Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Aziz Bey de ''Hamam'' İşletiyor

Yayınlanma Tarihi : 26 - 07 - 2015 : 09:44
Duymadıysanız, bilmiyorsunuz söyleyeyim.
Aziz Bey'in de Çeşme'de benim gibi gizli bir "hamam işleticisi" olduğu ortaya çıktı.
Çünkü O da benim gibi yüklüce/İZSU kazıklı su parası ödüyor.
Hatırlayacaksınız;
Çeşme'nin "kazıkları" üzerine yazdığım yazı, bu gerçeği ortaya çıkardı.
İZSU, bizim yazlığa aylık diye gönderdiği, aslında 21 günlük üçyüz küsür liralık su faturasına isyan edince "araştıralım" kararı almış.
Umutlanmadım desem yalan olur.
Belki, "atık su parasını" iade ederler diye düşündüm.
Çünkü bizim Paşa Limanı bölgesinde kanalizasyon şebekesi yok.
Sızdarmasız foseptiğe "şey yapıyoruz(!)"
Evi yapanlar, "sızdırmasız"ın kapasitesi küçük tutmuş olmalılar ki, her 15 günde vidanjöre 100-150 lira bayılıyoruz.
İZSU, kullandığım temiz suyun "pislenen atığını" ben hallettiğime göre, vermediği bu hizmet için para almaması lazım diye düşünüyorum.
Aslında 3 kişi yaşıyoruz, öyle sabahtan akşama kadar tuvaleti mesken tuttuğumuz da yok ama, doluyorlanet, ne yapayım?
 
 
Aziz Bey ile, hafta arasında bir Kula seyahatimiz oldu.
Laf atmasa, konuyu açmaya niyetim yoktu.
"Ödedin mi Çeşme'de işlettiğin hamamın su parasını" diye takılınca, verilen pası "gole" çevirmek elzem oldu.
Bitti o iş, ödedik...
Ama şimdi sizden, "vidanjör" paralarımı geri ödemenizi bekliyorum. Her ay sizden üçyüz lira alacaklıyım, diye ekledim.
Gevrek, gevrek güldü?
"Nedenmiş o?" diye sordu.
"Kanalizasyon yok, bu hizmeti vermiyor ama atık su parası alıyorsunuz. Haksızlık, adeletsizlik, gasp bu" deyince;
"Ben de ödüyorum" demez mi?
Hah oğlum dedim; gol atacakken, gölü yedin, çıkart bakalım, şimdi çıkarabilirsen... 
"Ben de senin gibi 300 lira ödedim..."
Ciddi misiniz?
"Evet, başka çaremiz var mı?"
İZSU'ya itiraz etmediniz mi?
"Ses bile çıkartamadım. Neyine itiraz edeyim ki, böyle olacak diyen benim!..."
Yani şimdi siz de, benim gibi evden çıktıktan sonra, "Türkegül Hanım hamam işletiyor" diye mi şüpheleniyor musunuz?
"Yok canım. O senin hüsnü kuruntun. Ne senin sevgili eşinin ne de benim sevgili eşimin hamam işletmekle falan ilgisi yok. Tarife böyle. Herkes ödeyecek!.."
Atık su parası?
"Onu da ödeyeceksin. Ödeyeceksin ki, bu paralarla kanalizasyonunu yapacağız."
İyi de Aziz Bey, bu parayı, yaptıktan sonra almak gerekmiyor mu?
"Olmaz öyle şey. Nereden bulacaz o kadar parayı?"
İyi vallahi, ne güzel iş bu böyle; hem yapılması için para öde, hem de yapıldıktan sonra hizmet veriliyor diye öde..."
Yani, öde babam öde...
Gol atalım derken, "gol yemek" işte böyle bi şey...
 
 
Beterin, Beteri Varmış!
Ucuz kurtulmuşum beyler, ucuz.
Beterin, beteri var derler ya, gerçek doğruymuş...
Uğur Yüce, gerçekten "yüce" bir ağabeyimizdir.
Urla'da oturuyor.
Aziz Bey'in de İzmir'deki en yakın dostlarından biri.
Evi için "malikane" diyen arkadaşlar da var ama, o kadar değil.
Bildiğim kadarıyla 175-200 metre kare arası.
İZSU'cular bir gün kapıyı çalmışlar, "su sayacınız yok, saat takacağız" demişler.
Takmışlar.
Uğur Bey, Urla'daki evinde yemeye, sulamaya da kendi suyunu kullanıyor.
Üstelik bahçesi "suni çim", sulaması yok gibi.
Saat takılı, üç ay içinde toplam 14 liralık bir su faturası geliyor.
Ama bir gün bakıyor ki, su saati yerinde yok.
Çalındığını zannediyor.
İZSU'yu arıyor.
Arızalı olduğu için söktük diyorlar.
Haber falan da vermemişler ha. Girmişler bahçeye, söküp gitmişler.
Ve şimdi sıkı durun.
Bir ay sonra, "ne oldu?" diye sorunca, verilen cevapla beyninden vurulmuşa dönüyor:
"3 bin 900 lira borcunuz var. Sökme-takma parası da şu kadar..."
"Kardeşim" diyor, ben 3 ayda 14 lira su parası ödedim. Bu 3 bin 900 lira neyin nesi?
Sorma ver demiyorlar ama, ödeyemekten başka çaresinin olmadığını söylüyorlar.
Ha bi de hafif yollu "aba altından sopa gösterme" durumu var.
Aksi halde icra takibi başlatacağız...
 
 
Allah düşmanımın başına vermesin.
Yarın ilk işim, Aziz Bey'i arayıp, İZSU'ya başvurup üç yüz küsür liralık su faturama itirazımın  olmadığını söyleyeceğim.
Ne me lazım?
Adamlar kalkıp, "acaba saat mı arızalı" diye söküp götürmeye kalkarlarsa, yandım demektir.
İtiraf ediyorum:
Çeşme'de su "kazık" dediğim için özür diliyor ve duyuru yapıyorum:
Çeşme'de su pahalı değil, sudan ucuz sudan(!)
 
 
Yaptınız mı, Yapmadınız mı?
Uzun süredir çevremdeki çocukları izliyorum.
Bizlerle onların oyun anlayışı, haylazlık ve yaramazlık alışkanları o kadar değişmiş ki, şaşırıp kalıyorum.
Üzülüyorum, tamamen elektronik ve maddesel araçlarla vakit geçiriyorlar.
Mesela...
Bugüne kadar, bakkaldan eve gelene kadar ekmeğin bütün kıtır yerlerini koparıp yiyen bir çocuğa rastlamadım. Çünkü hiç biri ekmek almaya gönderilmiyor. Evin en büyüğü gidiyor(!)
Yine bugüne kadar; ağzını tıka basa leblebi tozuyla doldurup karşındakinin yüzüne yaklaşarak
"papaz" diye püskürteni de görmedim. Leblebi tozunu şekerle karıştırıp yemeyi bilmiyorlar ki?
 
 
Peki bizler çocukluğumuzda neler yapardık?
Biraz nostalji yapalım mı?
Kendimden örnekler vereceğim.
Karataş-Asansör-Mektupçu-Karantina'da geçen çocukluğumda yaptıklarım:
Demir parmaklığı olan evlerin önünden geçerken eldeki çubukla parmaklıktan tırrrrrrrrrrrrrrrrrkkk sesleri çıkarıp ev sahiplerini rahatsız etmeye bayılırdım.
Perdeden perdeye uçarak tarzancılık oynamak ve kopan korniş yüzünden
anneden hafif yollu sopa yemekten hiç bıkıp-usanmadım.
Masanın altına uzay gemisi Atılgan'ı çizip uzaycılık oynamak, çiğnenmiş ekmek içiyle sivri kulak yapıp Mistır Sıpak olmak en büyük zevkimdi.
Bozuk para, düğme, inci gibi şeyleri yutmak ve anne gözetiminde onları lazımlığa şa'apana kadar evden darı aldığım cezalardan biriydi.
"Hadi beni cennete götür'' deyip namaz kılan anneannemin ve dedemin sırtına atlamaktan hiç vazgeçmedim.
Kertenkele yakalamak ve boynuna ip bağlayıp arkadaşlarımın yanında götürmek, en büyük süksemdi.
Küçük yeşil kurbağayı kibrit kutusunun içine koyduktan sonra paketleyip kızlara hediye ederdim.
Evin içine çadır kurup kızılderilicilik oynamak, annem izin verdiği sürece en sevdiğim oyundu.
Buzdolabının ışığının dolap kapalıyken de yanıp yanmadığını anlamak için bıçakla dolap kapısının lastiklerini sökerdim.
Oluklu saçtan çatısı olan çay bahçelerinin çatısına taş atıp taşın çatıdan
yuvarlanırken çıkardığı sesleri dinlemeye bayılırdım.
Kalkıp gitmelerine yakın misafirlerin papuçlarının bağcıklarına kör düğüm atardım.
Apartmanların kapı zillerini veya taksi duraklarının elektirik direklerindeki çağrı zillerini çalıp kaçmaya bayılırdık.
Kedilerin, dört ayak üstüne düşüp düşmediğini görmek için kediyi balkondan
atardık. (Tabi ki çok yanlış)
Dişimle gazoz açmak, kolayı çalkalayıp ona buna püskürtmek, en sık yaptığım işti.
Tuvalete gitmeye üşenip odada bulunan en yakın saksıya gizlice çiş yapmaya bayılırdım.
Sık sık kafamı balkon demirleri arasına, parmaklarımı şişeye veya musluğa sıkıştırırdım.
Aynı anda çekirdek yiyip çiklet çiğnedikten sonra sakızı kızların saçlarına yapıştırmaya bayılırdım.
Balkona gizlenip gelene geçene su tabancasıyla su püskürtmek veya nişan alıp tükürmek büyük zevkimdi.
Yaşıtım olanlar; niye şaşırdınız?
Sanki bu saydıklarımın çoğunu siz de yapmadınız mı?
 
 
Gülmeyin; Başınıza Gelebilir
Motorla seyir halinde olan arkadaşımız, üşütmemek için paltosunu sırtı göğsüne gelecek şekilde ters giyer ve kaskının siyah camını kapatır.
Biraz ileride dengesini kaybeden arkadaş devrilir, düşünce baygınlık geçirir.
Kaza yerine koşan bir kadıncağız, durumu görünce; "Aman Allah'ım... Bu adamın kafası ters
dönmüş" diye çığlık atar ve oracıkta bayılır.
 
Kayınvalide hava alanından alınacaktır. Yola çıkılır.
Alsancak'ta travestiler olay çıkartmış, polis müdahale etmiş, trafik ve ortalık karmakarışıktır. Birden arabanın kapısı açılır ve bir travesti arabaya dalar, "bas bas, gaza bas" diye bağırır.
O andaki korkuyla gaza basılır. Biraz gittikten sonra travesti "sağa çek ineceğim" der ve iner.
Hava alanından kayınvalide alınır. Eve doğru gelirken adam bir bakar ki, travestinin oturduğu ön koltukta oturan kayınvalidenin ayaklarının dibinde 40-41 numara kırmızı topuklu bir ayakkabı.
Ya fark ederse nasıl anlatırım şimdi ben bu topuklu ayakkabının kime ait olduğunu diye başlar kara kara düşünmeye.
Derken akla bir fikir gelir, kayınvalidesine sağ tarafı göstererek "bak buralar ne kadar değişti" der ve o başını çevirince eğilip ayakkabıyı aldığı gibi dışarı fırlatır. VE rahat bir nefes alır.
Eve gelinir. Bagajdan bavullar çıkartılır.
Kayınvalideye seslenir; "Ee..! Anne, insene arabadan...
Kadın cevap verir:
"Dur bir dakika oğlum, ayakkabımın tekini bulamıyorum..."
 
Bir arkadaş Karşıyaka Çarşı girişinde görme engelli bir adamı, kavşakta beklerken görür.
Yardımseverlik damarı kabarır, görme engelli adamın yardımına koşar.
Adamın koluna girer ve sağa sola bakmadan yola atlar.
Tabii o anda acı bir fren sesi; bizimki bir tarafa, kolundaki adamcağız başka bir tarafa fırlar.
Yardıma koşarlar. Çok şükür ikisinde de bir şey yoktur. 
Ayağa kaldırırlar, kaldırıma çekerler, görme engelli adama sopasını verirler.
Adam, "beni karşıya geçiren nerede" diye sorar.
Bizimki kendisini merak ediyor diye sevinip; "ben de iyiyim amca, buradayım" diye elini tutar.
Adam hiddetlenir, "hay ben senin gören gözlerini (bip.. bip..)" diyerek sopayı olanca gücüyle kafasına indirmeye başlar.
Ve bizim arkadaşı yardıma koşan üç kişi görme engelli adamın elinden zor alırlar...
 
NOT:
Şaraptan pek anlamam.
İçimi yumuşak olsun, genzimi fazla yakmasın, benim için yeterli.
Fransız, İtalyan, Amerikan, Türk, hangi marka olursa olsun, farketmez.
Anemon Grup'un kurucusu ve sahibi, Manisalı hayırsever işadamı, Anemon Otelleriyle Türk turizminin duayeni haline gelen İsmail Akçura, Kula yakınlarında "Yanık Ülke" adını verdiği mevkide, aynı isimde gerçekten Türkiye'nin en büyük ve modern şarap tesislerini ve bağlarını kurmuş ve bu isimle; "Yanık Ülke" markasıyla üretiyor.
Muhteşem bir yer, içinde 16 odalı oteli var, restoranı var, mahsenlerinde "şarap tadım" odaları var.
İçimizde "şarap"tan çok iyi anlayan arkadaşlarla davetliydik, gittik.
Tadım yaptık.
İyi anlayanların nasıl sonuncu, benim gibi anlamayan birinin ise nasıl birinci olduğunu, haftaya sizlerle paylaşacağım.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN