Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Ah O Koltuk Ahhh!..

Yayınlanma Tarihi : 28 - 06 - 2015 : 14:15
Bugün sizi yine 1970'li lise günlerime götürmek istiyorum.
69 ya da 70 yılıydı.
Lise ya sonda ya da ikinci sınıftaydım.
Her halde on altı-on yedi yaşlarında vardım. 
O zamanlar sınıfta kalmak, sınıf tekrarı yapmak hatta belgelenmek bile vardı. 
Ben lise birde ilk yıl çaktım. ikinci yıl da çakacaktım ki, belge almamak için rahmetli babam okudan aldı.
Lise biri üç sene okuduğum için lise son sınıfta 5'inci yılımdı.
Okullar tatil oldu karnemi aldım on üç dersin on biri zayıf.
Hal ve gidiş dâhil.
O zamanlar lise son sınıf öğrencileri durumu ne olursa olsun bitirme sınavlarına girerlerdi. 
Ben de bitirme sınavlarına girdim, müdür muavinimiz çok değerli hocamın destek ve himayeleri sonucu mezun oldum.
Genç nesillerimize kötü örnek olmayayım ama yaramazlıkta bu güne kadar rekorumu kıran olmamıştır sanıyorum. 
Ortaokulu 5 senede bitirmemin sebebi tembelliğim değil yaramazlığım ve kavgacılığımdı.
Sopa yemediğim, yaralanmadığım gün yoktu.
 
 
Namık Kemal lisesi yanılmıyorsam ikinci sınıftaydım.
Her zaman ve her zeminde ismini saygıyla yâd ettiğim ismi bende saklı bir matematik öğretmenimiz vardı.
Hiç koltuğundan kalkmazdı. 
Ne olsa bitse koltuğu boş bırakmazdı.
Kafaya koydum, o koltuktan kaldıracaktım.
Kaldırdım da...
Oturduğu koltuğun altına bir gün raptiye koydum o muhterem insan oturur oturmaz çığlıklar atarak havaya fırladı.
Aradan yarım asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen o hatamı her hatırladığımda pişmanlık denilen duygu benliğimi kemirir.
Ve o muhterem eğitimcinin beni disiplin kuruluna vermeyerek af etme büyüklüğünü göstermesi de başlı başına bir olgunluktur. 
Bir öğretmenin ne kadar özverili ne kadar bağışlayıcı, ne kadar merhametli olduğunun bir göstergesidir.
Mekânı cennet, ruhu şad olsun.
 
 
Uğruna ihtilallerin yapıldığı,
Hükümetlerin düşürüldüğü,
Altı sefer gelip, yedi sefer gidildiği,
Pazarlıklar yapıldığı,
Allah ülkeme ve milletime nasip etmesin ama o koltuğa oturan kişinin bir dönem ipe gittiği başbakanlık koltuğu şu anda boş.
Siyasi parti liderleri biri birlerine cömertçe buyur ediyorlar, ikram ediyorlar, “Bu koltuk senin olsun buyur otur” diyorlar ama oturan yok.
Sanki o koltuğa yaramaz birisi toplu iğne koymuş gibi...
O koltuğa oturanların, erinde gecinde çığlıklar atarak havaya fırlayacağı muhakkak. 
Çünkü o koltuk rahmetli Kemal Sunal’ın “Koltuk Belası” filminde benzin dökerek yaktığı koltuğun aynısının tıpkısı.
Oturanı rahat bırakmazlar.
         
 
O koltukta oturacak kişide mangal gibi yürek olmalıdır.
O koltukta oturacak kişi gerçek manada “Yeter artık söz milletindir” diyecek kadar başı dik alnı açık olmadır.
O koltukta oturacak kişi adaleti, eğitimi, ekonomiyi ayağa kaldırabilecek birisi olmalıdır.
O koltukta oturacak kişi yoksullukla, yolsuzlukla, hırsızlıkla, yalanla, talanla sonuna kadar mücadele etmelidir.
O koltukta oturacak kişinin tek ideali ülkenin bölünmez bütünlüğü, tüyü bitmemiş yetimin kör kuruşunu savunması olmalıdır.
Yoksa o kutluğa oturanın canı rahmetli öğretmenimin canından daha çok ağrıyacaktır.
Çünkü o koltukta on üç yıldır yıkılan değerlerimiz, çiğnenen ilkelerimiz ve hala başkalarının gölgesi vardır.
 
                                     
O koltuk önündeki masada ise:
17-25 Aralık hırsızlık ve yolsuzluk dosyaları vardır.
O masada bir muamma haline dönüşen orta doğu ve güneydoğu meseleleri var.
O masada çözüm adı altında çözülmeye giden yol haritaları var.
O masada “Yeni Türkiye” adı altında bilinmeyen bir yol güzergâhı var.
O masada gelir dağılımındaki adaletsizlik, işsizlik ve yoksulluk var.
O masada köylünün feryadı, emeklinin dramı, işsizlerin çığlığı var.
Bu nedenlerle:  
O koltuğa oturacak kişi ya bu sorunların üstesinden gelecek ya da siyaset sahnesinde silinip gidecektir.
Bunun başka bir çözümü ve izahı yoktur.
Çünkü meydanlarda verilen sözler senet halini almıştır.
Hiçbir lider inkâr edemez “Sözüm senettir” dediği sözleri.
Yoksa bu millet başında paralar o senetleri...
 
 
Cenaze Taşıyanların Öyküsü!
 
Öyküyü yazan ve kimliğini bilemediğimiz hanımefendi diyor ki;
1919 yılı idi. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı. Liseyi yeni bitirmiştim.
Güzel bir kızdım.
Dünür gelmeye başladılar.
Biri avukatmış.
Gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim.
Nişanlandık.
Nişanlımı seviyordum.
Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler hazırlıyordum.
Ama çok geçmedi ki mahallede bir dedikodu yayıldı.
“Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş”, dediler.
Alt üst oldum.
Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu...
Yıkıldım.
Nişanı atıp, ayrıldık.
Aradan 5 yıl geçti.
Evlenmiştim,
 
Bir de çocuğum olmuştu.
1924 yılıydı.
Artık ülkemiz özgürdü.
Bir gün Beyoğlu’nda rastladım ona.
Oğlum yanımdaydı.
Beni görünce titredi, ceketini düğmeledi.
Saygı göstererek durdu önümde.
Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.
Olur, dedim.
Bir büroya girdik.
Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu.
İçerde yardımcıları çalışıyordu.
Siz gerçekten avukat mısınız, dedim.
Evet, dedi.
Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz, diye sordum.
Durdu, başı öne eğildi.
Beni affedin, dedi.
İstanbul işgal altındaydı,
Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu.
Her şeyi didik didik arıyorlardı.
Biz de Anadolu’ya, Milli kuvvetlere ancak cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.
Bu ülke için hayati bir işti.
Bunu size bile söyleyemezdim...
BU VATANI CANLARINI VE AŞKLARINI FEDA EDEBİLENLERE BORÇLUYUZ. 
BİR DE ŞİMDİNİN İNSANLARINI DÜŞÜNSENİZE
 
 
Bu kısa öykünün yazarını bilmiyorum. Bana ileti olarak gönderen arkadaşım da bilmiyor ki, yazarını belirtmemiş. 
Yazarının kalemine sağlık diye düşünerek sizlerle paylaşmak istedim. İnanıyorum ki, okuduğunuza değmiştir!..
 
 
 
Huzurlu, Sağlıklı, Mutlu Olmak İçin
 
Bir dönem tek kanallı günlerde pazar öğleden sonra televizyonda rahmetlı Orhan Boran'ın bir programı vardı.
Yarışmacıya yapacakları anlatırken, "emme basma tulumba gibi kafa sallama yok" der hepimizi kırar geçirirdi.
Bugün ben de benzer şekilde huzurlu, sağlıklı, mutlu olmak için derlediğim bir avuç yapmanız gerekenleri yazacağım.
 
 
AZALTIN:
 
- *Yediğiniz yemeği, yemeğin tuzunu.*
- *Çayın şekerini, kullandığınız eşyaları.*
- *Harcadığınız parayı, boşa geçen zamanı.*
- *Gözyaşlarını, kafaya taktıklarınızı.*
- *Kıyafetlerinizi, kuruntularınızı.*
- *Bilgisayar başında harcadığınız vakti.*
- *Telefonla uğraştığınız süreyi.*
- *İnsanlardan beklentilerinizi, televizyon izlemeyi... *
 
 
*BIRAKIN:*
 
- *Şikayet etmeyi, çekingenliği.*
- *Rezil olma korkusunu, mazeret üretmeyi.*
- *Başkaları için yaşamayı, yapamam düşüncesini.*
- *Olumsuz düşünmeyi, olumsuz kelimeleri.*
- *Surat asmayı, ön yargıyı.*
- *Herkesi eleştirmeyi, herkesi düzeltmeye çalışmayı... *
 
 
*ÇOĞALTIN:*
 
- *Gülümsemeyi, sevmeyi.*
- *Olumlu düşünmeyi, dua etmeyi.*
- *Şükretmeyi, ayaklarınızın toprağa temasını.*
- *Renkli giyinmeyi, sizi iyi hissettiren müzikleri.*
- *İçtiğiniz su miktarını, çocuklarla geçirdiğiniz vakti.*
- *Teşekkür etmeyi, selam vermeyi.*
- *Özür dilemeyi, mazur görmeyi.*
- *Alttan almayı, sevginizi hak edene vermeyi.*
- *İstikrarınızı, hayal kurmayı.*
- *Güzel söz söylemeyi, kitap okumayı...*
 
 
 
İçimde Uhde Kalmıştı
 
Babalar günü için yazmıştım ama yer darlığından yayınlamadım.
Kusura bakmayın bu haftaya kaldı.
Unutmayın ki;
Kaç yaşında olursanız olun, babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur.
Ne zaman ki babanızı kaybediyorsunuz, işte o zaman gerçekten büyüyorsunuz.
Çünkü çınarın gölgesi yok artık üzerinizde.
Sizi farkettirmeden yağmurdan, güneşten koruyormuş meğer o gölge.
Siz de aile kuruyorsunuz, baba oluyorsunuz, sizin de gölge yaptığınız ve koruduğunuz birileri oluyor ama o gölgeyi çok 
Babanız öldüğünde büyüyorsunuz.
Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız, takdirini alacağınız, akşam eve dönecek diye yolunu gözleyeceğiniz, korktuğunuz bir
Babanız yoksa büyüyorsunuz.
Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yok artık.
Hep sessiz ağlayan, suskun seven, en zor dönemde bile yıkılmaz görünen, sırtınızı dayadığınız çınar ağacınız yoksa artık, büyüyorsunuz o zaman işte.
Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak.
Kaç yaşında olursanız olun, babanız yaşıyorsa çocuksunuzdur halen..!
 
 
 
Ünlü Politikacılardan Özeleştiriler !..
 
Dünyanın en eski mesleği olarak "Fahişelik" bilinir... 
Bir dönem dünyanın politika tahtında oturan Reagan'ın bu söze atfen söylediği şöyle bir sözü vardır:
"Bana göre politika, dünyanın ikinci en eski mesleğidir. Ve öğrendim ki, bu ikinci en eski meslek, birinci en eski mesleğe, ona yapışık denecek kadar yakın. Ve aralarında çok büyük benzerlikler var!"
ABD'li film yönetmeni Mell Brooks, "2000 Yaşındaki İhtiyar Adam" adlı yapıtında; "Başkanlar, karılarına yapamadıkları eylemi millete yaparlar" der.
Avustralyalı politikacı Malcolm Fraser ise;
"Kendi kendini eleştirmek, bir politikacı için mutlaka gereklidir. Ama bunu kamuoyu önünde değil, içinde sadece kendisinin bulunduğu bir odada yapması menfaatleri gereğidir."
Politikacıların koyu renkli kıyafetlerinden yansıyan ciddiyetleri için ise şöyle birkaç satır!
Eugene Mc Charty'e göre;
"Politikacı futbol antrenörü gibidir. Oyunun bütün kurallarını ve inceliklerini bilecek kadar zeki olmalıdır. Ve bu oyunun çok önemli bir şey olduğuna inanabilecek kadar da akılsız olmalıdır."
Karşılıklı suçlamalar ve karalar çalınmasına gelince...
Winston Churchill'in düşüncesi şöyledir:
"Politika savaş gibidir. Her ikisinde de yasaktır ama zaman zaman zehirli gaz kullanırız. Savaşta kimyasal sanayi ürünü gazı... Siyasette ise insan ürünü olan gazı..."
ABD'li yazar John Leonard, politikacı para ilişkileriyle ilgili olarak;
"Politika astrolojidir. Para ise onun burçlarıdır" der... 
Nikita Kruşçef'e göreyse;
"Politikacıların hepsi aynıdır. Nehir yokken köprü vaat ederler"...
Simon Cameron'un kayda değer bir itirafı var;  
"Ben dürüst politikacıyım. Beni satın alanlara asla ihanet etmedim."
Bi de bizimkiler öz eleştiri yapıp gerçek yüzlerini gösterseler...
O kadar memnun olacağım ki?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN