Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Güzelliğin Yarışması Olur mu?

Yayınlanma Tarihi : 10 - 04 - 2016 : 10:11
Olmaz.
Ne bileyim; dirseğin buruna değdirme yarışması bile benim ölçülerime göre güzellik yarışmasından daha heyecanlıdır.
Bi de o, yarışma öncesi yapılan kamplarda kızlar röportaj veriyorlar ya; "iddialıyım, çünkü çok çalıştım..."
Neye çalıştın be kızım?
Genlerinle mi oynadın?..
 
Güzellik dediğin Allah vergisidir.
Daha doğrusu, Mendel kanunlarıyla ilgilidir.
Yani anne güzel, baba yakışıklıysa, kız güzel olur. (Laf aramızda benim kızım Derin gibi)
Anne güzel değil, baba yakışıklı ise kız yine güzel olur.
Olay tamamen genetiktir. Heyecan yapmaya gerek yoktur.
Çünkü bir insanın güzel olup olmayacağını doğumundan dokuz ay önceye denk gelen bir yarış belirler.
 
En bayıldığım bölüm, birinci seçilen güzelin yaptığı konuşmadır:
"Ülkemi en iyi şekilde temsil edeceğim, gerçek Türk kadınını görecekler, bizi çok yanlış tanıyorlar..."
Kimse de "nasıl yani?" diye sormaz.
Mesela, 95-65-110 olarak mı biliyorlar bizi?
 
Ayrıca bu yarışmalarda birinci olanlar ne yazık ki Türk kadınını temsil etmez.
Bakın bakalım etrafınıza, ya da hemen şimdi yanınızdaki hanımefendiye; hiç 90-60-90 kadın var mı?
Kimi kandırıyorsunuz ki?
Yarın bir gün ülkemize gelen turistler; 1.60 boy 65 kiloda gerçek Türk kadınını gördüğünde ne cevap vereceksiniz?
Elin yabancısı, "aldatıldık" demeyecek mi?
 
Bir de Kainat Güzellik Yarışması düzenleniyor.
Kainat deyince insan en azından bir kaç gezegenden katılım olur diye bekliyor.
Ama bir bakıyorsun yarışmacıların hepsi dünyalı.
Organizasyon güzel, vizyon geniş ama katılım?
Bu uzaylılar bizim kainat güzellik yarışmalarına niye ilgi göstermiyor diye hiç düşündünüz mü?
Benim aklıma üç ihtimal geliyor:
Ya böyle bir yarışmayı seviyesizce ve kadına hakaret olarak görüyorlar.
Ya kafalarının üstündeki o antenlerle çok fazla şanslarının olmadığını düşünüyorlar.
Ya da uzaylı diye bir şey yok.
Bana sorarsanız akla en yatkın ihtimal birincisidir!...
 
 
Açıklarını yakaladım
Hepinizin dertli olduğunu biliyorum.
Sık sık GSM, banka ve yayın platformlarının çağrı merkezlerini arıyoruz ve dakikalarca mönüden mönüye dolaştırılıyoruz.
Eğer aceleniz varsa yandınız.
Çünkü beklemekten telefonu parçalayacak hale gelmeniz kaçınılmaz.
Ama size bir kıyakçılığım olsun, basit bir yol deneyerek bıktıran beklemeden kurtulabilirsiniz.
For English press 9 diyor ya; tereddüt etmeden bu tuşa basın.
Aman canım, "ben İngilizce bilmiyorum ki?" demeyin, sakin olun ve basın.
Ve asla panik yapmayın.
Çünkü birazdan  bilmemeniz avantaja dönüşecek.
 
Evet... 9'a bastığınızda, mönüden mönüye sürüklenmek yerine karşınıza doğrudan müşteri temsilcisi çıkacak. (Turist kaçmasın diye herhalde, hemen bağlanıyorsunuz)
Siz ortaokul İngilizcenizle; "May fonn nambir... eee... iz... eee... fayf... tiri.... pardon, forro..." şeklinde sorununuzu anlatırken bir sure sonra karşıdaki görevli baygınlık geçirecek hale gelecektir.
Ve size hemen, "böyle olmayacak, isterseniz Türkçe devam edelim" diyecektir.
Siz de yalandan isteksiz bir tavırla; "okey, normallyi dont like to speak in Turkish, but, for you, it is okay...
Yani "tamam, normalde Türkçe en sevmediğim dillerden biridir ama bu seferlik böyle olsun, sizin hatırınız için..." diyeceksiniz.
Ve böylece dakikalarca bekleme sıkıntısı yaşamadan sorununuzu çözeceksiniz.
Hem de Türkçe olarak.
Korkmayın, bizzat denenmiş ve sonuç alınmıştır.
Bu iyiliğimi lütfen unutmayın.
 
 
Kendini Bilebilmek!..
Cornell Üniversitesi sosyal psikoloji profesörü David Dunning, 1996 Dünya Almanağını okurken "tuhaf haberler" kısmında bir haber serisi aniden dikkatini çeker.
Haberlerde, 1995 yılında ABD’nin Pittsburgh şehrindeki iki banka soygunu ve oldukça ilginç bir hırsızının öyküsü vardır.
Kısa boyu ve 120 kilogramlık ağırlığıyla tanıklar tarafından kolayca teşhis edilebilecek McArthur Wheeler, gündüz ortası iki ayrı bankayı soymaya kalkmış, üstelik maske bile takmamıştır. 
McArthur Wheeler, yakalandıktan sonra hırsız olduğunu inkâr eder.
Sorgusunda kendisine güvenlik kameraları gösterildiğinde büyük bir şaşkınlık yaşar.
Görüntülerde, elinde silahıyla veznedarın önünde duruyor ve kasadaki bütün parayı istiyordur.
"Ama nasıl olur? Yüzüme limon suyu sürmüştüm" der.
Wheeler, çocukken deriye limon suyu sürüp ısıtınca görünür hale gelinmesi oyunundan aklında kalan bilgiyle akıl yürütmüş ve ‘yüzüne soğuk limon suyu sürerse' güvenlik kameralarında yüzünün görünmez olacağı" sonucuna varmıştır.
 
 
Bütün bu haberleri okuyan Profesör Dunning’in kafasında aniden bir ışık doğar:
Wheeler, bankaları bu ahmakça planla soymaya kalkacak kadar ahmaksa, asla bir banka soyguncusu olamayacağını bilemeyecek kadar da ahmak olmalıdır.
Bu da beni şu gözlemime ulaştırdı der Profesör Dunning;
"Kifayetsizsen, bir kifayetsiz olduğunu fark edemiyorsun!.."
 
 
Pazar, pazar bunu niye anlattım.
Sayın Prof. Dr. Burhan Kuzu’dan esinlendim.
Sayın Kuzu, AK Parti Milletvekili Galip Ensarioğlu ile birlikte katıldıkları bir televizyon programında, ana fikrin başkanlık düzenine geçmek için kendilerince övgü düzmek olan bir dizi söylemle karşımızdaydılar.
Belli ki, her ikisi de partileri üzerinde yeterince özgül aolduğunda hem fikirdiler.
Sayın Ensarioğlu; yasama, yargı ve yürütmenin zaten partilerinin elinde olduğundan hareketle, fiili başkanlığın halen geçerli olduğunu ifade ediyordu. 
Anayasa Hukuku hocası olan Sayın Kuzu’dan konuya açıklık getirecek bir yorum bekleniyordu ki, Sayın Burhan Kuzu kendisinin de ana fikrini hemen ve kısaca ortaya koyuverdi;
"Oğlan bizim, kız bizim!.."
Bir anayasa hukukçusunun ülkenin halen yönetim biçimi olan parlamenter sistemini böylece yok sayabilmesi, bana Dunning-Kruger Sendromu’nu anımsattı.
Nitekim kendini bilebilmek kavramı, belli ki profesör titri kazanmış olmakla elde edilebilen bir haslet değilmiş!..
Noktayı, anonim bir kıssadan hisse ile koymak istiyorum:
İnsan vardır, fark edilmez süsünden;
Kimi farksızdır koyun sürüsünden,
Her gördüğün şekle kapılma,
İnsanoğlu anlaşılmaz görüntüsünden!..
 
 
Kırmızı karanfil...
Apollon’un ikiz kız kardeşi vahşi doğa, avcılık ve ay tanrıçası Artemis, bir gün ava çıkar.
Akşama kadar av peşinde dolandurur ama av bulamaz.  
Eli boş dönerken, sürüsünün yanı başında flüt çalan bir gariban çobanı görür.
Flüt sesinin avlayacağı hayvanları kaçırdığını düşünür ve o kızgınlıkla çobanın üzerine yürüyerek masum çobanın iki gözünü oyarak yere atar.
Kısa süre sonra çobanın gözlerini oymasının haksızlık olduğu düşünür, pişman olur ve çobanı bulmak için geri döner.  
Çoban orada yoktur ama oyarak yere attığı iki gözün yerinde üzerlerinde açmış birer kırmızı karanfil olan çiçekler boy vermiştir.
O gündür bu gündür; kırmızı karanfil masum kişilerin dökülen kanlarının simgesi olarak kabul edilmiştir.
Binlerce yıldır masumiyeti, pişmanlığı, haksızlığı ve insan sevgisini anlatmak için kırmızı karanfil bir simge olarak kullanılmıştır.
 
 
Beyoğlu’nun Taksim çıkışında patlatılan bomba sonucu oluşan terör saldırısı nedeni ile birçok insanımız o bölgeye giderek kırmızı karanfillerle saldırıyı kınadılar, masum insanları saygı ile andılar.
15 yıldır Taksim’e gitmediğini söyleyen ünlü medyatik müteahhit Ali Ağaoğlu, ortanca eşi(!) ile o yöreye giderek iki tane kırmızı gül bıraktı.
Ali Ağaoğlu, kırmızı karanfil yerine kırmızı gül bırakmasını ise şöyle izah etti:
"Fakirler gibi karanfil değil, bana ve varlığıma (zenginlik) yakışır olsun diye kırmızı gül bıraktım..."
 
Einstein şöyle der:
"Cehalet ve bilgisizlik farklı şeylerdir.
Bilmeyene anlatırsın, öğrenir.
Cahile anlatamazsın, çünkü o zaten her şeyi biliyordur!.."
Ve ekler:
"Zalimlerin iktidarı, cahillerin omuzlarında yükselir!.."
 
Franz Kafka’nın cehalete yaklaşımı daha farklıdır;
"Beyinlerimiz savaşsisterdim, ama görüyorum ki siz silahsızsınız bayım..."
Ünlü sanatçımız Metin Akpınar'ın söylemi daha acıdır:
"Kanuni’nin oğlunu öldürdüğünü 500 yıl sonra televizyon dizisinden öğrenen bu toplum, şimdi ülkemizde neler döndüğünü kaç yüzyıl sonra öğrenir acaba?"
 
Siz bu köşeyi okuduğunuz için size "cahil" diyemeyeceğim.
Bilmiyor olabilirsiniz ama artık bu tür yaşanan olaylardan sonra niçin "kırmızı karanfil" bırakıldığını öğrenmiş oldunuz.
Ama eminim ki Ali Ağaoğlu ve ortanca eşi okumayacaklardır.
Onlar ile ilgili yorumu ve ne olduklarını size bırakıyorum(!..)
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN