Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Mesaj Alınmıştır Efendim

Yayınlanma Tarihi : 29 - 05 - 2016 : 10:08
Sevgili eşim, can yoldaşım Meltem'e, "Dünyanın en güzel ikinci kadını" demem, dedikodu konusu yapılmaya başlanınca, "tamam ulen örümcek kafalılar, madem anlamıyor ya da anlamak istemiyorsunuz, bundan sonra can yoldaşım sevgili karıma böyle seslenmeyeceğim" dedim, ekledim:
En azından pazar yazılarımda...
 
xxx
 
Okuyucularım Türk siyaseti gibi çatır/çatır ortadan ikiye bölündü.
Kimi; vazgeçmek yok, yola devam dedi.
Kimi; şükürler olsun nihayet!..
Uzatmayayım, kendimce bir ölçüm yaptım.
Bu arada bir dostumun, "sen yazarsın, iki üç kişi dedikodu yapıyor diye nasıl vaz geçersin. Boyun eğmek yok. Aldığın bu kararı uygularsan, seni okumayı bırakırım" diye verdiği "gaz" ın da etkisiyle, İzmir'in dedikoducu karılarına "boyun eğmeme" kararı aldım.
Yazıyorum ve son nefesimi verinceye kadar da yazacağım:
Meltem Hanım, benim için; 'Dünyanın En iyi ve En Güzel İkinci Eşi'dir. Öyle de kalacaktır.
Çatlayanlar çatlasın.
Üstelik son kararımdır.
Çünkü okurlarımın yüzde 54.8'i "devam" demiştir!..
 
xxx
 
Oysa bu haftaki yazım hazırdı.
Sevgili Meltem'e, bundan böyle "Benim Can Şenliğimsin" diyecektim.
Bunu da, "Can Yücel"in;
Kadın kadın olacak be,
Seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.
Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.
Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak,
Bağrına basacaksın huzurla.
Bileceksin ki evde ‘O’ kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana...
Öyle bir kadın olacak işte.
dediği o güzel "Kadınım" şiirinden esinlenmiştim.
Ama madem ki, "Durmak Yok, Yola Devam..."
Meltem benim, 'Dünyanın En İyi ve En Güzel İkinci Eşi'dir...
 
Mor Kalpli Adam
GEÇEN hafta Amerika'da iken "bir otomobilin plakası" dikkatimizi çekti.
Plakada "damga... Mühür... Madalya gibi bir şey" vardı.
Sonra "sürücüsüne" baktık.
Madalyalıydı.
Sürücü otomobilini park etti.
Park yerindekiler ona "saygıyla... Sevgiyle... Tebessümle" bakıyorlardı.
Kimi de gidiyor "madalyalı adamın" elini sıkıyordu.
Yanımızdakilere sorduk:
- Bu adam kim? Bu madalya neyin, nesi?
Dediler ki "bu bir gazi... Yakasındaki de Purple Heart."
Purple Heart...
Türkçesi "mor kalp."
Askerlik görevini yaparken yaralananlara verilen madalya.
Polis "mor kalpli" adama selam duruyor.
Lokantadaki garson "mor kalpli" adama "en iyi masayı" gösteriyor.
Bazı müşteriler de "mor kalpli" adamın yanına yaklaşıp "siz, bizim için savaştınız... Teşekkürler" diyor.
"Mor kalpli" adamla resim çektirenler bile var.
* * *
SAĞIMIZ, solumuz "gazi" dolu...
Ara, sıra gazetelerde bir röportaj yayınlanır...
Gülhane Hastanesi'ndeki gazilerle ilgili.
Sonra...
Sonrasını bilmiyoruz.
"Bizim için" yaralanan bu adamlar "ne yer, ne içerler?"
"Lokantaya gidecek" paraları var mı?
Garson onlara "nasıl davranır?"
Polis "selama durur mu?"
Bilmiyoruz.
* * *
MADALYA...
"Alt tarafı" teneke parçası.
Maliyeti "kaç para" ki?
Ama "anlamı... Ağırlığı" para ile ölçülebilir gibi değil.
Sahi biz de "bizim için yaralanan" insanların yakalarına "böyle bir madalya" takıyor muyuz?
Bunu da bilmiyoruz.
* * *
AMERİKA'da "mor kalpli" adamla ilgilendik.
Öğrendik ki "asker emeklileri için" bir hastane vardır.
Ve bu hastanenin kapıları, "mor kalpli" adama, ömür boyu açıktır.
* * *
AMERİKA'da bazı "şehitlikler" mevcut.
En bilineni Washington'daki Arlington Mezarlığı.
"Mor kalpli" adamın gömüleceği yer orası.
* * *
BİZ bu konu ile ilgilenince, yıllardır Amerika'da (Evansville) üniversite hocalığı yapan Mehmet Kocakülah "takvimi" gösterdi.
Takvimde "önemli günler" işaretli.
Bunlardan biri de "11 Kasım, Gaziler Günü."
Her yılın 11 Kasım'ında bankalar, okullar, hükümet binaları kapalı.
Her yerde "geçit törenleri" düzenleniyor.
Ve bütün ülke "mor kalpli" adama teşekkür ediyor.
* * *
KOCAKÜLAH Hoca'nın eşi Amerikalı... Janine.
Ondan rica ettik.
"Mor kalpli" adam ne yer, ne içer, nerede çalışır?
Öğrenmesini istedik.
Öğrendi...
Eğer "gazi" çalışabilir durumdaysa, devlet ona mutlaka iş buluyor.
Çalışamayacak durumdaysa...
Devlet onun bütün ihtiyaçlarını, ömür boyu karşılıyor.
* * *
AMERİKA'da beyaz, siyah, kadın, erkek, zengin, fakir "herkes eşit."
Ama "mor kalpli" adam, "üstün insan."
"Ayrıcalıklı."
Onun sahip olduğu ayrıcalığa "Amerikalı parlamenter bile" sahip değil.
* * *
AMERİKA'dan döneli yarın bir hafta olacak.
Kafamız hala "mor kalpli" adamda.
O "mor kalpli" adam, ülkesi için yaralandı.
Ya bizim "gazilerimiz" ne için, kim için yaralandılar?
Ey gazi!..
Yakana bir madalya takamadık.
Madalyalı pek çok "Kurtuluş Savaşı Gazisi" ni ise bir dilim ekmeğe muhtaç ettik.
Amerikalı, 11 Kasım'da gazisine "şükranını" sundu.
Bari biz de bugün... "Özürümüzü" sunalım:
- Ey gazi. Senden özür diliyoruz.
 
xxx
 
Yavuz Ağabey'in (Yavuz Donat) bu yazısı Milliyet Gazetesi'nde 11 Ocak 1988 Pazar günü yayınlandı.
Aradan 28 yıl geçmesine rağmen, bu yazının gerekliliğini yerine getirmemiz, bugün hepimiz için bir dilek değil, görev olmalıdır...
 
 
Nobel aldıktan sonra gökten inmişim gibi eve gittim.
"Aziz çöpü dışarı çıkarır mısın" dedi hanım.
"Ama ben Nobel aldım" dedim.
"Olsun sen yine de çöpü dışarı çıkar" dedi.
Nobel kimya ödülünü Anıtkabir’e bağışlayan Prof. Aziz Sancar’ın televizyondaki bu esprili anlatımı, beni hem çok etkiledi, hem de "Bu kadınlar yerlisi/yabancısı aynı birader" dedirtti.
 
xxx
 
Benzer bir olayı, bir yıl kadar önce yaşamıştım.
Lakaplarıma bir de "Kılıbık" eklenmesin diye yazamamıştım.
Evet... Sancar hoca Nobel almış bir bilim insanı.
O anlatır da, ben anlatmaz mıyım?
Allaha şükür, ben de kendi çapında bir yazarım...
 
xxx
 
Derin Bebek yeni doğmuştu.
Kabus gibi geçen o; her 2 saatte uyanmalar, bir gecede 3-4 bezinin değiştirildiği gecelerden birinde, belimin ayakla sert biçimde dürtülmesiyle "ne oluyor?" diye fırladım.
Karanlık da olsa, gece lambasının kısık ışığında Meltem Hanım, çatık kaşlarla karşımdaydı.
Elinde de bohça gibi şey.
"Hamdi bunları lütfen çöpe at. Ama evin içindeki çöp kutusuna değil, apartmanın dışında, yolun köşesindeki çöpe" demez mi?
Ya bu saatte olur mu? Ben kapıcı Hüsnü değilim ki? Koskoca gazeteci/yazarım...
Yanıtı, Nobel Ödüllü Sancar Hoca'nın eşi Bayan Gwen Boles Sancar gibi oldu:
"Ne yapayım yani. Ne olursan ol, sen yine de çöpü dışarı çıkar. Ev kokmasın..."
 
xxx
 
Ne mi oldu?
Kös kös "talimata" uyduk, Aralık ayının o dondurucu soğuğunda, paltomuzu giydik, beremizi taktık, elimizde "bohçalanmış boklu bez"le sokağa çıkıp, köşedeki çöp kutusuna attık.
 
xxx
 
Aziz Sancar'ı dinlerken şöyle düşündüm:
Nobel alsa da. Kariyer olarak bulutlar üstünde de olsa o da bir eş ve baba.
Zaten meslek ne olursa olsun, insani ilişkiler her yerde, herkeste aynı.
Micheal Jackson, Messi, Obama da olsanız bu aynı.
Bilin ki, Obama da büyük ihtimal bebeklerinin altını değiştirme, biberonla süt içirme, bebek arabasıyla gezdirme gibi bir çok babanın yaptıklarını o da yapmıştır.
Statünüz babaysa, mesleğiniz, buluşunuz, servetiniz ne olursanız olun, "insan olmayı"
değiştirmemeli.
Sancar hoca içi-dışı bir olmanın güzel bir örneği.
Ben de öyleyimdir.
Öyle kasıntılı, eleştiren, eyyyy diye başlayan konuşmaları hiç sevmem.
İçim neyse, dışım da odur.
O yüzden "bi bok" olamadığımı düşünürüm.
Ama en azından "insanım" diye de gururlanırım...
 
 
Biraz mola verelim mi?
Yine yoğun ve stresli bir haftayı bugün noktalıyoruz.
Sıklıkla yaptığım gibi, stresli haftayı sona erdirirken azıcık tebessümle kapatmak arzusu ile bir arkadaşımdan gelen kısa bir fıkrayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Gerçi her derde deva olmayacak ama, en azından kafanızı dağıtabilir diye düşünüyorum:
 
Eldivenli Bir Fıkra!
Genç adam yeni tanıştığı kız arkadaşına bir hediye vermek istemişti. Bu ona alacağı ilk hediye olacaktı.  Bu yüzden fazla özel bir şey seçmemeye karar verdi. Ama alacağı şey biraz da romantik olmalıydı. 
 
O gece birlikte çiseleyen karın altında yürürlerken avucunun içinde ısıtmaya çalıştığı 
elleri hatırladı ve eldiven almaya karar verdi. 
 
Alışverişe bu tür işlerde becerikli olan kız kardeşiyle çıktı. 
 
Bir büyük mağazadan içi kürklü bir çift beyaz eldiven aldılar. 
 
Kız kardeşi de kendisi için bir çift dantelli külot beğendi. 
 
Mağazadaki paketleme sırasında bir karışıklık oldu.  Eldiven kız kardeşin paketine girdi.
Külotlar da mağazanın özel kuryesiyle kız arkadaşının evini yolunu tutmuştu; tabii ki içindeki romantik notla birlikte! 
 
" Sevgilim, 
Geçen akşam seninle çıktığımızda bunlardan giymediğini fark ettim.  Eğer kız kardeşimle beraber olmasaydım, ben uzun ve düğmeli olanlarını alırdım ama kız kardeşim kısa ve düğmesiz olanlarını kullanıyormuş.  Çıkarması daha kolay oluyormuş. 
 
Renginin açık olması çabuk kirleneceği izlenimini veriyor.  Ancak bunları satın aldığım bayan tezgâhtar bana kendininkini gösterdi.  Üç haftadır kullanıyormuş. Yakından baktım, hiç kirlenme yoktu. 
 
Tezgâhtar bayandan bir şey daha rica ettim, seninkileri giyip nasıl durduğunu bana üzerinde göstermesini istedim.  Hemen giydi.  Çok şık duruyor, elimi uzattım ve okşar gibi sıktım. Ele de çok hoş geliyor.  Keşke bunları ilk giydiğinde yanında olup sana yardım edebilseydim. 
 
Seninle buluşuncaya kadar birçok yabancı elin ona dokunacağını düşünmek beni üzüyor. 
 
Çıkardığın zaman içi biraz nemli olabilirmiş.  O zaman üfleyerek havalandırman gerekiyormuş.  
 
Önümüzdeki günler de bunları nasıl avucumun içine alıp nasıl defalarca öpeceğimi düşünüyorum.  Cuma akşam ki buluşmamızda giymeyi unutma. 
 
Sevgilerimle... 
 
Not: En son moda, giydikten sonra üstten aşağı kıvırarak biraz tüy görünmesini sağlamakmış." 
Tekrar sevgilerimle!.. 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN