Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Üniversiteye Girmek mi Zor, Girmemek mi?

Yayınlanma Tarihi : 08 - 07 - 2016 : 22:30
BEN HABER GAZETESİ 47. SAYI
 
 
 
 
Bir ülke düşünün ki iki milyonu aşkın öğrenci üniversite sınavına girsin, bunun da sadece sekiz yüz bin kişisi yerleşsin… Geri kalanlarına “doldu” densin ve bu 18 yaşında genç, zımba gibi “ümitler” ömürlerinin en güzel bir yılını bu bekleme süresi olarak geçirsinler… Zor bir süreç. Ardından gelen zorlu yıllar ve işe başlama süreci. O sınav bu tercih derken hayata tutunma yılları…
 
Üniversiteye yerleşmek böyle bir şey işte. Dünyada da eğitimin bir karşılığının ve değerinin olduğu dönemlerdeyiz. Toplumsal işbölümü ile üretebildiğimiz değeri, ortalama eğittim seviyesini yükselterek arttırmak istiyoruz.
 
Mesela ülkemizde çalışan 25,5 milyon kişinin;
Yarısı okuma yazma bilmeyen 2,5 milyon kişi ile 12 milyon kadar ilköğretim seviyesinde eğitimi olan kişilerden oluşmaktadır. Durum bir ortalama dağılım eğrisi gibi düşünüldüğünde bir uçta 15 milyon kişi bulunmakta, diğer ucu temsil eden yüksek okullu grubunda ise sadece 5 milyon kişi yer almaktadır. Bu dengesizlik, üretilen mal ve hizmetlerin miktar ve niteliğine kadar pek çok şeyi etkilemektedir. 
Türkiye’de özellikle 1990’lı yılların başından itibaren üniversite sayısında artış yaşanmıştır. Bu durum üniversite eğitimi talep eden öğrenci sayısını da arttırmıştır. Herkesin üniversite eğitimi alma talebi kolaylaşmıştır. 1992’de 19 olan üniversite sayısı bugün 193’e ulaşmıştır. Hal böyle olunca üniversite ve üniversite eğitimi “ulaşılır” olmuştur. Evinin karşısında ya da mahallesinde olmasa da bulunduğu kentte mutlaka bir üniversite veya bir fakülte, yüksekokul bulunmaktadır. Küçük şehirler için kirası, kafesi, fotokopi ve restoranlarıyla öğrenci, gelir kapısıdır. Şehri değiştiren ve dönüştüren bir aktördür.
 
Üniversite tercihi 2011'de YGS'ye giren sayısı itibariyle 1.711.254’tür. Bu rakam 2016'da 2.255.386’ya ulaşmıştır. Beş yılda üniversite talebi %32 oranında artmıştır. Ne yazık ki kontenjanlar aynı ölçüde artmamaktadır.  Üniversiteye yerleşen kontenjan sayısı bu sene itibariyle 803 bin kişidir. Üniversite talebindeki bu gelişmeye rağmen Türk halkının ortalama eğitim seviyesi düzeyi 7 yılı aşamamaktadır. 
 
Kazanamayanlara gelince… Öyle dizini kırıp uslu uslu oturma devri geçmiş. Üniversite eğitimi için ülkesini terk eden sayısı her geçen gün artmaktadır. Batı ülkelerine gidenler bir yana, başta KKTC olmak üzere, Azerbaycan’dan Bosna’ya, Arnavutluk’tan Ukrayna’ya, Kırgızistan’a hatta Çin’e kadar Türk öğrencileri görmek mümkün. Bir de Robert Kolej, Saint Michel Lisesi, Notre Dame De Sion Lisesi gibi seçme okullar var ki bu okulların mezunlarının yarıya yakını üniversite tercihini yurt dışı okullarda aramaktadır. Bunun bir beyin göçü olma ihtimalini ihmal etmemek gerekmektedir.
 
Sonuçta yüksek öğretime talep hala canlıdır ve “işsizlik” gibi moral bozucu bir durum olmasına rağmen hala eritilememektedir. Kızlar da yüksek öğretime yönelme eğilimindedir. %30’lar düzeyindeki kız ve erkek öğrenci arasındaki denge yarı yarıya noktasına doğru ilerlemektedir. 
 
Türkiye’yi dönüştürecek olan eğitimdir. Bilgi sosyal bir sermayedir. Eğitim düzeyinin artması pek çok olumlu dışsallığı da tetikleyebilecek niteliktedir. Gelecek dönemde eğitimde uzmanlaşma ve kalite konularına odaklanmak kalkınma süreci açısından da önemli görülmektedir. 
Ancak ihmal edilmemesi gereken bir gerçek var ki, o da bir üniversitenin sadece binalardan ibaret olmadığıdır. Fiziki şartların oluşturulması ve mevcudun iyileştirilmesi şarttır, ama asıl mesele dönüp dolaşır insana gelir, personele gelir. Önemli olan moraldir, motivasyondur. Üniversiteler “ruhunu kaybetmemelidir” toplumun hala en güvenilir kurumları arasında yer alan bu kurumlar için her türlü ortam “hava” gibidir. Nasıl ki “hava bozduğunda” hiçbir şey olmuyorsa; üniversiteler için de “üretken iklim” korunmalıdır. 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN