Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


İskenderler ve Aristolar...

Yayınlanma Tarihi : 27 - 12 - 2015 : 09:09
İster “karamsarlık” deyin, ister başka bir şey... Bir çok yaşanmıştan ve halen yaşanmakta olan bir çok unsuru bir araya getirdiğim zaman ülkemizin geleceğini hiç de parlak görmüyorum ve bu ülkede mutlu ve müreffeh gelecek bekleyen gençlerimiz, çocuklarımız, torunlarımız adına çok üzülüyorum.
100 yıla yakın, koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak ve paylaşmak üzere çevirmedik dümen, içimize sokmadık fitne bırakmayan emperyal güçler, yine bizi hedef seçti. 
Onların topuna tüfeğini karşı yoktan var edip kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’nin toprakları üzerinde, savaşıyoruz, öldürüyoruz, ölüyoruz.
Halkımız tam ortasından ikiye bölünmüş durumda. Daha derinlere dalmaya, içinde bulunduğumuz ortam izin vermezken, aklıma kazandığı zaferlerin büyüklüğü karşısında bir an telaşlanan Büyük İskender’in hocası Aristo’ya yazdığı mektup ve cevap geldi..
Anadolu’ya geçtikten sonra Persler’in (İranlılar) fethetmedik kalesini, teslim almadık şehrini bırakmayan İskender, bir an kendine gelir ve akıl hocası Aristo’ya mektupla sorar:
“Zaptettiğim topraklardaki insanları yönetimim altında tutabilmek için;
1- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?
2- Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım?
3- Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim?...”
Büyük Filozof’tan cevap gelir:
“1- Sürgünde toplanıp sana karşı baş kaldırırlar.
2- Hapishaneler militan yuvası olur, sana baş kaldırırlar.
3- Onlardan sonraki kuşak, intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.
O halde; insanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Onlar birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın...”
 
Sanatçıdan Savaşçı Olur mu
 
Şimdi; İskender’in aklından geçenlerin günümüz Türkiye’sinde uygulanıp uygulanmadığını düşünün, üzerine de Aristo’nun öğütlerini dışarıdan uygulayanların varlığını koyun ve içine yuvarlandığım umutsuzluk denizinden kurtarmayı deneyin...
“Sanatçıdan savaşçı çıkar mı?” Peki; bir başka bilgi ve birikim denizinin şu cümlelerine ne dersiniz?
“Bu askeri devlet (Isparta) ve benzeri tüm diğer devletlerdeki örnekler, bilim ve sanat öğrenmenin, yürekleri sağlamlaştırıp savaşa hazır hale getirmek yerine, yumuşattığını ve ‘kadınlaştırdığı’nı gösteriyor. 
Bizim zamanımızda (1533-1592) dünyada en güçlü görünen devlet, Türklerdi. İnsanlar silahların değerini bilirken, öğrenmeyi küçümsüyorlar. Bana sorarsanız; Roma bilgilenmeden önce daha cesurdu. Günümüzde en savaşçı halklar, en bilgisiz olanlardır. İskitler, Parthlar ve Timurlenk, bizi doğruluyor.
Gotlar Yunanistan’ı yakıp yıktıkları zaman, kitaplıklarını ateşe verilmekten kurtaran şey, içlerinden birisinin şu görüşü oldu:  Bunları (kitapları) olduğu gibi düşmana (Yunanlılar’a) bırakmalıyız... Çünkü bunlar onları askeri uğraşılardan çevirecek, boş şeylerle oyalayacak...
Kralımız Charles VIII, kılıcını kınından çıkarmadan kendisini Napoli Krallığı’nın ve Toskana’nın önemli bir bölümünün efendisi bulduğu zaman, bu beklenmedik kolaylıktaki fethini, İtalyan prenslerinin ve soylularının zamanlarını güçlü ve savaşçı olmak yerine, daha zeki ve daha çok öğrenmek için geçirmelerine bağladı.
 
Michel de Montaigne
Şimdi bir sorunun zamanı; acaba biz, sanatla, bilimle, ilimle uğraşıp “kadınlaşmak” yerine, “iyi savaşçı” olmayı yeğlemiş olabilir miyiz?
Ya da, malum güçler bizi daha kolay yönetilir halde tutmak, diledikleri yere “bağlamak” için, özellikle sanatsız, teknolojisiz bırakmış, “bu dünyayı bize bırakın, öbür dünyaya hazırlanın” demiş ve “içimizdeki güçler” aracılığıyla bunu yapmış olabilirler mi?
Mutlu pazarlar dilerim...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN