Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Sevgi Kusurları Yok Etmez, Kabul Eder

Yayınlanma Tarihi : 26 - 03 - 2015 : 16:27
Bütün örgütlenmeyi nefret üzerine kurguladığımız dünyamız, günlük yaşamın her saniyesinde yeni bir gerilim, yeni kin kaynakları ve yepyeni düşmanlıklar pompalıyor.
Spor alemi de nasibini alıyor bundan tabii ki.
Mesela geçtiğimiz haftalarda iki derbiyi geride bıraktık.
Bizim için derbi sevgisizliğin kaynağı olmaktan başka bir şey değildir, çünkü rakibimiz düşmanımızdır algısı pompalanmıştır tribün ahalisine.
Martin Luther King..
Bir bilge ve inandığı şeyin peşinden sonuna kadar gidebilmiş bir önder.
İntikamcı duygular beslemenin, kin tutmanın ne kadar yanlış olduğunu bir gün kürsüdeki bir konuşmasının arasına sıkıştırdığı bir cümle ile pek güzel anlatır bu düşünce ve inanç abidesi.
“Göze göz, dişe diş hiçbir zaman geçerli bir yol olamaz. 
Çünkü sonuçta herkesin kör kalması ihtimali vardır.”
Şu son Fenerbahçe - Galatasaray derbisinin sonrasında da ne diş kaldı ne de göz.
Kara değil kör sevda oldu takım sevgimiz ve bir halt olduğuna inandırıldığımız derbi maçımız.
Oysa biz derbi diye diye iki hafta öncesinden başlarız hikayeler düzmeye, oynandıktan sonra da uzun bir müddet üzerinde yoğunlaşıp dedikodusunu yapmaya teşne oluruz.
Oysa öyle derbiler vardır ki; puan cetvelindeki konumlar hatta aynı ligde olmaları bile önemli değildir.
Küme düşmeye razı olan ama rakibine yenilmeyi asla kabullenemeyen derbilerdir bunlar veya sosyolojik, ya etnik, ya da ekonomik farklılıklardan beslenmektedir.
 
 
River Plate-Boca Juniors mesela.
Aristokratlarla proleterlerin hikayesini barındırır içinde.
River Plate stadını Boca’ya vermediği için başlayan didişme asra yakın bir boyutta sürmektedir. Takım kurulduğunda başkan renk kararı vermek üzereyken limana girecek ilk geminin bayrak rengini almaya karar verir ve bir İsveç gemisi belirir uzaktan. O nedenle Boca Juniors’un renkleri İsveç bayrağındaki “mavi-sarı”dır.
 
 
Glasgow Rangers-Celtic mesela.
Tim ve Prod’ların maçıdır.
Katolik ve Protestanlar karşı karşıya gelir orada ve Protestan olan tarihinde ilk defa bir Katolik oyuncu transfer ettiğinde her maç kadrolar statta 10 kişi olarak anons edilmiştir.
 
 
Liverpool-Everton mesela.
Aryanlarla İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlara karşı asker gönderen Liverpool’un maçıdır. Heysel sonrası içine kapanan İngiltere 5 yıllık tedavi sonrasında Everton’u da sistemin içine çekerek asırlık yanlıştan döndürmüş ve ilk Musevi ve ilk siyahi oyuncu transferi gerçekleşmiştir.
 
 
Roma-Lazio mesela.
Sosyalistlerle neo-nazilerin maçıdır.
Roma kenti ortadan ikiye yarılır o derbide. Gol selamı bile olaydır. İki maçtan birinde ortalama 2 ölü çıkar statlardan veya stat çevresinden.
 
 
Barcelona-Real Madrid.
Anlatmama bile gerek yok. 2,5 milyar insana ulaşabilen bir ticaretin körüklediği bir maçtır ama oradaki esas derbi, yani yukarıda anlattıklarıma benzeyen derbi, Real Madrid-Atletico Madrid arasında oynanandır.
Sermaye ile halkın parası karşı karşıyadır orada.
 
 
 
Ya da Karşıyaka-Göztepe mesela.
Bir dünya rekoru çıkaracak kadar seyirci toplayabilen, her fırsatta birbirinin kafasını kırıp gözünü çıkarmaya kalkışan iki kocaman camia.
Adana Demirspor-Adanaspor itişmesi cabasıdır. Sosyal durum farkı ve cepteki para oranı belirler kavganın şiddetini.
Bizim meşhur derbiye gelince.
Tamamen tıraştan ibaret bir gerilimdir ve en az 15 yıldır futbol kalitesiyle değil saha içi ve saha dışı kavgalarıyla, tribün taşkınlıklarıyla anılır.
Bize kendimizi kandırtan maçlardır.
Rakibini yenmenin bir sezonu bile tamamen affettirebildiği bir sonuca dönüktür, sahadakiler de bunu bilir ve ona göre davranır.
Bazı oyuncular kendilerine dayatılan ya da öğretilen biçimde konuşmak zorundadır ve bu da zevahiri kurtarmaktan öteye geçmez. 
Aslında kavga ceket cebi mendilli, kravatlı ve mokasen ayakkabılıların kavgasıdır, kramponluların asla değil.
Bizim son oynanan derbimizin diğer saydığım derbilerle bir tek ortak yanı vardır; o da kazananın mutlak bağışlanabilir olmasıdır.
Bakalım daha ne kadar kandırabileceğiz kendimizi?
Kazananın önde olmamasını bile görmezden gelme nedenidir tabela.
Tabela 1-0 yazdıktan sonra ülkenin büyük bir kısmı mutludur ve takım elbiseli adamlar istedikleri gibi zam da yapabilirler, istedikleri gibi gündem de değiştirebilirler.
Hele bir de maç bitiminde organize küfüre katılan bir oyuncunuz varsa, hemen ‘kahraman’ statüsüne kavuşur ve yaptığı tüm hatalar hatta verdiği yanlış paslar silinir ‘short time memory’ dediğimiz bölgeden.
Bir bağışlanma nedenidir bizim bu garip derbiden çıkacak bir sonuç.
Ve ne yazık ki, bizim dışımızda kimsenin de umurunda değildir.
 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN