Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Belalım Emekli Oldu

Yayınlanma Tarihi : 27 - 03 - 2016 : 10:27
Ödül alırken resmini görünce; "Aaaaa... bu benim polisim" dedim.
O'nu benim gibi sizin de tanığınıza eminim.
Eğer İzmir caddelerinde araç kullanıyorsunuz Trafik Polisi Önder Ergene'yi tanımamak olmaz.
Mutlaka bir gün "benim" gibi, sizin de canınızı yakmış, ceza kesmiştir.
Çünkü o "İzmir'in kendine bile ceza yazan Trafik Polisi" dir.
 
 
Diva Dergisi'ni çıkartıyoruz. Büromuz Çankaya ile Mezarlıkbaşı arasında.
Yaz günü Çeşme'den geliyorum. İşe biraz da geç kalmış olmayım, telaşla Mezarlıkbaşı'ndan, Dönertaş'a doğru, yani Katlı Otoparkın önünden sola döndüm.
Bu kavşakta "U" dönüşü yapmak yasak.
Bunu bildiğim için Anafartalar'a girdikten hemen sonra Aziziye Karakolu'nun önünden sola saptım.
Niyetim, karakolun önünden geçip, geldiğim istikamete Çankaya'ya doğru tekrar döneceğim.
Zırt bir düdük...
Baktım trafik polisi; dur diye işaret ediyor.
Camı açıp, "hayrola" diye çıkıştım.
"U" dönüşü yaptın, ehliyet-ruhsat" demez mi?
Birader "U" dönüşü yapmadım. Sola saptım, 10 metre sonra yine sola yaptım. Bu "U" dönüşü değil ki?
Bana; "Kağıt üzerinde öyle ama, niyet olarak U dönüşü" demez mi?
"Senin niyetine" diye kalayı basmak için aracımdan çıkmıştım ki, karakolun önünde otomatik silahla nöbet tutan polisin bana doğru hızla yaklaştığını gördüm.
"Tamam Hamdi" dedim; "şimdi papazı buldun!.."
 
 
Uzatmayayım, o polis yanıma geldi, gülerek, "sinirlenme arkadaş, gel sana bir çay ısmarlayayım, bununla uğraşılmaz" dedi.
Çaylarımızı yudumlarken, o Önder Efendi cezamı yazıyordu.
Nöbet tutan polis anlattı:
"Bu burada her gün 100-200 araca ceza yazıyor. Hepsini de senin gibi karakolun önünden dönerken durduruyor. Biz de kızıyoruz ama laf dinletemiyoruz.
Bir gün sabah dayanamadım, kendisi göreve motorsikletle gelir; sizin gibi dönüş yapıp, karakolun yanına motorunu park etti.
Biz de, "bak sen de ceza yazdığın araçlar gibi döndün" dedik. Ne yaptı biliyor musun?
Motorunun ruhsatını çıkartıp, kendi kendine "U" dönüşü yaptım diye ceza yazdı.
"Pes" dedik ve bir daha da karışmadık. 
 
 
Cezam kesildi, kendisine kural tanımayan sürücüler kızsa da tavizsiz tutumu ve görev anlayışı ile sosyal medyada fenomen haline gelen Önder Efendi geldi, "Anahtarlarınızı rica edeyim, aracınızı kapatacağım" demez mi?
"Neeeeeeeee demişim..."
Başladı saymaya...
Çeşme'de üç kez; 78-79 ve 80 kilometre ile radar cezası.(Hız sınırı 70 km.)
Otoyolda 133, 134 ve 138 ile üç kez hız cezası. (Hız sınırı 120 km.)
Ceza puanı 100'ü geçmiş, ehliyetinize el koyup arabanızkapatıyorum..."
Vallahi de hem ehliyetimi aldı hem de arabamı kapattı.
Telefonla kimi aradıysam uyanık Önder kardeş hemen sisteme giriş yaptığı için paçayı kurtaramadım.
Onun yüzünden 6 ay ehliyetim olmadığı için araç kullanamadım.
 
 
Sonra ofisime geldi, çok iyi arkadaş olduk. Görevini yaptığını, ona kızmamam gerektiğine beni ikna etti.
O gün kendisinden şu ricada bulundum:
Nerede görevliysen bana mesajla bildir, oralara uğramayayım dedim; kahkahalarla gülmeye başladık.
 
Geçen gün bir ifade için gittiğim emniyette, cinayet masasının genç ve başarılı komiserlerinden Engin Topal anlattı:
Bizin Önder Aga, Buca'da görevi bittikten sonra eve dönerken, bir minibüsün balık istifi doluluğunu görünce, aracı "durdurmak" istemiş.
Şoför de, tınmayıp basıp gidince, aynı anda oradan geçen bir motorsikleti durdurup, sürücünün arkasına atladığı gibi "yakala şu minibüsü" diye takibe geçmiş.
Neyse minibüs durdurulmuş, cezasını kesmiş, fazla yolcuları indirip, şoförden paralarını da alıp rahatlamış.
Sonrasında olan-biteni duyunca, eminim benim gibi "Yuh ya.." diyeceksiniz.
Arkasına atlayıp minibüsü yakalamasına yardım eden motorsikletin sürücüsü bakmış ki, kask kullanmıyor.
Önce teşekkür... Ardından da genç delikanlıya, "kasksız motor kullanmaktan" basmış cezayı...
Merak etmeyin...
Önder Ergene, yaş haddinden emekliye ayrıldı.
Vallahi kandırmıyorum...
Kendisine İzmir Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya ödül verdi, haberini kullandım, fotoğraflarını gördüm.
Rahat, rahat araç kullanabilirsiniz!..
 
 
Bombalı Saldırıyı Belçika Öğretmiş
Etme bulma dünyası demek, işin kolaycılığıdır.
Yakışmaz da...
İnsan hayatına kasteden ve masumları hedef alan saldırılar, kim tarafından ve nerede yapılyapılsın lanetlenmesi gerekir.
Üstat Murat Bardakçı da böyle diyor ama ekliyor;
"Terörün bu iğrenç ötesi hüviyetinin bazı gerçeklerin, özellikle de geçmişte yaşanmış fakat şimdilerde unutulmuş bazı hakikatlerin hatırlanmasına engel olmaması da lâzımdır..."
Aynen katılıyorum.
 
 
Okuyunca hem ilgimi çekti hem de şaşırdım.
Türkiye, ilk bombalı terör eylemi ile, daha doğrusu eylemde bombalı araba kullanılması şeklindeki kalleşçe bir saldırı ile Belçika vasıtasıyla tanışmış.
Ülkemizde ilk bombalı terör İstanbul’da, 1905’in 21 Temmuz’unda sahnelenmiş, o gün patlayan bomba 26 masumun hayatına mal olmuş.
Saldırının hedefi zamanın hükümdarı Sultan Abdülhamid.
Planlayanlar Ermeni komitacılar ama bombayı imal edip yerleştiren, daha doğrusu saldırının taşeronluğunu yapan da Charles-Edouard Joris isminde Belçikalı bir terörist.
 
 
Günlerden cuma.
Zamanın hükümdarı Abdülhamid, Yıldız Camii’ne "cuma selâmlığına"; yani cuma namazına gidiyor.
Caminin yanı başına bırakılan bir faytona yerleştirilmiş olan saatli bomba namazdan hemen sonra, hükümdarın geçmesine birkaç dakika kala patlatılıyor.
Sultan Abdülhamid namaz çıkışında Şeyhülislâm ile ayaküstü konuşmaya dalması sayesinde saldırıdan yara bile almadan kurtuluyor.
Patlamayı duyar duymaz, arabasına binip, dizginleri eline alarak, hızla olay yerinden uzaklaşıp saraya dönüyor.
Ama patlamada 26 kişi ölüyor, 58 kişi yaralanıyor ve 20 kadar at da telef oluyor.
 
 
Başlatılan tahkikatla hadisenin sorumluları bulunuyor ve İstanbul’un nasıl büyük bir tehlikeden son anda kurtulmuş olduğu anlaşılıyor.
İşin gerisinden Ermeni komitacılar ile Belçikalı bir taşeron çıkıyor.
Yıldız’a yerleştirilen bombada, 80 kilo "melinite" ile 20 kilo demir, çelik ve çivi kullanıldığı açıklaması yapılıyor.
Bombalı saldırı planının detaylarına gelince...
Abdülhamid’in katledilmesinden sonra Bâbıâli, Tünel, Galata Köprüsü ve Osmanlı Bankası uçurulacak; elçilikler ile önde gelen resmi daireler de yerle bir edilecek.
 
 
İnsanın sonrasında ne oldu? diye merak etmemesi olanaksız.
Ancak, teröristlerin mahkemeye çıkartılacaklarının açıklanmasından sonra Bâbıâli ve saray önce Belçika’nın, daha sonra da diğer Avrupalı memleketlerin İstanbul’daki büyükelçilerinin baskınına uğruyor.
"Joris sivildir, onu yargılayacak hâkimlerin de sivil olması ve aralarında askerlerin bulunmaması gerekir" deniyor.
Derken, sadece sivil hakimlerin yer aldığı bir mahkeme kuruluyor ve yargılama başlıyor.
Joris idama mahkûm ediliyor ama başta Belçika olmak üzere bütün Avrupa bu defa "Asamazsınız!.." diye tutturuyor.
O dönem zayıf ve çaresiz olan Bâbıâlî baskılara karşı koyamıyor ve Joris serbest bırakılıp Avrupa’ya gönderiliyor.
Kamuoyunu yatıştırmak için de, "Kan dökmekten hoşlanmayan padişahımız efendimiz, canına kasteden katili bile affetme yüceliğini gösterdi" diye kısa bir resmi bildiri yayınlıyor.
111 sene önce yaşadığımız ve tarihimize "Bomba Hadisesi" diye giren terörün vahşetini ve acısını ne yazık ki bugün o Belçika yaşıyor...
 
 
Bir Düşünce
Tacizleri ve tecavüzleri ve failleri savunmak doğru değil.
İnsanlar eğer gerçekten de söz konusu vakfın işe yarar bir kurum olduğuna inanıyorsa, yapılması gereken; suçlar ve suçlular ile derhal araya mesafe koymaktır.
Suçlara ve suçlulara sahip çıkmak, örtbas etmeye çabalamak, suçu küçültmeye, hafifsemeye çalışmak yanlıştır.
Daha kötüsü pedofiliye sünnetten kaynak bulup, İslamın bir değeri olarak sahip çıkmak sadece insanları dinden soğutmaya yarar.
Bu konuda söylenecek şey; her işin kendi zamanı şartlarında değerlendirilmesidir.
Aksi halde 630.yılın günümüzde çağ dışı kalmış ve artık savunulması imkansız her işini İslamın değeri olarak savunmak ve 630. yılına çakılıp kalmak durumunda kalırız.
Nitekim çağdaş İslamın en önemli sorunu budur.
 
 
Sünnete bağlılık gerekçesiyle 630. yılına ve o yılların Arap örf ve adetlerine çakılıp kalan İslam ile onu çevreleyen diğer medeniyetler arasındaki uygarlık farkı, her geçen yüzyılda daha çok artmıştır.
Ensar Vakfı'na sahip çıkanlar suçu ve suçluları en ağır şekilde lanetlemek zorundadır.
Bunlar kurum için safradır.
Bu safraların atıldığını halkın ve kamuoyunun görmesi gerekir.
Kurum ancak bu şekilde arınarak, aklanıp yoluna devam edebilir.
Başka bir seçenek yoktur.
 
 
Gülümseyin
Bir babaanne ve büyükbabanın evindeki tele sekreterdeki kayıtlar:
"Günaydın; şu anda evde değiliz, lütfen mesajınızı 'bip' sesinden sonra bırakınız;  
Eğer çocuklarımızdan biri iseniz, "1" e basınız.
Daha sonra 1 ila 5 arasında dünyaya geliş sırasına göre kim olduğunuzu belirtiniz.
Eğer; çocuklarla kalmamızı istiyorsanız "2"ye basınız.
Eğer; arabayı ödünç almak istiyorsanız "3" e basınız.
Bizlerden yıkama ve ütü yapmamızı istiyorsanız "4"e basınız.
Çocuklarınızın bu gece bizde kalmasını istiyorsanız "5"e basınız.
Okuldan torunlarımızı almamızı istiyorsanız "6"ya basınız.
Pazar günü için yemek hazırlamamızı istiyorsanız, ya da evinize servis edilmesini tercih ediyorsanız "7"ye basınız.
Bize yemeğe gelmek istiyorsanız "8"e basınız.
Sorun para ise "9"a basınız.
Bizi yemeğe davet edecekseniz, ya da bizi tiyatroya-sinemaya götürmeyi arzu ediyorsanız, lütfen kapatmayın, şimdi sizi dinliyoruz!.."
 
 
Aziz Nesin’den Kadın Tanımı
Bir kadına ne verirseniz verin, onu daha büyük bir hale getirir.
Ona sperm verirseniz, size bir çocuk verir.
Ona sebze verirseniz, size yemek verir.
Ona bir ev verirseniz, size bir yuva verir.
Ona bir gülücük verirseniz, size kalbini verir.
Ona bir şarkı söyleyin, size bir konser verir.
Kadın, kendisine verileni çarpıp çoğaltarak geri verir.
Bu yüzden ona çamur atarsanız, karşılığında bir bataklıkta boğulmaya hazır olun!..
 
 
Ölüm İlanı
Çatık kaşlı bir adam, her sabah gazete bayiine gelir, parasını ödeyerek bir gazete alır, birinci sayfaya baktıktan sonra gazeteyi satıcıya bırakır gidermiş.
Bir gün gazete satıcısı merakını yenemeyerek sormuş;
- Beyim, her sabah bir gazete alıyor ama sadece ilk sayfaya göz attıktan sonra gazeteyi bırakıp gidiyorsunuz. Nedenini sorabilir miyim?
Düzenli gazete alan alıcı cevap vermiş;
- Ölüm ilanlarına bakıyorum.
Gazete satıcısı;
- Ama ölüm ilanları iç sayfalardadır.
Gazete alıcısı adam;
- Olsun. Ama benim adına baktığım herifin ölüm ilanı birinci sayfadan verilecektir!..
 
 
Günün sözü:
Sahip çıkmayacaksan içindekine, şalvarda ipin ne işi var!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN