Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Bela Geliyorum Demez, Gelir

Yayınlanma Tarihi : 15 - 03 - 2015 : 12:03
Rahmetli Müzeyyen Senar yanında halt etsin.
Buçuk yaşını deviren Derin Bebek, ağzını açtı mı, susmak bilmiyor.
Nasıl yırtınıyor, nasıl bağırıyor bilemezsiniz.
Devlet Senfoni'deki arya sanatçısı mübarek.
Yahu insan bir yorulmaz mı, ağlamaktan bitkin düşüp susmaz mı?
Yok arkadaş, üç kişi yapmadığımız şaklabanlıklar kalmıyor ama o yine de susmuyor.
Ayşe Hanım (kayınvalidem olurlar) dövünüyor:
"Tüh, tüh, nazar değdi torunuma..."
Dünyanın en güzel ikinci kadını, bu sıfatına şimdi bir de "annesi" eklendi:
"Ne nazarı, kimin nazarı değecek ki, ya gazı vardır ya da yeni emdi, altı kirlidir" diyor.
Ben ayakta, müşteriden azar yedikten sonra elinde "buz kovası" ile koşan acemi garson gibi oradan oraya koşturup, verilen talimatları yerine getirmeye çalışıyorum.
Özetle evde herkes; başta Derin Bebek olmak üzere bağırış-çağırış durumdayız.
İşte tam o an, kapının zili çalmaz mı?
Bir bu eksikti diye koşup kapıyı açıyorum.
Bela geliyorum demez ki, gelirmiş.
Karşımda saçı sakalına karışmış, Manisa Tarzanı gibi bir adam.
Aaaaa, bu bizim benden uzak kaldığı sürece kendisi çok sevdiğim Bay İ.K.
Saate bakıyorum; gecenin on biri.
Buyur etmeden girip ayakkabılarını çıkarıyor ve "merhaba, rahatsız etmiyorumdur inşallah" dedikten sonra salona geçip oturmaz mı?
Bizim Türkmen Korosu (Ayşe Hanım-Meltem Hanım-Derin Hanım) arkada bebek odasındalar.
Sevgili karım sesleniyor:
"Kapıcıysa yarın sabah bir süt bir de yoğurt alsın!.."
Ne kapıcısı, bela geldi, bela diyeceğim ama, zor tutuyorum kendimi.
 
 
 
Uzatmayayım, Bay İ.K, gecenin o saatinde, habersiz, elini kolunu sallayarak tebriğe gelmiş.
Meltem Hanım hala süt ve yoğurt siparişinde.
Derin Bebek, avazı çıktığı kadar ağlıyor.
Ayşe Hanım, "yavruma nazar değdi" diye çırpınıp duruyor.
Ben mi?
Bay. İ.K'nın suratına bön bön bakıyorum...
Kafamdaki tek düşünce şu:
Bu adamı dövsem de mi kovsam,
Yoksa balkondan atıp tamamen mi kurtulsam...
Kararsızım.
Ama her an harekete geçebilirim...
 
 
Büyüme Hormunuymuş!..
Benim Bay İ.K her şeyden anlar ya.
Ortalığı şöyle on dakika gözlemledikten sonra teşhisi koydu.
"Evde kaç kişisiniz?"
Senle birlikte beş,
Hayır dedi, altı kişiyiz. Ben gidince beş kişi kalacaksınız.
Birisini daha mı peşine takıp bu saatte getirdin, dememle kahkahalarla gülmeye başladı.
Bu adam hakikaten "manyak ha..."
Dört kişiyiz diyorum, o beş diye ısrar ediyor.
Sayıyorum; "kayınvalide, karım, ben, Derin Bebek..." Başka kimse yok!..
O hala, "hayır bir kişi daha var" diyor.
"...tir lan git, zaten sinirlerim bozuk, ayakta duracak halim kalmamış, bir de seninle mi uğraşacağım" diyeceğim ama diyemiyorum, çünkü adam misafir...
Sonunda, "kimmiş bu beşinci kişi?" diye soruyorum.
O bilmiş edasıyla anlatıyor:
"Bak Hamdi kardeş; o beşinci kişi, büyüme hormonudur. Sizinle yaşamak için gelir, gönlünü hoş tutun ki kalıcı olsun. Sakın ola onu kızdırıp kaçırmayın. O zaman yanarsınız..."
Bu adam iyice saçmalamaya başladı diyorum.
İçimden de; herhalde Balıkova'da kışın oturmak için satın aldığı yazlığında kafayı üşütmüş olmalı diye geçiriyorum. O devam ediyor:
"Bu çok sevgili büyüme hormonu; düzenli olarak kızının ziyaretine gelecektir.
Sen de annesi de onun katkılarını, kızınızın büyüdüğünü gördükçe mutluluğu her hücrenizde hissedeceksiniz. Teşekkür edeceksiniz..."
 
 
 
Eeeeeeeeee...
O'nun sayesinde Derin Bebek, üç ayını mutlulukla tamamladı, şimdi dördüncü ayın içinde.
Yeni yeni yeteneklerini keşfediyorsunuz.
Çünkü o bir bünyeye uğradığında, büyümesi ve çoğalması için hücreleri uyarır.
Kemiklerin büyümesini sağlayıp, kasları geliştirir.
Aynı zamanda proteinlerin sentezine, kasların amino asit asimilasyonuna ve diğer vücut dokularının gelişimine yardımcı olur.
Bu yüzden evinize yerleşen o, kızının hayatında önemli bir kilometre taşıdır.
Sağ ol, var ol be! Başka...
İ.K. hiç istifini bozmadan, benim kinayeli laflarıma aldırmadan anlatmaya başladı:
"Eminim, geçen haftaya kadar daha harika bir düzeniniz vardı.
Derin kızımız; her şeyi kendiliğinden hep aynı saatlerde yapıyor ya da talep ediyordu..."
Doğru dedim.
"Şimdi, birden açmış gibi davranmaya başladı değil mi?
Emdiğinde bile huzursuz olduğundan ve de son ay çok az kilo almış olduğundan mama takviyesine başladığınızdan da hiç şüphem yok."
O da doğru...
Doyunca da huzursuzluğunun geçtiği söylenemez, her an kucakta olmak ister."
Evet, aynen öyle.
"Çok ağlamaya başlaması normal. Paniklemeyin. Bunun nedeni o büyüme hormonudur.
Bebeklerde büyüme atağının ilk işareti sık sık beslenmek istemeleridir.
Büyüme atağı geçiren bebek sürekli huysuz olur. Bazı bebekler bu dönemlerde bütün gece uyanık kalabilir.
Derin kızımızda fiziksel olduğu kadar, bilişsel gelişim de öne çıkmaya başladı. Bu yüzden çok daha aktif ve atik oldu. (Vallahi bu da doğru. Kızım sürekli dönmeye çalışıyor son günlerde. Şaşırtacak derecede hızlı yapıyor artık bu işi. Bezini değiştirmek bile sırf bu yüzden çok zorlaştı)
 
 
 
Ülen Adam Filozof mudur, Nedir?
Sanki çocuk doktoru, çocuk psikoloğu gibi.
Saate baktım gecenin yarısı.
Saçı-sakalı birbirine karışmış Bay İ.K'nın karşısına Menemen bardakları gibi sıralanmış, ağzımız iki karış açık dinliyoruz...
 
 
İyi Geçinmenin Yolları
Aklıma geldi.
Bu adam, bu "büyüme hormonu" mudur, nedir, evimizin yeni ferdinin faaliyetlerini, yaptıklarını, yapacaklarını biliyorsa, onun girişimlerine karşı bizim ne yapacağımızı da biliyor olmalı dedim.
Ayıp, falan demeden sordum.
Bülbül gibi anlatmaya başladı.
Bizler kilitlenmiş durumdayız.
Bir ara "geç oldu kalkayım" demeye çalıştı, "Aman olur mu, yeni geldin. Daha çay demleyeceğiz. Gitmek yok" diye hep bir ağızdan adamı zorla oturttuk.
Kadere bak be arkadaş.
Daha bir saat önce adamı döveyim mi, balkondan aşağı mı atayım derken, şimdi otur diye yalvarmaya başladık.
Hakikaten kahpe bu dünya...
 
 
Büyüme hormonu ile iyi geçinmenin yolu Bay İ.K'ya göre şöyle:
Derin Bebek'i besledikten sonra kısa bir yürüyüşe çıkacakmışız. Bebeğimiz muhtemelen uyuyacakmış, hala uyumuyorsa karnı hala aç olabilirmiş.
Anne sütünün az olduğunu düşünüyorsak panik yapmayacakmışız, bebeğimizi bir sağlık ocağında tarttırabilir ya da bir tartı edinebilirmişiz.
Takviye yapmayacakmışız! Yaparsak Meltem Hanım'ın sütü azalabilirmiş.
Bebeği bir sling ile taşımak işimizi kolaylaştırabilirmiş,
Ve her gece yatarken ve her sabah kalktığımızda, büyüme hormonu zata şöyle dua edecek mişiz:
"Seni çok sevdiğimizi belirtiyor, geldiğinde biraz huysuzlansak da seni yine bekliyoruz!
Gelecek sefer seni kızımızın yeni becerileriyle karşılayabilmek ve yeni yeni hareketlerle uğurlayabilmek dileğiyle!.."
Sonra, "hadi bana eyvallah" deyip çekti gitti.
Ve inanın günlerden beri ilk kez İ.K'nın ziyaret ettiği o gece, sabaha kadar endişe duymadan, huzur içinde yattık.
Sağolasın benim değerli dostum Bay İ.K.
Kapımız sana her zaman açık, istersen her gece saat kaç olursa olsun gelebilirsin... 
 
 
 
Bunu da Başardı
Erdoğan Tözge dendiğinde, sizin bilmem ama benim aklıma Altay gelir.
Tözge'yi severim.
Dünyanın en güzel ikinci kadını Meltem Hanım'ın bana "sucuklu yumurtayı" yasakladığı dönemde, Birinci Kordon'un ünlü balık restoranı Deniz Restoran'a davet edip, "sucuklu yumurta" yediren bir büyüğümdür.
Allah razı olsun kendisinden...
Erdoğan Tözge tam bir İzmir efendisidir.
Altay'ı canından çok sever desem yalan olmaz.
Öyle ki çoğu kez bir eksik-gediği kapatmak için, eşinin harcılığından kesip o parayı kulübe bağışlamıştır.
Erdoğan Abi'nin bir rüyası vardı.
100. yılda Alsancak'ın göbeğine bir, "100. Yıl Altay Heykeli" dikmek.
Kulübün Yüksek Divan Kurulu Başkanı Erdoğan Tözge bunun için tam iki senedir mücadele ediyor.
Altay için yine hiç bir masraftan kaçınmadı, 200 bin lira dediler, tak çıkardı cebinden verdi.
Amacı Altay'ı simgeleyecek olan bronz heykeli kentin belleğine hediye etmekti.
Tasarımını hazırladı, yapımını ünlü heykeltıraşlar Zafer Dağdeviren, Derya Ersoy ve Ali Yaldır'a devretti.
Ve en önemlisi; ne yaptı, ne etti, 100. Yıl Altay Heykeli'ni, Sevinç Pastanesi'nin hemen karşısındaki, Gazi Okulu'nun önündeki Dominik Caddesi’ne dikilmesi için Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Bey'i ikna etti.
 
 
Altay’ın 100’üncü yılına çok yakışacak bu heykeli bir İzmirli olarak doğrusu ben de en az O'nun kadar sabırsızlıkla bekliyorum.
"Kesin kolumu, benim kanım siyah-beyaz akar" diyen Tözge, şimdi heyecanla o heykelin açılışı için çalışıyor.
Heykel, bir aksilik olmazsa 19 Mayıs'ta büyük bir şölenle ve törenle yerine yerleştirilecek.
Hem Altay bir kez daha, hem de Erdoğan Tözge bu eserle bir kez daha ölümsüzleşecekler.
Damarlarındaki kanımız farklı renklerde.
Her Göz-Göz'lü gibi benimki de sarı-kırmızı.
Ama şu kesin.
Nasıl ki her eve bir elektrik süpürgesi lazımsa.
Her kulübe de bir Erdoğan Tözge şart.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN