Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


8 Mart Geçti, Yola Devam

Yayınlanma Tarihi : 13 - 03 - 2016 : 10:15
Kadınlarımız bu yıl bir hata yaptı, ülkemin bu laf dinlemezleri 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamalarına erkenden başladı.
7 Mart Kadıköy Meydanı toplantısında hak ettikleri cezayı çektiler.
Karıncayı bile incitmez eğitimli değerli güvenlik güçlerimiz(!) onları uyardı ama ne fayda...
Üstelik efendice Toma hoparlöründen seslendiler; "Slogan atmayın, zinhar bağırmayın, pankart açmayın, yoksa!.."
Saflar sıkışınca, yine o kibar uyardı yapıldı:
"Evinize gidin ve Sayın Bakanımız Sema Ramazanoğlu Hanımefendi’nin önerdiği gibi börek açın. Sopa yemek için evde sabırsızlanan erkeklerinizi buraya gönderin!.."
 
Kadın bunlar birader; Hani saçı uzun, aklı kısa dediklerinden.
Sabır taşı bu, çatlayınca mecburen basınçlı su, biber gazı ve arkasından da coplar devreye girdi.  Baş örtülü, örtüsüz kadınlarımız iki seksen yere düştüler. Kanayan yüzleri ile fırsat kollayan foto muhabirlerine malzeme oldular.
Demek ki, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, her ne kadar 1921 yılından beri ülkemiz sınırlarına girmiş olsa da, anladık ki, Türkiye halen bu dünyanın bir ülkesi değilmiş.
 
Oysa;
Kadınlarımıza yıllardır verilen "işaret" ler var.
Şifre gibi değil, açık açık söyleniyor.
Ama siz bir türlü anlamak istemiyorsunuz, ben ne yapayım?
Vallahi kıyamam sizlere.
Üzülüyorum coplanmanıza, bedeninizin çürüklerle kaplanmasına.
Ama siz de anlayın artık bacım...
Bugün bir bakış açısı var, ısrarla anlamamak için direniyorsunuz.
Bak size iyilik olsun diye yazıyorum; okuyun bari;
- Nişanlı çiftler baş başa kalmamalı!
- Babanın kızına şehvet duyması haram değildir!
- Kadınların kaşını, tüylerini aldırması günahtır!
- Kadınların kahkaha ile gülmesi caiz değildir!”
- Kadınlar dekolte giyerse, kotla gezerse tecavüze davetiye çıkarır!”
- Kadınlar üç çocuk doğurmalı ve kürtajdan kaçınmalıdır!”
- Cima yaparken şeyhini düşün, böylece doğacak çocuğun ahlaklı olsun!”
- Kadınlar iş aradığı için erkekler işsiz kalmaktadır!”
Daha nice ince iletilerle sizleri uyardılar.
Ne o?
Bazı Türk Büyükleri bu öğütleri verirken ne yapıyordunuz; evde kocalarınıza börek mi açıyordunuz?
 
 
Kazaz olun, Kazaz!..
Siz bir tutturmuşunuz 8 Mart diye.
Şöyle bir etrafınıza baksanıza; ehl-i din sahibi olmuş, doğru yolu bulmuş hem cinslerinizden örnek alsanıza.
Örneğin Tuğçe Kazaz...
Manken kardeşimiz ne güzel soruyor;
"Acaba telefonumun ekranından Kabe’yi izlesem ve telefonumun etrafında tavaf etsem hacı olur muyum?" diye...
Sen de bunları sor be kardeşim! 
Peki sen ne diyorsun; "Börek de açmam, dekolte de giyerim, kürtaj da yaptırırım, sana ne!.."
Bak haberiniz olsun; bu kafada ısrar edersiniz seneye 8 Mart'ta da yersiniz copu oturursunuz yere!...
 
 
Evet; siz ödeyeceksiniz?
Sayın bayanlar,
Yani saygıdeğer kadınlar...
Biliyorum diyeceksin ki; bütün kötülüklerin ve kara sayfaların hesabını biz mi ödeyeceğiz?  
Ödeyeceksin sayın bayanlar,
Yani yurdum kadınları...
Çünkü bu yaptırımları ve muameleye yol verenlerin yarısı sizlerin hem cinsleri.  
Diğer yarısı da Üç Maymun'u oynayan sizlersiniz...
 
Cahiller için
Her konuda çok büyük bir kavram kargaşası var.
Önüne gelen konuşuyor, sözde bilgilendiriyor.
Ama hepsi "yalan-yanlış..."
Fırsat buldukça bazı okumuş cahillerin verdikleri bilgileri düzeltmeye çalışacağım:
Atatürk Koruma Kanunu'nu çıkartan Menderes'ti.
Başörtüsünü yasaklayan Demirel'di.
En çok toprak kaybeden Sultan ll. Abdülhamit'di.
12 Adalar, 1912 yılında, Osmanlı Hükümeti tarafından İngilizlere verildi.
Kıbrısı, 1878 yılında, tek bir kurşun atılmadan II. Abdülhamit tarafından İngilizlere verildi.
Ruslar Birinci Dünya Savaşından Önce Ardahan, Van, Erzurum'a kadar inmişlerdi.
Sultan Vahdettin, tahtında kalmasına karşılık, Sevr anlaşmasını kabul etmişti.
Türkler (Rumeli, Kafkasya, Azerbaycan ve Tarkistan Türkleri) ve Asyalı (Hint, Malay) Müslümanlardan başka bir Müslüman toplum, Osmanlı hilafetini kabul etmiyordu.
Saidi Nursi ve Şeyh Said, İngilizler tarafından kurulan, ve Doğu'daki vatandaşları kullanmak için yaratılmış olan Kürt Teali Cemiyeti'ne mensuplardı.
Kurtuluş Savaşında, Atatürk'ü kafir ilan eden, fetva ile öldürülmesini isteyen, Kuva-i Milliye ve onlara destek verenleri de kafir ilan eden, İskipli Atıf Hoca, İngiliz Muhipler Cemiyeti'ne mensuptu.
 
 
Onlar salak değil
1789 Büyük Fransız Devrimi ile kral XVI Louis tahttan indirilip tutuklandığında, isyanın kendi ülkelerine yayılmasından korkan Avrupa monarşilerinin aldıkları tek bir karar vardı; 
Devrimi Fransa’nın kendi toprakları içinde boğmak.
İngiltere, Avusturya, Prusya, Hollanda ve İspanya dört bir yandan Fransa’nın üzerine çullanınca, Fransız Devrimi bir anda bağımsızlık savaşına dönüştü. 
Fransız devrimcilerinin işgalcilere yanıtı şu oldu:
"Tek ve bölünmez Fransa Cumhuriyeti..."
 
 
Kuzey Fransa’da Okyanus kıyısında yaşayan Vandee halkı Fransızca bilmediğinden Cumhuriyetçi fikirleri anlayamamış ve bu yüzden, tarihsel nedenlerle kendilerine yakın gördükleri İngiltere tarafından kolaylıkla kandırılıp devrime karşı ayaklandılar.
Vicktor Hugo, "1793 Devrimi" adlı eserinde onları şöyle anlatır.
"Asilerin ağzından çıkan tek çığlık ‘yaşasın İngilizler’dir."
Vandee isyanı bastırıldı ve Cumhuriyetçi Devrim başarıya ulaştı.
Devrimin önderleri bu isyan nedeniyle bir ülkenin milli birliği için dil birliğinin ne kadar önemli olduğunu anlamışlardı. 
O günden sonra sloganlarına bir yenisi daha eklendi;
"Bütün Fransızlar Fransızca konuşmalı..."
Bugün bile Fransızlara Fransızca dışında bir dili konuşturamıyorsanız, sizi anlamalarına rağmen anlamamış gibi davranıp ısrarla Fransızca konuşmanızı bekliyorlarsa sebebi işte budur. 
 
 
Biz salağız?
Bir de bizde yıllardır süregelen dil kargaşasına bir bakın.
Yakılan okulları, öldürülen öğretmenleri, samimi olmayan söylemleri hatırlayın. 
Sonra reklam tabelalarına bir bakın:
Kebapçı yerine keb-up,
Vişneci yerine Whisneci,
Köfteci yerine Köfteachi,
Dönerci yerine de Dönerchi...
 
 
Ya, dil birliğinin sağlanmasında en önemli araç olan televizyon programlarımız?
Elindeki kepçeyi sallayarak size yemek tarifi veren, Türkçe bilmeyen ama Türkçe konuşan bir yabancı.
Sırtında çantasıyla bizim ülkemizde dolaşıp, ülkemizi bize anlatan, Türkçe bilmeyen ama Türkçe konuşan bir başkası.
Gereksiz yere yabancı kelime kullanmayı marifet sayan aydın bozuntuları, yeni yetme yazarlar.
 
 
Biz bunlarla uğraşırken, İtalya’nın Verona kenti belediye meclisi bizim kebap’ı yasakladı.
Bundan böyle kent merkezinde kebap işletmelerine kesinlikle izin verilmeyeceğini açıkladı.
İtalyan basını da yasağın adını koydu;
Kebap Yasağı.
Kentin belediye başkanı olan Flavio Tosi’nin kebap yasağını savunurken söylediği sözler inanılır gibi değil;
"Hem kent merkezinin tarihi ve mimari mirasını hem de Verona bölgesinin kültür ve geleneklerini korumak için bu kararı aldık. Bu önlem sayesinde, kentin onuruna zarar veren yiyecekler hazırlayan ve satan işletmelere izin verilmeyecek."
İlginç değil mi?
Adamlar kendi kültürlerini koruyabilmek için bizim kebaba karşı mücadeleyi onur meselesi yapıyorlar.
Biz de İtalyan restoran açtıkça, tabelalara İtalyanca isim yazdıkça, İtalyanca isimleriyle yemek siparişi verdikçe bir b.k olduk zannediyoruz.
Tamam...
Onlar kadar ırkçı ve ayırımcı olalım demiyorum
Amma ve lakin salaklığın da alemi yok birader!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN