Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Padişaha sır söylenmez...

Yayınlanma Tarihi : 02 - 08 - 2015 : 10:01
Gözümüz kulağımız Ankara’da... Seçtik, gönderdik, “hadi bakalım, sıra sizde” dedik, ama onlar “sırasını savmakta” o kadar istekli arzulu değiller. Ellerinde bir kırmızı tebeşir; oraya buraya çizik atıyorlar. Kimisi “istikrar” diyor, kimisi “hak-hukuk...” Kimisi “yolsuzluk” diyor, kimisi de “eski defterleri karıştırtmam...” Belli ki, eski defterler temiz tutulmamış...
 
Seçim sonrasının en sorumlu davranan partisi CHP, 14 kırmızı çizgi ile oturduğu koalisyon masasında 9 çizgiyi silmiş. Seçim sonrasının en “nazlı partisi” ile de gayri resmi görüşmeler yapılıyormuş. Oysa bu ülkenin aydınlar, üretenleri, vergi verenleri iki aydır hükümet kurulmasını bekliyor ve ısrarla da kurulmasını istiyor.
Ama bugüne kadar hiçbir ülke sorununda uyuşmayan kafalar, yönetim tarzları, kardeşlikle başlayıp düşmanlık tohumlarıyla biten söylemler, işi zora sokuyor.
 
Oysa bugün Birleşmiş Milletler’e kayıtlı 200 kadar ülkenin hepsinde sadece 3-5 rejim uygulanır, hiçbiri diğerine benzemez. Ama inanırım ki, hangi rejim, hangi izm olursa olsun, bir ülke gül gibi yönetilebilir. Yeter ki, yönetim kadroları, kendisinden ve çevresinden daha çok, kaderine hakim olduğu insanların refah ve mutluluğuna odaklanabilsin...
 
Örneğin; “monarşi” ile “demokrasi” birbirine son derece zıt iki rejimdir. Ama İngiltere’nin kendilerini aşmış insanları, monarşinin yanına öyle bir demokrasi monte etmişler ki, ülkenin kırmızı çizgilerini belirlemek üzere bir anayasaya bile ihtiyaç duymamaktadırlar...
Sözü uzatmadan, en iyisi ben size bu köşenin “pazar ruhu”nu uygun bir hikaye anlatayım...
 
“Ben Bu İsyanı Bastırırım...”
 
Vaktiyle bir ülkede asayiş bozulmuş, oluk oluk kan akıyor. Özellikle bir eyalette çıkan isyan, gittikçe büyüyor, devlet güçleri bastırmakta yetersiz kalıyormuş. Ülkenin padişahı veya kralı, çevresindeki tüm mevki sahiplerini toplamış, fikirlerini almış. Ancak tartışma boyunca sessiz kalan yaşlı yönetici sonunda dayanamamış:
Ben bu isyanı bastırırım!...
 
Padişah “nasıl?” diye ısrarla sorsa da “orasını bana bırakın” diyen yaşlı yönetici, gerekli izinleri aldıktan sonra güçlü bir ordu ile isyan bölgesinin yolunu tutmuş, ordusunu güvenli bir bölgeye yerleştirdikten sonra isyancı başına haber salmış; silahsız ve korumasız olarak bir yerde buluşalım.
 
Çağrıya uyan elebaşı, karşısında zavallı gibi duran yaşlı yöneticiye tüm isteklerini küstahça sıralamış.
Eşkıya başını ilgi ve sabırla dinleyen yaşlı adam kulağına eğilmiş:
Oğlum; sağ olasın her şeyi sayende öğrenmiş oldum. Akşam kimseyi peşine takmadan çadırıma gel, sana yüce padişahımın bir hediyesi var.
 
Çulsuz elebaşı, bir kese altın hayaliyle akşam çadıra gelir. Kurnaz yönetici, çadırın arkasında bekleyen 20 kadar askeri içeri çağırır ve elebaşının ırzına geçirtir.
 
Perişan haldeki eşkıyaya karşısına alır ve der ki:
Ulan Yezid... Eğer bu isyanı hemen önlemezsen, tellallar aracılığıyla bu çirkin durumu tüm ülkeye yayarım.
Devlet çadırından sağ kurtulduğuna şükreden elebaşı, tüm isyancıları toplar:
Bana bakın!... Bundan sonra padişahımıza, devletimize baş kaldıran karşısında beni bulur. Mesele bitmiştir, silahları bırakın ve dağılın!...
Gerçekten de isyan bitmiş ordu dönüşe geçmiştir. Padişah mutludur ama işin kansız nasıl başarıldığını merak etmektedir. Bir gün bir divan toplantısında yaşlı yöneticiden bu işi nasıl başardığını ısrarla sorar.
 
Sırdır Padişahım...
 
Ancak padişahın ısrarından pabucun pahalı olduğunu gören yaşlı yönetici anlatmak zorunda kalır.
Yaşlı yöneticisini dikkatle dinleyen Padişah kendi kendine söylenir:
Vay canına... İyi fikir... Demek ki ben de bu yaşlı yöneticinin ırzına geçirtsem, değil bir sancakta, tüm ülkede dirlik ve düzenliği kolayca sağlarım... Hepinize sağlık içinde mutlu pazarlar dilerim...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN