Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Kötü Söz, Sahibine İade...

Yayınlanma Tarihi : 05 - 08 - 2015 : 09:16
Türkiye’nin kaderine hakim olanların 7 Haziran seçim meydanlarında yarattığı gerginlik, birbirlerini aşağılama yarışları, aklı başında her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının asıl korkusu olan “seçim sonrası felaketleri”ni bir bir başımıza getirmeye başladı. Sürekli beslenen kin, nefret ve ötekileştirme söylemleri hala tüm hızıyla devam ederken, bunun ağır bedelini yetim kalan çocuklar, dul kalan eşler ve evlat açısıyla yürekleri kavrulan anneler, babalar, yakınlar sevgililer ödüyor.
Bu vatan ya da hiç uğruna ölen daha 20’li 30’lu yaşlardaki gençlerden hiçbirisinin, etkin söylem sahiplerinden herhangi birinin evladı, yakını olmaması Yüce Allah’ın da asla razı gelemeyeceği bir adaletsizlik örneğidir. Ateşin düştüğü yeri yakması, siyasilerin o ateşte “anaların, babaların, çocukların, dul eşlerin büyük acıları karşısında insani duygularının dışında yanacak hiç bir şeylerinin bulunmaması” gibi bir durum...
 
Yeni Bir Sınıf Daha: Şerefsizler...
Ülkemiz insanları bir grup şehidin acısı bitmeden yenileriyle karşılaşırken, yarın kimlerin yüreğinin yanacağı endişesiyle boğuşurken, böylesine bir ortamda bile kin ve nefret tohumların dibine su dökülüyor olması, ülkemizinin içinde boğuştuğu siyasetçi talihsizliğinin en ağır göstergesidir. Böylesine bir ortamda işi, bir partiye o verenleri “şerefsizler” ilan edecek kadar ölçüyü kaçırmış olmanın başka türlü bir izahını bulamıyorum.
Oysa yakından bilirim ki; geride bıraktığımız seçimlerde HDP’ye oy verenler, uzun bir vicdan muhasebesi, durum değerlendirmesi sonucu bu karara varmışlardır. Tabii ki bu ağır kararın altında yatan gerçekler bu kadarla sınırlı değil. Anlaşılmayacak, algılanmayacak bir davranış biçimi de değil. Ama bazı kafalara girmiyorsa, bazı kafaları delirtiyorsa, yapacak bir şey yok...
Kötü söz sahibine aittir, en hafifinden sahibine iadeyi gerektirir. Bırakın siyasiliği,yaşını başını almış birinin ağzına yakışmaz. Ortaya çıkan seçim sonucunu, aradan geçen iki aya rağmen hazmedememiş olmak, rakamlara bakıp gittikçe işkillenmek, “kendine bakma” erdemine daveti de zorunlu kılar.
 
Bu Kent Bu Yükü Kaldıramaz...
Gelelim, başka ülkelerin liderlerinin yaktığı, “özgürlük ve demokrasi” ateşinden canlarını kurtarıp, doğdukları, doydukları, vatan bildikleri toprakları terketmek durumunda kalan İzmir’in sayıları 100 bini aşan Suriyelisi’nin İzmir sokaklarında sevgiledikleri insanlık dışı dramlarına... Çoluk çocuk sefaletlerine... Bunların her birinin, yeme içme ve sonrasında dışarı çıkma gibi önlenemez, önüne geçilemez doğal ihtiyaçları olduğunu, bunları nasıl ve hangi şartlarda giderdiklerini düşününce, insan olan insanlığından utandığı gibi, bu insanların başına bunları getirenlere, en ağır insanlık sefaletinin göbeğine atılmasına sebep olanlara, en hafifinden lanet okumaktan da geri kalamıyor.
Komşuda yakılan o korkunç “ego ateşi” hem camızı, hem vicdanımızı yakmaya devam etmekte kimse de nasıl üstesinden gelineceğini bilememektedir.
İzmir gibi bir şehir, günden güne artar dozdaki bir ağırlığa ne kadar dayanır, ne kadar kaldırabilir?
Bu manzaranın temizlenemeyecek bir pislik, önlenemeyecek bir salgın hastalık getireceğini tahmin edememek olsa olsa saflık olur, bu da bu kente “yönetici sıfatı” taşıyanları ağır altından kalkamayacakları ağır vebal altına sokar.
Bu kentin en büyük mülke amiri konumundaki Vali Mustafa Toprak’ın ne gibi tedbirleri olduğunu da merak etmekteyim.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN