Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Bergama Harekatı..

Yayınlanma Tarihi : 22 - 10 - 2015 : 08:53
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “kırsal kalkınma projeleri”ni taktirle izliyorum. İnsanlara, doğdukları topraklarda geçim şartları sağlandığı taktirde, şehirlerde macera arama peşine düşmediği toplumsal ve de bilimsel bir gerçektir. Geçim kaynağını buldukları taktirde, hem eş-dost ve akrabalarından kopmuyorlar, hem de doğup büyüdükleri topraklardan.
Çeşme-Karaburun Yarımadası’ndaki köylere, geçim tezgahları kuran, geçim şartları sağlayan Kocaoğlu ve arkadaşları, izlediğim kadarıyla iki gündür, tarih ve bereket diyarı Bakırçay Yöresi’nde benzer girişimlerde bulunuyor.
Hem de lafla değil, icraatla...
 
Nitekim Başkan bu geziye, 306 kıvırcık, Sakız, Tahirova koyun ve koçu ile süt verimi yüksel keçi ile gitmiş ve “Kırsalda gelir getirici faaliyetlerin desteklenmesi” projesi kapsamında, 80 aileye kura ile dağıtmış. Hem de tamamen hibe olarak... Geride ne senet var ne borçlanma... Eti senin, sütü senin, kemiği de senin...
 
Yerelde kalkınmanın sadece kanalizasyon, su, arıtma, yolla olmayacağının altını çizen Kocaoğlu eklemiş:
Tabii ki bunları da yapacağız. Ama diğer taraftan da vatandaşlarımızın gelir düzeylerinin artması için de ne gerekiyorsa yapmamız lazım. Şimdi damızlık küçük baş hayvan dağıtıyoruz. Hayvancılık ve çiftçilik aile işidir. Burada küçük baş hayvanları üreterek, diğer gelir getirici faaliyetlerin yanında bunu da yapabileceklerini düşünüyoruz.
 
Teşviği Köylüye Ver...
“Tarım, hayvancılık, biraz da sanayi ülkesi” olarak tarif edilen Türkiye’de, hayvancılığın durumu malumdur. İnsanlarımız dünyanın en pahalı kırmızı etini tüketmek, daha doğrusu tüketememek durumundadır. Avrupa’daki bir vatandaşın 2 kilo, 3 kilo et için ödediği paraya, bizim insanımız bir kilo için vermektedir. Tabii verebilecek parası varsa... Orta Avrupa’nın küçük ülkesi Macaristan’dan bile etlik hayvan ithal etmek durumunda olduğumuz da bir gerçektir.
 
O bakımdan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “çiftçiyi de hayvan üreticisi haline getirmesi”ni, hayvancılığın gelişmesi açısından çok önemsiyorum. Türkiye’de, her çiftçinin evine bir veya bir kaç hayvan bağladığımız zaman, hayvancılığın gelişeceğine, bizim insanımız da ucuz et ve süt tüketeceğine inanıyorum.
 
Hiç unutmam; evinde iki inek besleyen bir köylü ile sohbet ediyoruz. Kendisine, “yem pahalı, süt ucuz... Görülüyor ki siz bu işten bir şey kazanmıyorsunuz” dediğimde, onun cevabı hazırdı. “Doğrudur... Ama biz sattığımız sütle ancak hayvanı besleyebiliyoruz. Bizim kazancımız danasıdır. Bizim asıl karımız odur ve onun için inek besliyoruz.”
İşte Türkiye’de hayvancılığı geliştirmenin formülü... Büyük çiftliklere milyonlarca liralık teşvikin yanına, hayvan besleyecek çiftçiyi de kat, gerisi kendiliğinden gelecektir. 100 haneli bir köyde, hane başına iki inek beslense, al sana 400 kasaplık hayvan... Çarp Türkiye’deki çiftçi sayısıyla...
 
Bergama’ya Tren, Ankara’dan Biter…
Biz yine Başkan Kocaoğlu’nun gezisine dönecek olursak; yöre halkının en büyük dileği, Aliağa’ya kadar ulaşmış İZBAN hattının, Bergama’ya uzatılmasıdır. Nitekim, Başkan’ın geçmiş söylemlerini unutmayan yöre halkı, sık sık bu isteği de gündeme getirmiş. Bu, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tek başına gerçekleştireceği bir durum değildir, yerel siyasi güçlerin Ankara’yı harekete geçirmesi ile olacak bir iştir. Hükümet onaylamadıktan sonra, Büyükşehir yöneticilerine “hadi bakalım” demedikten sonra, sözler lafta kalmaya mahkumdur.
Ancak Başkan Kocaoğlu, bu alanda benim kadar umutsuz değil. İşin yolunu yordamını gösteriyor, çevredeki siyasi güçlere de doğrudan mesaj veriyor:
 
Bu hat şimdilik Çandarlı Limanı’na kadar geliyor. Seçimden sonra ilk mücadelemiz, ilk önerimiz, İZBAN’ın Bergama’ya kadar gelmesi için hep birlikte çalışacağız... Ben bu konuda elimden gelen maddi manevi desteği vermeye hazırım...”
Daha ne desin... Gerisi, para ve proje musluklarını ellerinde bulunduran Ankara’daki siyasi erk sahiplerine düşüyor.
 
Üst Geçide Bir Öneri
Maalesef, ülkemiz için artık “biçilmiş kader” haline gelmiş olumsuzluklardan sonra, yerel bir konuya, Konak Tünelleri’nin devreye alınmasından sonra günde ortalama 35 bin hemşerimizin, Konak Meydanı’nda “sersem tavuk” gibi, karşıya geçme telaşını ve isyanını defalarca yerinde tespit etmiş bir meslek erbabıyım.
Gazete haberlerinden öğreniyoruz ki, meğer Konak Tünelleri’yle birlikte yapılıp hizmete açılması beklenen üst geçit projesi, tam 1.5 yıldır “olmadı yeniden yap” sürecindeymiş ve hala da bu süreç tamamlanmamış. 
Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun iki kez “Konak Meydanı’nın kentsel ve tarihsel bütünlüğüne uygun” bulmadığı proje, bir kez daha Kurul onayına sunulmuş ve Kasım toplantısında “onay” çıkarsa, Karayolları İkinci Bölge Müdürlüğü derhal harekete geçip, günde ortalama 35 bin kişinin kullanacağı üst geçidi yılbaşına yetiştirecekmiş.
Benim gibi, “bu kentte işler neden yavaş yürüyor, ya da yürümüyor”a takılmışların aklına gelen sorular şudur;
- Proje hazırlayıcısı Karayolları uzmanları, Konak Meydanı’nın “Kentsel ve tarihsel bütünlüğü”ne uygun proje hazırlayamıyor mu?
- Onay yetkisini elinde bulunduran Koruma Kurulu üyeleri, red gerekçelerini Karayolları uzmanlarının anlayacağı şekilde hazırlamıyorlar mı?
Genel beklenti; 
Proje sahibi Karayolları’nın bu kez, daha önceki iki ret gerekçesine uygun proje hazırlamış olması, kurul onayıyla Konak’taki yaya geçidi çilesinin bir an önce son bulması yolundadır.
Bir de hatırlatmak isterim; Yapılacak üst geçit, günlük ortalama 35 bin kişi kullanımıyla, bu kentin en önemli üst geçidi olma durumundadır. Bu aşamada bir “hariçten gazel” de ben okuyayım: 
Projeye, yaşlı ve güçsüzlerin rahatlıkla kullanımı da düşünülerek, asansör ya da yürüyen bant eklenmesi elzem gibi görünüyor. 
Böyle bir ihtiyacın, 3-5 sene sonra gündeme gelip “tadilat projesi” hazırlanması yerine, bunun şimdiden yapılmasında yarar var.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN