Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Her An Her Yerde Ölebilmek...

Yayınlanma Tarihi : 17 - 06 - 2015 : 09:02
Duyunca, görünce “Allah kimselerin başına vermesin” diyebileceğimiz olaylar, sokakta, kaldırımda yürüyen, otobüs durağında bekleyen, parkta oturan insanlarımızın başına sürekli gelebiliyor. Hiç yoktan birinin sebep olduğu bir olay, onların hayatını sonlandırırken, geride bıraktıklarını da derin acıların kucağına atıyor.
 
Oysa bu tür yerler, gelişmiş ülkelerde Azrail’in en az uğradığı, ya da hiç uğramadığı yerler. Ama bizde, bir başkasının eğitimsizliğinin, dikkatsizliğinin, hatta azgınlığının, bir an canavarlaşmasının kurbanı oluveriyorlar.
Bu kişiler, dizginleyemedikleri dürtüleriyle, altlarına geçirdikleri aracın tekniğini, teknolojisini, fren mesafesini, fren şartlarını, fizik kurallarını bilmeden caddelerde sokaklarda kime “kısmet” olacakları bilinmeyen canlı bombalar gibi dolaşırken, kendilerinin ve yakınlarının hayatlarını da zehir ediyorlar.
 
Geride bıraktığımız Pazar Güzelbahçe’de bir anne ile henüz 16 yaşındaki kızını hayattan koparan da tam bu cins, en acısı da kanıksanmış, sıradanlaşmış olaylardan birisi. Medeni ülkelerde insanların başına milyonda bir cinsinden gelebilecek olaylar, bizim insanımızın neredeyse yüzde olasılıklarla başına gelebiliyor.
 
Buna kaza denebilir mi? Böylesine korkunç bir olayı “kader, alın yazısı, Allah’ın taktiri” olarak yorumlayabilmek, bundan sonrakileri ıskalamak anlamına gelmez mi?
 
Altlarındaki Aracı Delirtenler...
 
Peki bu ana-kız ölmeyebilirler miydi? Elbet de ölmeyebilirdi. O aracı delirten o sürücü (veya diğer iki sürücü) adam gibi ve ortamına göre araç kullanacak kadar duyarlı, sorumluluk sahibi, kendini ve aracını bilir insan veya insanlar olsaydı, o ana kıs bekledikleri otobüse binecek ve hala aramızda olacaklardı.
 
Narlıdere’den Urla’ya kadar uzanan ve yoğun yerleşim yerlerinin göbeğinden geçen o yol zaten sabıkalı... Aktif gazetecilik dönemimden hatırlarım, o yolda bir “trafik canavarlığı” haberi vermediğimiz hafta geçmezdi. Hala da öyle... Demek ki, bu yolda mevcut önlemlere ek olarak, bazılarının sürat yapmasını önleyecek çok ciddi tedbirler almak gerekiyor.
 
Aynı gün, medeni ülkelerde sıra dışı, ama bizde sıradanlaşmış bir ölüm de Fuar İzmir’de oldu. Genç bir özel güvenlik görevlisi, insanları yağmur suyu kanallarına düşmekten korumak için yaptırılan demir parmaklıkların çökmesi ile o kanala düşüp öldü. Bu çürük yapıyı kim yapmış, kim teslim almış kim gerekli kontrolleri yapmamış, ara ki bulasın? Ama, yazılacak ceza ne kadar büyük olursa olsun, hiç bir gideni geri getirmeyecek.
 
“Koskoca Kamyon”u Görmemek...
 
Dün de Kula’da 5 canımız gitti... Düz yolda seyreden ve içi çoluk, çocuk kadın dolu bir özel araç, sürünücüsünün belki de bir saniyelik dalgınlığı yüzünden yol kenarındaki kamyona bir kamyona arkadan çarptı. Sonuç; en büyüğü 35 yaşında 5 ölü... Kucağındaki çocuğu ile birlikte ölen anne, kendisi ölüp çocuğu annesiz kalan başka bir anne ve evladını gözünün önünde kaybetmiş başka bir anne... Bu dramdan sağ kurtulanlar yaşayacak ama, bunca büyük acılar içinde nasıl bir yaşama olursa artık...
Peki bu insanlar ölmeyebilirler miydi?
 
Birileri ana yol kenarlarına, “bu yolda araç kullanan birilerinin bir saniyelik dalgınlığını, bunca insanın ölüm nedeni haline getirecek” o araç insanı sorumluluk gereği ana yol kenarına bırakılmamış olsaydı, o yolda trafik güvenliğini kontrol etmekle görevli birileri, o araç ve benzerlerini sakıncalı bulup oradan kaldırsaydı, o günahsızlar o yolda ölmezlerdi.
Oysa, o katil aracı araya bırakandan, göz yumana, görmesi gerektiği halde görmeyene kadar sorguladın mı, bundan sonra bu sebeple ölebileceklerin de hayatını kurtarır.
 
Her tarafında bu kadar ölüm tuzaklarıyla bezenmiş bir ülke medeni olabilir mi?
Şu anda bile Türkiye yollarında seyreden sürücüler ve yolcular, saatte kim bilir kaç kez ölüm tehlikesi atlatıyorlardır.
Allah korusun...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN