Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


"Zenginin Malı Züğürdün Çenesini Yorarmış..."

Yayınlanma Tarihi : 05 - 07 - 2015 : 10:08
Bugün de kendimi züğürt yerine koyup; izin verirseniz bu konuda biraz çenemi yoracağim.
Ne de olsa bu ülkede değişen bir şey olmuyor.
Hoşumuza gitse de gitmese de, beğensek de beğenmesek de su akarını bulunca yolunu da bulup gidiyor.
Bizlere de trene bakar gibi bakmak düşüyor.
 
İki gündür işçi emekli maaşıma yapilan 68.5 lira zamla ne yapacağımı düşünürken gazetelerde yaklaşik 8 yıldır ekranda evlendirme programı sunan Esra Erol'un Fox TV'den ATV’ ye transfer olduğunu okudum.
Esra Erol, yeni kanaliyla aylik 1 milyon 100 bin lira maaşla anlaşmiş.
Gazete haberi öve öve bitiremiyor; efendim "Esra Erol'la İzdivaç" Türk televizyon tarihinin en yüksek bütçeli programı olarak tarihe geçmişmiş...
Hanim kizimiz program başına başına 50 bin lira alacakmiş,  22 günlük mesaisine karşılık ayda bir milyon yüz bin lira kazanacakmiş.
 
Asgari ücretin 940 lira olan gÜnümüz Türkiye’sinde;
2.200 ila 2.500 lira maaş alan, benim gibi emekli olup da 1.440 liraya talim edenler ile saçini süpürge, gözünü kör eden on yıllık bir öğretmenimizin tam 20 aylık maaşını Esra Erol kızımız bir ayda alıyorsa Esra Erol’u değil de on yıllık öğretmen Ayşe Hanım ile eğitimimizin içler acısı durumunu konuşmanın yeri ve zamanıdır diyorum.
 
Yine beyin gücü olarak nitelendirdiğimiz üniversitelerimizde on senelik bir akademisyen veya bir profesör ayda 5.000 bilemediniz 6.000 lira maaş alıyorsa "Esra Hanım’ın bir ayda aldığı maaşı bir akademisyen kaç ayda alabilir?" sorusunu ÖSYM sınavlarında sormamız ve neden bilim adamı yetiştiremediğimizi sorgulamamamız gerekiyor.
Bu arada gece  gündüz demeden it kopukla mücadele eden, namlunun ucundaki arımızın namusumuzun bekçisi on beş yıllık bir polis memuru 2.600 ila 2.800 lira alıyorsa"Asayiş berkemal" demenin anlamına sormak lazim.
 
Çenemi yoracağim dedim ya;
Esra Erol Hanımefendinin bir ayda aldığı maaşı adalet dağıtan on yıllık bir hâkime veya cumhuriyetimizin teminatı savcımıza on ayda veriyorsak sizce de; bu ülkede gelir dağılımını, adaleti, hak ve hukuku masaya yatırmanın ve "Neredesin ey Adalet" diye haykırmanın tam zamanı değil mi?
Emeklileri saymıyorum onlar zaten açlık sınırındalar. 
Onların yaşaması bile bir mucize.
Böyle bir ülkede "Paravan açılsın" komutuyla paravanın her iki yanındaki kadın ve erkeğe izdivaç etme imkânı sunan paravanın açılmasıyla erkek ve kadına"Elektrik aldınız mı?" diyerek elektrik akımı veren Esra hanım kızımıza elektriği bulan Edison’dan daha çok para kazandiran neden sizce ne olabilir?
Cehalet... Cehalet...
 
Yıl 2015.
Bu ülkede Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün "En büyük düşman cehalettir, görüldüğü yerde ezilmelidir" diyerek dile getirdiği cehaletin hala dip diri ayakta durması,  Aziz Nesin’in ne kadar hakli olduğunun da bir göstergesi değil mi?
Esra Erol’a diyecek sözüm yok. 
Parasında pulunda gözüm de yok. 
O sanatını icra ediyor.
Sanata saygı duyarım.
Ama saygı duymadığım, birileri yer içerken diğerlerinin yatağa aç girmesi.
Yani birileri için çal çal oyna , birileri içinde aç aç öl durumu...
 
İşini bilenin kılıcını kuşananın, götürenin eşek yüküyle götürdüğü çirkin bir düzen.
Minareyi kılıfı ile birlikte çalanların el üstünde tutulduğu rezil bir düzen.
Değişir mi, değişmez mi bilmiyorum.
Başınızı ağrıttıysam af ola, kalın sağlıcakla…
 
Doğru Adam ve Doğru Kadın
 
Evliliklerde yanliş adam, yanliş kadin diye bir kavram yoktur.
Byrun bakalim, durduk yerde nereden çikti bu şimdi diye soracaksiniz?
Bir arkadaşim, bIr uçak yolculuğunda yan koltukta oturan
bir adamın alyansını sağ elinin işaret parmağına taktığını fark etmiş.
İşgüzarlik bu ya;
''Bayım alyansınızı yanlış elinize takmışsınız!'' diye sorunca adam;
''Yanlış kadınla evlendim de ondan!'' Karşılığını vermiş.
Ve benim akıl küpü arkadaşım o günden beri " ben de yanlış kadınla evlendim "  diye alyansini sağ elinin işaret parmağina takmaya başlamiş.
 
Peki dedim bizim anguta;
Sen o adama; "Birader sen o kadın için doğru adam mısın diye sormadın mı?
Tuhaf tuhaf suratıma baktı.
Anlamadin galiba; yani kadın doğru adamla mı evlenmiş?..
Gelelim sana, senin eşin için sen doğru erkek misin?
Ne diyon sen diye başladi diklenmeye.
Dur dedim dur celallenme.
Sana bir hikaye anlatayım, kararını öyle ver
 
''Yıllar önce Hawai''de başlık parasına benzer bir uygulama revaçtadır.
Bir erkeğin sevdiği kızla evlenebilmesi için kızın ailesine belli sayıda
inek vermek zorundadır. 
İnek sayısının 10 adet olması gerekmekle birlikte
kızın özelliklerine göre bu sayı değişebilmektedir..
 
Ve adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır. 
Kızlardan büyük olanı bizdeki deyişle -kabul görmeyen- tipte, şanssız bir kızdır ve babası ona 3 inek fiyat biçmiştir; 2 inekli bir teklifi de kabul edecektir; hatta iyi bir pazarlıkla 1 ineğe fit olmaya razıdır..
 
Bir gün adanın zenginlerinden Johny Lingo bu eve geldiğinde herkes onun diğer kızı isteyeceğini düşünür. Oysa yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. 
Herkes en azından isteneni yani; 3 inek ödeyeceğini düşünürken Johny yanında 12 tane inekle gelmiştir!!..
 
O dönemlerde normal bir balayı ortalama bir yıl sürmektedir ama gelin ve damat iki yıllık balayı planlamıştır.
Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün ahaliden biri dönüşlerini haber vermeye gelir gelmesine ama gelenlerin Jony ve eşi olduğundan emin değildir. 
Aslında Johny''i tanımıştır fakat kızdan emin olamamıştır; yaklaşan kadın çok güzel, zarif birisidir.
 
İyice yaklaştıklarında kimsenin tereddütü kalmaz. 
Fakat kızın güzelliği, cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözle bile reddedilmeyecek ölçüdedir.
Yakından bakanlar Johnny''nin 12 inek karşılığında iyi bir alışveriş
yaptığını düşünürler.''
 
Anladın mı şimdi dedim...
Bön bön suratıma bakmaya devam etti.
Aslında bu adam okulda da böyleydi.
Angut du yani!..
"Oğlum, ''Johnny 12 inek ödedi, kız 12 ineklik bir kadın haline geldi..."
Şimdi anladın mı?
 
O'nun anladığını hiç sanmıyorum.
Ama bilin ki,  buhep böyledir; eşinize veya sevgilinize verdiğiniz değer, ona kazandırdığınız değerdir. 
Aslında ''doğru adam'', ''doğru kadını'' inşa eder, ''doğru kadın'' da ''doğru adamı'..."
 
Kavanoz Hikayesine Yorum*
 
İnternette dolaşan meşhur Kavanoz hikayesini duymuşsunuzdur. Zamanı iyi ve üretken kullanmanın yönteminin ipucunu veriyor hani... Önce hikayeyi anımsayalım.
Sonunda yorumumu okursanız sevinirim
 
Zamanın iyi ve üretken olarak kullanıma konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyormuş. *
 
İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine:
“Hadi, küçük bir sınav yapalım” demiş. 
Ve masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. 
Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş. 
Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş:
"Kavanoz doldu mu”
Sınıftaki herkes, “Evet, doldu” yanıtını vermiş. 
 
“Demek doldu ha” demiş hoca. 
Hemen eğilip bir koca küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler. 
Yeniden sormuş öğrencilerine: 
“Kavanoz doldu mu?” 
İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler, “Hayır, tam da dolmuş sayılmaz” demişler. 
"Aferin” demiş zaman kullanım hocası. 
Masanın altından bu kez de bir koca dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. 
Ve sormuş yeniden: 
“Kavanoz doldu mu?” 
“Hayır dolmadı!” diye bağırmış öğrenciler. 
Yine “Aferin” demiş hoca. 
Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış. 
 
Sormuş:
“Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?” 
Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış: 
“ªu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz.” 
“Hayır” demiş öğretmen. “Çıkartılması gereken asıl ders şu: 
Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız.
 
O kavanoz, hergün bize verilen yirmidört saattir.
Kavanoza öncelikle konacak büyük kaya parçaları hepimiz için eş ve çocuklarimiz, yaşiyorlarsa anne baba ve kardeşlerimizdir.
yani ailemizdir.
Diğer tüm işler küçük çakil taşlari, kum ve sudur.
Onun için siz siz olun; Bilgisayar, Facebook, maç, AVM, içki masalari, dizi gibi çakıl kum ve suyla kavanozlarinizi doldurmayın.
Kendinize şu soruyu sorun:
“Hayatımızdaki büyük taş parçaları nelerdir?"
Onları ilk iş olarak kavanozumuza koyuyor musunuz?
Yoksa kavanozunuzu çakıllarla, kumlarla ve suyla doldurup büyük
parçaları mi dışarıda mı bırakıyorsunuz?" 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN