Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Bir Ustadan Bir Portre...

Yayınlanma Tarihi : 21 - 02 - 2016 : 15:07
Anayasa değişikliği, başkanlık sistemi, terörle mücadele derken fidan gibi gençlerimizi insanlarımızı grup grup öbür dünyaya göndermeye devam ediyoruz. Ülkemiz sathı cenaze evi, camilerimiz, canlarımızla, evlatlarımızla vedalaşma alanı.
En kötüsü de yarınsız kalmak... Ona posta, buna posta kadim dostlar bile artık düşmanımız. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin, koskoca Amerika Birleşik Devletleri’ni “ya o ya ben!...” restinin karşı tarafında bir çapulcu grubundan yaratılmış terör örgütü var. Dün başka bir şey söylemiştik, bu gün başka bir şey söylüyoruz... Tuttuğumuz yollar çıkmaza saplanıyor, tutunduğumuz dallar elimizde kalıyor... Dünyada bizim kadar hiç yoktan başını derde sokmuş, her yere soktuğu burnuna ha bire yumruk yiyip kan revan içinde kalan, kişisel hırsların, egoların esiri olmuş, stratejilerin, “algı yönetimleri”nin, kişisel gelecek kaygısının girdabında yaşam savaşı veren başka bir ülke yoktur...
Mustafa Kemal Atatürk gibi bu ülkenin tüm zamanlarını ilmik ilmik planlamış, programlamış çizmiş bir rehberi varken bu hallere düşmek, yarınsız kalmak...
 
Bağırmaz, çağırmaz, kandırmaz...
 
Şimdi gelelim bu köşenin pazar rutinine...
Aşağıdaki metne, son okuduğum kitaplardan birinde rastladım ve sizlerle paylaşıyorum:
“Harikulade bir konuşma yetisine sahipti. Onda bu sadece bir yetenek değil, olayları derinlemesine ve apaçıkça görebilen üstün bir ruhun da ifadesiydi. Pek gür olmayan, fakat son derece ince bir esneklikte ve hafif dalgalanmalar yapan, tam kararında tınlayan, olağanüstü etkileme gücünde bir sesi vardı. Sesinin tonunda olduğu gibi, konuşma tarzında da her zaman ölçülü, yumuşaktı. Denebilir ki; uygar bir edası vardı. Bu konuşmalar, içeriği bakımından dövülmüş da çelikten farksızdı. Söz sanatı kalıplarına başvurmaz, güzel sözlerin parlaklığı ardına saklanmaktan kaçınır, duyguları çoşturmaktan ziyade, akla seslenmek ister, kandırmaz, ikna ederdi. Tartışmalarda hasmına saldırmaz, bağıra çağıra onu afallatmaya kalkışmaz, aksine karşı tarafın ileri sürdüğü kanıtları bir bir ele alıp çürütürdü. Öyle ki; bu kanıtlar kurumuş yapraklar gibi yerlere düşerdi. Konuşmasında daha çok bir flöreyle (çok ince, çok hafif, çok keskin kılıç) düello yapar gibidir. Ard arda şimşek gibi atılımlar yapar, en sonunda da kesin ve tam yerini bulan bir zarif hamleyle bitirirdi...
 
''Dagobert Von Mikusch”
 
Bilin bakalım; bu Alman yazar kimi anlatıyor?
...Evet... Bu cümleler 1874-150 yılları arasında yaşamış Alman Oryantalist (Doğu bilimcisi), Yazar Dagobert Von Mikusch’un “Avrupa ile Asya Arasındaki Adam” kitabından alınmıştır. Kitabını oluşturmak için bir kaç kez Türkiye’ye gelen, Gazi Mustafa Kemal’le defalarca görüşen Mikush, Türk belgelerinden, O’nunla ilgili Alman, İngiliz, Fransız, İngiliz, ABD ve İtalyan basınında çıkan bazı yazı ve değerlendirmelerden geniş ölçüde yararlanmıştır. Avrupalı okurlar için kaleme alınan kitap, Türkçe’ye de çevrilmiş, Cumhuriyet Gazetesi’nin okurlarına ücretsiz verdiği eserler arasında da yer almıştır...
 
Hepinize sağlık içinde mutlu pazarlar dilerim...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN