Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Bağımsızlık İçin Ekonomi

Yayınlanma Tarihi : 23 - 05 - 2016 : 11:57
BEN HABER GAZETESİ 45. SAYI
 
 
Mülteci olmayı kim ister? Vatanından, doğduğu, yaşadığı topraklardan köksüz bir ağaç gibi sökülüp atılmayı… Irmağa düşmüş bir kütük gibi sürüklenmeyi kim ister? Kaderi bir başkasının elinde olsun, başkaları onunla ilgili kararlar alsın; hatta onun bilgisi dışında toprakları paylaşılsın, yönetimler değişsin, kim ister? Hemen yanı başımızda artık yadırgamadığımız ve dahası alıştığımız, garipsemediğimiz bir insanlık dramı var. Sokaklarımız, camilerimiz, parklarımız onlardan birer parçayı taşıyor. 
 
1908 yılında Osmanlı İmparatorluğu tahtından indirilen Sultan Abdülhamid’in, hemen üç yıl sonrası Balkan bozgunu başladı. Balkan topraklarında ölümle burun buruna yaşayanlar kadar, bir baskınla bu dünyadan göçenler oldu ya da iki parça eşyasını “denk” yapıp çoluk çocuk, aç-sefil, genç-yaşlı yola düşenler… Birinci Dünya Savaşı sanki Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırmak için gerçekleşti. Ama her savaş sonrası kıyıya vuran dalgaların bıraktığı kum tanecikleri gibi bir fiili sınır, fiili coğrafya bir de gönül coğrafyası oluştu. Türkiye herkese yetti. 93 harbinden beri Rusya ve Kafkaslar tarafı zaten sıkıntılı idi. Bir de 1917 Bolşevik ihtilâli olunca, Anadolu toprakları başka bir göçe sahne oldu. 1979’da Rusların Afganistan’ı işgali ile Türkiye’ye gelenler, 1989’da Todor Jivkof’un trenlere doldurup sınırımıza bıraktığı Bulgaristan Türkleri, 1991’de Saddam’ın zulmünden sınırı geçip gelen peşmergeler derken bu günlere geldik. Şimdi de Suriye var kapımızda. Sınırın öte yanı işte Suriye’de olmak, Suriyeli olmak, mülteci olmak… Savaş döneminin bile ekonomisi var. Hayat var devam edip giden, silahlar değil sadece insanların beklediği. 
 
Kurtuluş Savaşı, Balkan Savaşları’ndan itibaren başlayan büyük bozgunun önemli bir halkası olmuştur. Sonra Cihan Harbi derken bu gidişe bir nokta konulmuştur. Atatürk, ateşten o günlerin sancısını vurgulayarak, ekonominin durmaması gerektiğini söylemiştir. ‘Ekonomi varsa insan vardır, devlete de gelir vardır'' demiştir. Ülke ekonomisi yabancıların elinde, ancak sermaye karşıtlığı yapmadan birlikte kalkınmanın yolu geliştirilmiştir. Bugünün temel sorunu yabancı sermaye çekebilme kaygısı o gün için tek yanlı değil ortak bir gayret olarak tanımlanmıştır. Yabancı sermayeyi, ekonomi politikasına uygun olduğu sürece desteklemenin gerektiğini belirten Atatürk, yabancı işadamlarına da sahip çıkmak gerektiğine inanmıştır. Onların işyerlerinin bir şekilde kapatılıp, ticaretlerine son verilmesine de karşı çıkmıştır...
 
 
Atatürk'ün 17 Şubat 1923'te, İzmir İktisat Kongresi'nde ‘‘... ekonomiye, birinci derece önem vermek zorundayız. Kılıçla zafer kazananlar, sapanla zafer kazananlara mağlup olmaya ve sonuçta yerlerini onlara vermeye mecburdur.” Bu yüzden bugün sadece savaş ya da sadece ticaretle uğraşanların ekonomilerinin çıkmazı ortadadır. Atatürk, “İktisadiyat her şey demektir... İnsanın varlığı için ne gerekliyse, onların hepsi demektir: Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma demektir...'' derken hem ülkesine hem ekonomisine sahip çıkmanın önemini vurgulamaktadır. 
 
Türkiye bağımsızlığı tercih edişin bedelini ödemektedir. Mandacı bir yönetimle ekonomisi daha iyi şartlarda olabilirdi. Ancak sadece “ekonomi her şey demek” diyenler için bu normal olabilir. Bugün hem tam bağımsız hem de güçlü ekonomiye sahip olmanın sınırları zorlanmaktadır. 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN