Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Darısı Başımıza

Yayınlanma Tarihi : 28 - 10 - 2015 : 10:37
Bir düşünün...
Hafta sonu bir otelde kalıyorsunuz, oda temizliği için gelen görevli kapınızı çalıyor.
Açtığınızda karşınızda duran temizlikçi eski bir bakan.
Kim mi bu bakan?
25 yıl milletvekilliği yapmış, üstelik yıllarca İsveç’in en büyük partisi olan Sosyal Demokrat İşçi Partisi başkanlığı görevini yürütmüş Mona Sahlin.
Sahlin, kızının kurduğu bir temizlik şirketinde hafta sonları otel odası temizliyor.
Hem de hiç gocunmadan.
 
 
Sahlin, siyasi hayatı boyunca iki kez rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla soruşturma geçiren bir siyasetçi.
İlki; sağcı bir gazete Sahlin’in devlet işleri için tahsis edilen kredi kartından kendisine çikolata aldığını öne sürünce, görevinden istifa ediyor ve kendisini mahkemeye veriyor.
Tarihe "tobleron davası" olarak geçen bu soruşturma sonucunda aklanıp, görevine geri dönüyor.
 
 
Sahlin’i ikinci kez rüşvet iddiasıyla yolsuzlukla mücadele komisyonu karşısına çıkaran suçlama ise, denetim mekanizmalarının demokrasilerde nasıl çalıştığı konusunda ibret olacak cinsten.
Sahlin, bakanlık yaptığı dönemde, ünlü tenisçi Roger Federer’in Dünya Şampiyonluğu final maçına turnuva organizatörleri tarafından onur konuğu olarak davet ediliyor.
Ancak yolsuzlukla mücadele komisyonu, bu daveti kabul edip maç bileti ücreti ödemediğinden, siyasal makamını kullanarak kendisine çıkar sağladığı gerekçesiyle Sahlin hakkında soruşturma başlatıyor. Sahlin çok zor durumda kalıyor.
Partisi de seçimlerde yüzde 0,5 oy kaybına uğrayınca görevinden istifa ediyor...
Şaşırdınız değil mi?
Çünkü böyle siyasetçilere alışık değiliz.
Bizimkiler, 102 kişi öldüğünde ya da 301 madenci şehit düştüğünde bile, "Ne o ya, her olaydan sonra istifa mı edeceğiz kardeşim" diyecek kadar pişkinler(!)
Hiç umudum yok ama, yine de "darısı başımıza" diyorum.
Belki 1 Kasım'da seçilenler daha "ar damarlı" çıkarlar.
 
 
Mayıs 2015 Yazım
7 Haziran öncesi Mayıs aylarında yazmıştım.
O seçim yapıldı, seçmenin iradesi yok sayılarak koalisyon kurulamadı.
Bu Pazar ne yazık ki kaos ve kargaşa ortamında yeniden bir genel seçime gidiliyor.
Oysa siyasi tablo çoğunluğun görüşüne göre yine değişmedi.
Bunun için 2015'te yayınlanan yazımı tekrarlamak istedim. Tabi ki özetini.
Rahatlıkla yeni bir yazı havasında okuyabilir ve üzerinde düşünebilirsiniz.
 
   
İşte o yazı:
Genel seçimlere nerede ise üç hafta kaldı. 
CHP, vatandaşın ekonomik sıkıntılarını belki de ilk kez "çözüm"ünü de açıklayarak propaganda yapıyor.
Nitekim Kılıçdaroğlu’nun asgari ücret 1.500 TL olacak yaklaşımı üzerine, düğünlere has takı takma yarışına benzer arttırmalar başladı.
Daha önceki yıllarda yapılan seçimlerle kıyaslarsak, anket şirketleri "sessizliği" oynuyorlar.
AK Parti oylarının düştüğünü söyleyen bir anket şirketinin başına gelenler sanırım bunda büyük etken.
Bu seçimin bir diğer önemli kıstası ise HDP!
Eğer barajı aşabilirse AK Parti'de ciddi bir koltuk kaybı olacağında herkes hem fikir.
Hatta belki de AK Parti tek başına hükümet kuramayabilir diyenler bile var.
 
 
Çoğumuz bu genel seçimlerin ülkemizin kader seçimi olacağını söylüyoruz.
Kendisini ülkenin geleceğine adamış tüm seçmenlerimize çağrım şudur:
Kendisini politik yelpazenin sağ ve sol kulvarında sayan büyük veya küçük tüm siyasi partiler bu kader seçiminde sandıkta fikirdaşlarıyla ittifak yapmak zorundadırlar.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN