Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Gittin mi Baba Gibi Gideceksin...

Yayınlanma Tarihi : 20 - 06 - 2015 : 09:54
Hani bir laf vardır “Ne verirsen, elinle, o gider seninle...” Her ne kadar “öbür dünya” için söylenmiş olsa da, insanın ölüm döşeğinden mezara kadar olan yolculuğunda göreceği ve karşılaşacağı, geride kalanların “merhumu” nasıl uğurladığına da uyarlanabilir.
Çok yakında iki cenazemiz oldu...
Kısa süre önce aramızdan ayrılan, Türkiye’nin 1980-1990 yılları arasına damga vurmuş ve “hatıra kanunları” hala devam eden Eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren, şu günlerde de Türkiye’nin 50 yılının her kademesinde var olan bir başka Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel...
Aralarındaki en açık fark bence şuydu.
Birisi elindeki gücü kaybettikten hemen sonra, o güçle paralel gelişen değeri de kaybetmeye başladı, çevresi gittikçe ıssızlaştı, ölümü de, -tabiri lütfen mazur görün- “gömün gitsin”e kadar uzandı.
Merhumun bu dünyada bu kadar “eser” ve “iz” bıraktıktan sonra göçüp gidişi, aile fertleri dışında kimsenin de umurunda olmadı.
Arkasından Türkiye’nin son 50 yılındaki en önemli siyasetçisi, defalarca başbakanı ve son olarak da Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’i kaybettik.
Türkiye’nin gazeteleri, televizyonları üç gündün onun hatıralarını, geride bıraktıklarını, insanlığını, olgunluğunu, engin tahammül gücünü, hoş görüsünü, uzlaşma kültürünü, “baba” lakabına uygun davranışlarını anlata anlata bitiremiyorlar.
Daha 15 gün de anlatsalar, asla tekrara düşmeyecek, izleyicileri sıkmayacak kadar büyük bir hazinenin üzerindeler. Kendisini yakından tanıyanların, birlikte, yakında yakınında bulunmuşların yanında, kendisiyle hiç karşılaşmamış olanların da anlatacakları o kadar çok şey var ki...
Onu saygı ile, sevgi ile ananlar, sadece onunla birlikte yücelmiş, yükselmiş, iş güç sahibi olmuş, minnetle dolmuş, vefa duyguları ile yoğrulmuşlar değil. Aktif siyasetçiliği döneminde en ağır eleştiri oklarını yönelten siyasi rakipleri, gazeteciler, sosyalistler, sosyal demokratlar, komünistler bile onu sevdiklerini söylemeseler de, saygı da asla kusur etmiyorlar.
 
O, Gerçek Bir Devlet Adamıydı...
Kendime bakıyorum; bu gün üçüncü gündür Süleyman Demirel yazıyorum ve kendimce anlatacaklarımı bitiremiyorum. Hatta biraz daha ileri giderek diyorum ki; biz kayıplarımızın arkasından neden bu kadar ah vah etmek durumundayız.
Örneğin Sevgili Atamız’ın ardından onu aratmayacak, ona yaklaşacak bir kaç yöneticimiz daha olsaydı, O’nu her canımızın yakılmasında, her burnumuzun direğinin sızlatılmasında bu kadar anar mıydık. Anıt mezarını bile bu kadar şikayet kapısı, ağlama duvarı haline getirir miydik?
Bir de Süleyman Demirel, her iktidara gelişinde “devlet adamı” yerine “hükümet adamı” olmayı tercih etmiş olsa, bu kadar saygı-sevgi ve saygı ile uğurlar mıydık?
Merhum Süleyman Demirel’i de bu kadar özlemle, saygı ile sevgi ile anmamızın nedenleri arasında, “gelenin gideni aratması” gibi, kör olası acı gerçeklerle o kadar karşılaşıyoruz ki...
Demirel’in üzerimde bıraktığı iz ve yankıları sizlerle paylaşmaya çalışırken, tv ekranında kendisinin 35 yıl aralıksız koruma müdürlüğünü yapmış Şükrü Çukuroğlu anlatıyordu; yenilenmek yerine, yüzleri değiştirilerek israftan kaçınılan salon koltuklarının hikayesi, İstanbul Tuzla’da merhum Nazmiye Hanım’ın girdiği bir kooperatiften edinilmiş 50 metrekarelik bir yazlık ev...
...ve bu gün 4. gündür tüm Türkiye’nin dağları, taşları, ovaları, ırmakları, yolları, barajları üzerinde yankılanan Çoban Sülü ya da Muhteşem Süleyman hoş sadası...
Gittin mi, Baba gibi gideceksin...
Allah gani gani rahmet eylesin...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN