürk ve İnönü

Yayınlanma Tarihi : 03 - 10 - 2016 : 12:33
Amerikalılar “Kurucu Babalar” diye söz ediyor ABD’yi kuranlardan.
Kurucu Babalar denince Amerikan Bağımsızlık Bildirgesini imzalayanlar anlaşılır.
Aynı jargondan konuşursak Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü de bizim kurucu babalarımızdır. Daha doğrusu Kurucu Babalarımızın en önemli iki önderidir.
Bizim bağımsızlık belgemiz de Lozan Antlaşmasıdır.
Lozan Antlaşması’nın mimarları da tartışmasız İsmet İnönü ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Resimdeki heykel, Kültürpark’ın Lozan Kapısı’ndan girince hemen karşınıza çıkar.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü’yü samimi bir sohbet yaparlarken gösteren heykele bayılırım.
Her seferinde de “Acaba şimdi ne konuşuyorlar?” diye sorarım kendime. Sonra da ülkemizin gündeminde o gün ne varsa o gündemi konuştuklarını düşünürüm…
Dün Kültürpark’a Lozan Kapısı’ndan girince heykele baktım ve yine aynı şeyi düşündüm; “acaba şimdi ne konuşuyorlar?”
Hiç duraksamadan “Lozan Barış Antlaşması’nı” diye cevapladım soruyu.
Sanki gerçekten konuşuyorlar da, dikkat edersem duyacakmışım gibi geldi birden.
Durdum, kulak kesildim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; “İsmet, o günkü koşullarda en iyi antlaşmayı yaptık, Türk Milletinin esaret zincirlerini kırıp attık” dediğini duyar gibi oldum sanki.
Sohbetin sıcaklığını size de gösterebilmek için cep telefonumla yukarıdaki resmi çektim.
Ruhları şad olsun, Cumhuriyetimizin Kurucu Babalarının.
 
 
 
Kim bunlar?
Cevap veriyorum:
Azılı teröristler!
 
Soldaki Aslı Erdoğan, sağdaki Necmiye Alpay.
Aslı Erdoğan ile Necmiye Alpay İstanbul Bakırköy’deki Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bir hücrede beraber kalıyorlar ve ihtimal siz şu anda bu yazıyı okurken onlar da sohbeti koyulaştırmış konuşuyorlardır. 
Artık son okudukları kitabı mı konuşuyorlar, Aslı’nın ilaçlarını düzenli alamazsa hastalıklarının nasıl seyir edebileceğini mi tartışıyorlar, yoksa dönüp dönüp biri birlerine  “Biz niye tutuklandık?” diye mi soruyorlar bilemiyorum.  
İkisi de gazeteci, yazar. İyi eğitimli, son derece donanımlı insanlar.
Aslı Erdoğan “Geleceğin 50 Yazarı” arasında gösteriliyor. Eserleri çok sayıda yabancı dile çevrilmiş.
Necmiye Alpay, Akademisyen-Eleştirmen-Gazeteci-Yazar-Çevirmen, Türk Dili Ustası.
Öyle ki, anlı şanlı köşe yazarları “Aman Necmiye Alpay yazımı okur da yazım hatalarımı bulur” diye çekiniyorlar kendisinden.
İkisi de “Silahlı terör Örgütü Üyesi” olmakla suçlanıp tutuklandılar.
Lâfı uzatsam nereye gideceği belli değil.
Kabahat kendilerinde. 
Aslı meselâ; sen bu kadar yetenekli bir yazarsın madem, oturup iki TV dizisi attırsan olmaz mıydı sanki? Ya da skeç yaz, Güldür-Güldür Show’a çık.
Necmiye, Aslı’dan beter. İstese dünya kadar para kazanacak, dünyanın o köşesi senin, bu köşesi de benim gezen bir gazeteci, ya da paraya para demeyen holding danışmanı olabilirdi. 
Bunlar ne yapmışlar?
Gazetecilik, yazarlık, editörlük…
”Ne olacak bu memleketin hali?” diye rakı masalarında dertlenmeyi bırakıp memleketin haline bir faydamız olsun diye kafa yormuşlar.
Eeee! Çekecekler tabii cezalarını… 
 
Mucizevi Mandarin
 
Yaşlı ve çirkin bir Mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş.
Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış.
Ne var ki Mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış.
Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler.
Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile Mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar.
Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış.
Gel gelelim güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş; dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar.
Sonunda Mandarin kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş.
 
Hamdi Türkmen’in Notları;
1- Yukarıdaki öyküyü  “Dünyada Geleceğin 50 Yazarı”ından biri seçilen Aslı Erdoğan’ın Mucizevi Mandarin kitabından aldım.
2- Kanamaya hazır bir yaranın bile sevgiyle, şefkatle açılabileceği düşüncesi beni derinden sarstı. Pir Sultan Abdal’ın “Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Değmez/İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni Beni” dizelerini hatırladım.
3- Bu yazıyı yazmadan önce bir TV kanalında “Dünyayı Geziyorum” diye bir program izledim. Brezilya’yı anlatıyordu. Tenekeli Mahalleleri falan gösterdi. Bizim kadar fakirdiler belki, bize benziyorlardı biraz. Ama insanların gözlerinin içi gülüyordu.
Kanal değiştirdim. Suriye’de bombalanmış, çökmüş bir binanın enkazından 30 günlük bir bebeği sağ çıkarıyorlardı.
TV’yi kapattım ve ne pilav yiyeceğimi bilemeden bomboş bir kafayla oturdum...
 
Bize şair, yazar falan lazım değil
 
Nazım Hikmet’in vatan hasreti içinde öldüğünü bilmeyeniz yok.
Soralım bakalım: Sabahattin Ali’nin trajedisini biliyor musunuz?
Türk Edebiyatı’nın en büyük yazarlarından biri.
Pompalanarak şişirenlerden, unutulmaz aşklar yazarı falan değil Sabahattin Ali.
Adam gibi yazar, yazar gibi yazar.
Yazdıklarımın delili var, her söylediğimi kanıtlarım.
Büyük yayınevleri çok satmasını istedikleri bir roman yayımlayınca açık hava duyuru panolarına boy boy ilan veriyorlar. Artık pop yıldızlarının yolu izleniyor.
Kitap çıkınca yazarla TV röportajları ayarlıyorlar. Popüler gazetecilere röportajlar yaptırıyorlar.
Sonra?
Kitap çıkıyor, biraz satıyor sonra?
Mevsimlik giysi gibi indirime giriyor, promosyonlara konu oluyor. Unutulup gidiyor…
Sabahattin Ali o yazarlardan değil, kitapları yazıldığı ve ilk yayımlandığı tarihten elli yıl, altmış yıl sonra bile en çok satanlar listesinde.
Girin bir D&R Kitapevine “En Çok Satanlar” raflarına bakın. Mutlaka Sabahattin Ali’nin; İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna, Değirmen, Kuyucaklı Yusuf kitaplarından birini ya da ikisini görürsünüz.
 
İşte bu Sabahattin Ali’yi hapislere attık biz. 
Geçim yollarını kapattık. Kamyon şoförlüğü yaptırttık.
Baktık uslanmıyor, bir serseri, “Adam komünistti, kanıma dokundu öldürdüm” deyip çıktı, canını aldı.
Nereden mi çıktı şimdi bu konu. 
Aslı Erdoğan ile Necmiye Alpay’dan. 
Bize yazar, şair falan lâzım değil abi.
Bize Altılı Kuponu’nu formülle dolduracak, İddia kuponu için tüyolar bulacak, bankamatik memurluğu işi ayarlayacak adamlar lâzım.
Bizim problemimiz bu abi…
 
 
 
Değirmen
 
Sabahattin Ali’nin ilk dönem öykülerinden biri 1929 yılında yazılmış.
Ben çok severim.
Aşk hikâyesidir. Ama anlatılan dizi aşkı değildir.
Ciğerdendir. Her okuyuşta AŞK BUDUR derim.
Gezici bir çingene obasının ele avuca sığmaz dünya yakışıklısı klarnetçisi Atmaca ile Değirmencinin kızı arasındaki aşkı anlatır.
İki cümle ile hikâyeyi anlatayım ama, kitabı alıp da hikâyenin bütününü okumazsanız hatırım kalır, hakkımı helal etmem.
Klarnetini bülbül gibi şakıtan yakışıklı Atmaca’ya nice Sultan Hanımlar, nice ağa kızları, varlıklı hatunlar aşıktır ama, Atmaca Değirmencinin Kızı’na aşıktır. Kız da Atmaca’yı ölesiye sever.
Aşkın önünde tek bir engel vardır. Kız küçükken geçirdiği bir kaza sonucu sakat kalmıştır. Bir kolu yoktur. Bu eksikliği nedeniyle Atmaca ile evlenmek istemez.
Çünkü Atmaca’nın kendisini aşkla mı, merhametle mi kucaklayacağını hiçbir zaman bilemeyecektir.
Hikâyenin sonunda Atmaca değirmenin içinde bütün obayı toplar ve muhteşem bir klarnet konseri verir. Son parçadan sonra da, ani bir hareketle kolunu iki değirmen taşının arasına sokarak bir kolunu kopartır.
Artık klarnet çalamayacaktır, ama sevgilisiyle eşitlenmiş, aşkını kanıtlamıştır… 
 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN