Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Tekrar Başa Döndük!..

Yayınlanma Tarihi : 30 - 07 - 2015 : 09:42
Yedi Haziran sonrası, bugüne kadar kurulamayan ya da kurdurulmayan hükümet nedeniyle siyasi tarihimize geçecek bir rekor(!) kırıldı.
Bu rekorun adı; Cumhuriyet tarihinin "genel seçim sonrası hükümet kuramama süresine dair", 50 günlük "utanç rekoru"dur.
Buna benzer süreçler;
6 Kasım 1983 seçimlerinde 36 gün.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde 37 gün.
18 Nisan 1999 seçimlerinde 39 gündü.
Şimdi ise, aradan geçen 70 yılın rekoru aşıldı ve Türkiye'de "seçim sonrası" hükümet kuramama süresi, tarihi rekora "on bir gün" daha eklenerek ilk defa 50 günü geçti.
Daha de ne zaman kurulur, Allah biliyor!..
 
Demokrasilerde bu durum normal değildir.
Nasıl ki, 27 Mayıs İhtilali'nden sonra Cemal Gürsel hükümetinin 2 gün içinde kurulması; garip, acayip, anlaşılmaz ve izah edilemez ise...
Bugün hükümetin 39 günlük Cumhuriyet tarihi rekoru aşılarak 50 günü geçen bir sürede kurulamaması da, en az o kadar garip, acayip, izah edilemez, anlaşılamazdır.
 
Seçim sonuçları kesinlikle bir kaos, kriz veya hükümet bunalımı yaratacak cinste değildir.
258 + 132 + 80 + 80 formülü, onlarca hükümetin kurulmasını pekala mümkün kılacak ve imkân verecek niteliktedir.
Bugünkü süreçte yaşadıklarımız, bu tabloya bakıldığında, kesinlikle bir kaos, kriz, bunalım veya buhran değil; ister istemez insanın aklına bir tiyatro veya danışıklı dövüş olasılığını çağrıştırmaktadır.
Nitekim, insanların mahalle aralarında, sokaklarda, ev sohbetlerinde, kahve köşeleri, otobüs ve dolmuşlarda konuştukları bu ve buna benzer senaryolardır.
Açık, açık; "Bunlar bu işi yapamayacaklar, bizim gazımızı almak için maval okuyorlar" denmektedir.
 
Ülke olarak iki farklı süreç yaşıyoruz.
7 Haziran'dan önce "çözüm süreci" dayatması vardı.
Kürt sorunu mutlaka çözülmeliydi.
Toplantılar yapıldı, İmralı'nın görüşleri açıklandı. Deklarasyon yayınlandı. Anayasa'nın bile değiştirilmesi gündeme getirildi. Eşkıyanın sınırlarımızdan törenle geçişlerine izin verildi.
23-24 Temmuz'dan sonra ise her şey tersine döndü:
Çözüm sürecinin PKK'nın eylemleri nedeniyle devam edemeyeceği değerlendirilmesi yapıldı.
Kritik bir aşamaya gelindiği duyuruldu.
PKK'ya son kez silahları bırakması çağrısı yapıldı ve şu mesaj verildi:
"Silahı bırak, kamu düzenini bozma. Çözüm süreci sizin terör eylemlerini sürdürmeniz anlamına
gelmiyor. Hem süreç deyip hem de bunları yapamazsınız.."
 
Türkiye bu süreci daha önce, yüzlerce vatan evladını şehit vererek yaşadı.
PKK asla silah teslim etmez.
Geçmişte olduğu gibi hükümet gider alır.
Mahkeme kuran, yol kesen, cinayet işleyen, haraç alan, adam kaçıran ihanet şebekeleri ile bu başıbozukluğa, asilik, isyankârlıkla vatan hainlerine yardım ve yataklık edenler toparlanır, tutuklanır ve yargıya havale edilir.
Ama dün bunu yapanların çoğu, bugün "insanlık suçu işledikleri gerekçesiyle" cezaevlerinde, bir bölümü de meslekten ihraç edilmiş durumda.
Şimdi, 90'lı yılların sonunda olduğu gibi, "silah bırak, yoksa karışmam" deniyor.
Kürt sorununu böyle; "işimize geldiği" gibi, filmi tekrar tekrar başa sarıp yeniden oynatarak mı çözeceğimizi düşünüyorsak aldanıyoruz.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN