Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


İkna mı Önemli, İnanmak mı?

Yayınlanma Tarihi : 05 - 05 - 2015 : 09:01
Ortada bir olay var. Olayın, basına yansıyan ölçülerde gerçekleştiği konusunda, hiçbir tereddüt yok.
Ama öyle bir tereddüt alanı yaratıldı ki, hiç kimse, iki tarafın da asıl gerçeği yansıttığına inanmıyor.
Taraflar son derece önemli isimler: “Müddei isim” Ahmet Davutoğlu: Yani bu ülkenin halihazırdaki başbakanı...
“Müdafi isim” ise Abdullah Gül: Yani cumhuriyetimizin bir önceki başkanı...
Her ikisi de aynı partinin hatırlı ve itibarlı isimleri...
Peki, konu ne?
 
Konu şu: Davutoğlu’nun Pensilvanya ziyareti, dönemin başbakanı ile cumhurbaşkanın ortak iradesinin gereği olarak mı gerçekleşmiş; yoksa tek kişilik iradeye sonradan bir ikinci irade mi eklenmiş?
Bu sorunun temel değer olarak cevabı basittir.
Bu basit cevap şudur: Her siyasi parti ve her siyasi mensubiyet, kendi masalını anlatır...
Olaya böyle bakınca gerçeği kimin söylediğini kavramak imkânsızlaşabilir ve taraflar birbirlerinin yalancılığını teşhir eden üslupla her şeyin aksini söyler...
 
Davutoğlu iki yıl önce Pensilvanya’ya gitmiş. Fethullah Gülen’le konuşmuş. İddiasına göre, “gel ülkene dön” davetinde bulunmuş. Hatta kendisine, hiçbir zarar görmeyeceği konusunda teminat vermiş.
Bunu anlatırken hem bir ölçüde kendisini önemsetmek, hem de ziyaret içeriğinin güvenirliğini pekiştirmek için hassas bir açıklamada bulunmuş. Bu ziyaretten Abdullah Bey ile Tayyip Bey’in de haberleri olduğunu belirtmiş.
Yani onların bilgileri dâhilinde, hatta biraz da özendirmeleri çerçevesinde bu ziyareti yaptığını fısıldamış.
Sonra daha ileri giderek şu açıklamayı yaptı: “zihnim çok berrak, ben hiçbir görüşmeyi devlet kaydı dışında yapmadım. Bu bir nezaket ziyareti değildi” dedi.
 
Dönemin cumhurbaşkanı, bu açıklamayı yalanladı. Ziyaretle ilgili olarak “önceden haberim yoktu; sonradan öğrendim” açıklamasında bulundu.
Bu tür açıklamalar, esas itibariyle kamuoyunu muhatap alır ve anlatılanların yalan olduğunu ifade eder.
Sonra?
Sonrası şu: Gül’ün yalanlamasına karşı, Davutoğlu’nun “hayır asıl gerçek benim anlattığımdır” diye konuşması, zımnen Abdullah Bey’in yalan söylediği imasındaki ısrarını ifade eder.
Bir yalanlama ısrarı da Pensilvanya avukatlarından geliyor ve Davutoğlu’nun asıl gerçeği söylemediğini belirtiyorlar.
 
Eğer bu kadar önemli iki şahsiyetler arasındaki yalanlama, bu kadar ısrarlı ve telaşlı olarak tekerrür ediyorsa, bilin ki bu olay sadece iki kişi arasında değil, AK Parti içinde iki kesim arasında önemli bir ihtilaf varlığına işaret ediyor demektir.
AK Parti şu anda en muhataralı seçim dönemini yaşıyor. Böyle bir durumda, bu kadar önemli iki AKP’li şahsiyetin, siyaset imtiyazlarını tartışıyor olması çok şaşırtıcıdır.
Bu manzara temelde bir ihtilafa işaret eder.
Ama asıl ihtilaf manzarası şudur: Acaba halk hangisinin sözüne güveniyor; kimin gerçeği söylediğine inanıyor?
Gelin temel cümleyi tekrarlayalım: “Her siyasi parti erbabı, kendi masalını anlatır..”
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Merkel Şemsiyesi
(17 - 02 - 2016)
İZBAN Ar İle İftihar
(16 - 02 - 2016)
PYD ve YPG Sorunu
(15 - 02 - 2016)
Huzur ve Özgürlük
(13 - 02 - 2016)
Bir Nefret Suçu
(12 - 02 - 2016)
Numan Bey’in Yorum Farkı
(10 - 02 - 2016)
Yanlış Fezlekeler
(06 - 02 - 2016)
Kesin İhraç
(05 - 02 - 2016)
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN