Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Sağduyu Özlemi

Yayınlanma Tarihi : 30 - 12 - 2015 : 15:41
BEN HABER GAZETESİ 39.SAYI
 
 
Sağduyuya, iyi niyete, ötekileştirmenin sonlanmasına, kardeşlik ve barışa, hakiki demokrasi sınırlarının genişletilmesine, her zamankinden daha çok gereksinimimiz var. Gündemin baş döndürücü, yıpratıcı hareketliliğine yetişemiyoruz. Ölüm haberlerinin sarsıcı, trajik hızına yetişemiyoruz. İstikrarın yerini, özellikle Güneydoğu’da,  ‘belirsizlik’ ve ‘kaos’ aldı.  
Ne yazık ki ‘barış’ çemberi, artık tamamen çatışmalarla besleniyor. 
Bir yandan, 2016 yılına yeni adım attığımız bu günlerde, dillendirilmekten kaçınılan özellikle İstanbul başta olmak üzere, büyük kentlerde hissedilen ‘ekonomik kriz’ işaretleri ortada. 
 
‘Ekonomist’ değiliz. Ama derinleşen bu doğal işaretleri görmek için, ekonomist olmak gerekmiyor. Kanayan bu izler yaşamın içinde. Arttığını gözlemlediğimiz işsizlik, kapanan sayısız iş yeri, dövizdeki hareketlenmeler. Örneğin inşaat alanı; arz-talep dengesi gözetmeyen yatırımlar karşısında sıkışmış dev bir sektör; duran konut satışları nedeniyle yaşanan tıkanıklık. İhracat rakamlarındaki düşüş; üst üste yapılan seçimlerde verilen sözler sonucu ekonomiye gelecek olası yükler. Rusya ile yaşanan kriz sonrası, tam panik atak yaşayan turizm ve ilişkili diğer sektörler. Benzer nedenlerin hepsi, sessiz kriz işaretleri. Dileriz, Türkiye ekonomik açıdan da, sıkıntılı sürece girmez.
Peki, barış, kardeşlik, demokrasi krizimize ne demeli? 
 
Bu yazıyı yazarken abartmamaya, kelimeler üzerinde sağduyuyu öne çıkarmaya çalışıyorum. 
Ama sadece ‘haber’ amaçlı ‘gazetecilik faaliyeti’ nedeniyle, tutuklular kervanına eklenen Can Dündar ve Erdem Gül, demir parmaklıklar arkasında çoktan birinci ayını doldurdu bile. Düşüncelerine katılmayabilirsiniz, yazdıklarını, haberlerini onaylamıyor olabilirsiniz. Haber üzerinden tutuklanmalarını içinize sindirebilir misiniz? Bu tabloyu, hangi demokrasinin sınırlarıyla açıklayacaksınız? Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanması, özünde demokrasi ve hukuk ayıbı değil mi? Haydi diyelim ki yargılanacaklar; tutuklulukları peşin cezaya dönüştürülmeden, tutuksuz yargılanmaları gerekmez mi? Türkiye’de şu an 30 civarında gazetecinin, cezaevlerinde tutuklu olduğu öne sürülüyor. Tutuksuz yargılanma hakkının, hepsi için geçerli olması gerekmez mi? 
 
Bu yol ayrımında sağduyu şart. Hukukun hakiki üstünlüğünü kapsamasını beklediğimiz demokrasinin; her zaman, hepimiz için, vazgeçilmez, koşulsuz, temel ihtiyaç olduğunun algılanması şart. Hayatın her alanında, yerelliği de kapsayacak şekilde; sadece ‘rövanş alma’ ve ‘kin’ üzerinden şekillenen ‘hukuk dışı siyasal üretime’ artık son verilmesi gerekiyor. Kardeşlik duygusunun, dayanışmanın hakim olması, ötekileştirmenin sonlanması, iyi niyet gerekiyor. 
 
Daha düne kadar bu ülke, Kürt sorununu çözme gayretindeydi. Hala ifade özgürlüğünün tartışılabildiği, gazetecilerin haber nedeniyle tutuklanabildiği bir ülkede, Kürt sorunu gerçek anlamda çözülebilir mi? Çözüm için tarihsel adımlar atılabilir mi? Zor olduğunu, daha zorlaştığını, zaten yaşananlardan anlıyoruz. Ülkenin birçok köşesinde, insanlar doğal yaşamlarını sürdürürlerken, Güneydoğu’da yaşanan bölgesel çatışma ortamında, yurttaşlarımızın çoğu en temel hakları ‘yaşam hakkını’ neredeyse yitirecek durumdalar.  Çünkü bazı ilçelerde temel yaşam hakkının simgesi olan ‘gıda’ya ulaşmakta bile zorluk çeker hale geldiler. Eğitim faaliyeti, rafa kaldırıldı. O bölgede yaşayan yurttaşların, sağlık sorunları ertelenmiş durumda. Anlatılanlardan, bizim bildiğimiz Türkiye dışında; bambaşka, acı, trajik bir Türkiye manzarası ile karşı karşıya kalındığını algılıyoruz.   
 
Alman düşünür, edebiyat eleştirmeni, kültür tarihçisi, Walter Benjamin (1892-1940) tarih tezlerinde bir ‘tarih meleği’ simgelerken; bizlerin bazen ‘ilerleyiş’ olarak adlandırdığımız süreçlerin; arkasında büyük yıkıntılar, büyük yaralar bıraktığını vurgular. Bu nedenle hayata bakarken, önce ‘tarih melekleri’ olarak, insanlığın bu yıkıntılarını görmemizi önerir. Komşumuz Suriye’nin nasıl aniden, adım adım yıkıldığını; hüzünlü mülteci yolculukları, kıyıya vuran ölü bebekler eşliğinde; hep birlikte çok üzülerek gördük. Kendi ‘ilerleme’ hakikatimize bakarken ise çoğumuz için şimdilik uzakta olabilen; Sur, Nusaybin, Cizre, Dargeçit, Silopi gibi yerlerin; nasıl yıkıldığını, acıtan objektiflerden, buruk fotoğraflardan görüyoruz. Çatışmalardan harap olmuş evleri arasında ağlayan sivil insanların, sessiz çığlıklarını duyuyoruz. Huzur peşinde göçenler, yurdun farklı köşelerine kaçışıyor. 
Sahnede ‘çaresizlik’ önde. Orada bir yer var uzakta. O yer, bizim ülkemiz. 
 
Tarih meleği, bize ilerlemenin dışındaki geriliği, gerçek yıkıntılarımızı, insanımızın acısını gösteriyor. Kendimize, ülkemize yeniden bakmak; şefkatle, barışa ve kardeşliğe sarılmak için, zamanımız var. Demokrasinin bize sunduğu adımları atmak için, zamanımız var. 
Hayat, başta yönetenler olmak üzere; hepimizi ‘sağduyuya’, ‘akla’, ‘demokrasiye’, ‘barışa’ davet ediyor. Sonuçta amacım, karamsarlık yaymak değil. Rahmetli Çetin Altan ustanın deyimiyle, ‘enseyi karartmamalıyız.’ Türkiye büyük bir ülke. Olumsuzluklar mutlaka aşılacaktır. 
İyi niyet ve gelecek, hepimizin kalbinde… Sevgiyle, umutla, tüm okurlarımıza çok güzel bir yıl diliyorum… Temel dileğimiz, 2016 yılının ülkemiz için de çok çok iyi, barış içinde geçmesi…
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İki Nokta
(15 - 11 - 2016)
İmge Yeryüzü
(02 - 11 - 2016)
Dostların Sesi
(25 - 10 - 2016)
İyilik Duygusu
(31 - 08 - 2016)
Sessizlik İyidir
(08 - 07 - 2016)
Karma
(13 - 06 - 2016)
Anlam Arayışı
(23 - 05 - 2016)
Masallar, Gerçekler
(25 - 04 - 2016)
Eğer Bir Çocuk...
(12 - 04 - 2016)
Eco’nun izleri
(09 - 03 - 2016)
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN